Kutlu Doğum bereketi

23 Mart 2016 Çarşamba, 01:07

Uzun zamandan beridir onunla aynı mahallede oturuyorduk. Hal, hareket ve işitmiş olduğum söylemlerinden, farklı fikir ve görüşlere sahip olduğunu anlamıştım. Kutlu doğum broşürlerini alıp komşulara dağıtmak için dışarı çıktım. Biraz ilerlemiştim ki onunla yine karşılaştık. Gülümseyerek broşürlerden birini ona uzattım. ‘Önümüzdeki hafta sonu kutlu doğum etkinliğimiz var. Etkinliğimize sizi de bekleriz’ deyince, tebessüm ederek kağıdı aldı ve ‘İnşallah’ dedi.

Bir kaç gün sonra bir komşumuzun evinde yeniden karşılaşmıştık. Bir süre sonra onunla muhabbet etmeye başladık. Ona, ‘ Neden İslam’a değil de boş ve batıl bir davaya hizmet ediyorsun. Böyle yapmaya devam edersen iki dünyada da kaybedenlerden olursun’ dedim. 

O da, ‘O batıl dediğin dava özgürlüğümüzü bize kazandıracak şerefli bir davadır. Sen bizim neler yaşadığımızı, neden bu yolu seçtiğimizi biliyor musun ? Biz küçük bir köyde kendi halinde yaşayan bir aileydik. Bir sabah silah sesleriyle uyandık. Evimizi basıp bizi dışarı çıkardılar. Evimiz ve hayvanlarımız dahil tüm köyü ateşe verdiler. Köyümüzü terk etmemizi aksi takdirde daha kötü şeyler yapacaklarını söyleyip gittiler. Ağabeyimle babamı da beraberinde götürdüler. Ağabeyimden bir daha haber alamadık. Babam ise yapılan işkenceler yüzünden sakat kaldı. İşte o günden sonra kurtuluşumuz için çalışan önderimizin yoluna bağlı kalmaya yemin ettim’ diye cevap verdi.

Bu sözlerinden sonra o genç kıza çok acımış ve ön yargılı davrandığım içinde çok üzülmüştüm. Çünkü dışarıdan göründüğü gibi biri değildi. Anladım ki o, özünde temiz ama kirli planlarla kandırılan, batıl bir davaya hizmet etmeye mecbur bırakılan binlerce kişiden sadece biriydi. 

Ona, ‘ Yaşadıklarınız gerçekten de kolay şeyler değil . Maalesef böylesi zulümlere maruz kalan sizin gibi binlerce mazlum var. İnan her dinlediğimizde, her okuduğumuzda bu kardeşlerimiz için içimiz yanıyor.

Ama, siz kurtuluş ve özgürlüğü yanlış yerde, yanlış kişide arıyorsunuz. Özgürlük ve kurtuluşa ermenin tek yolu yeryüzünün eşsiz önderi olan Hz. Muhammed’e ve onun aziz davası İslam’a tabi olmaktan geçer. Çünkü o sizin gibi zulme uğrayan mazlumların hamisi ve sahibidir. Eşsiz adalet ve merhametiyle insanları kölelikten, kula kul olmaktan kurtarıp onlara şeref kazandırmıştır. Bir eşya, bir hayvan kadar bile değer verilmeyen kadınları zelil halden kurtarıp yücelten; zengin- fakir, köle- hür ayrımına son vererek sömürgeci çarpık düzeni yerle bir etmiştir. Ayrıca size bu zulümleri reva gören ırkçı zihniyetin köküne asırlar öncesinden ; “Siyahın beyaza, beyazın siyaha, hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir” diyerek kibrit suyu dökmüştür’ dedim.

Bu sözlerimden sonra o genç kızın gözleri dolmuştu. Bana, ‘Hz Muhammed gerçekten de böyle biri mi? Bizi bu kadar düşünüp sahiplenmiş mi? Ama bize öyle anlatılmadı. Bize onun insanları geride bıraktığı, sadece Arapları temsil ettiği söylendi.’ dedi.

Bende ona, ‘Bunun gerçek olup olmadığını anlamanın yolu, onu tanımaktan geçer’ dedim. Sonra eve gidip peygamberimizin hayatını ve onun yüce ahlakını anlatan kitaplar getirip okuması için ona hediye ettim. Bu olaydan sonra onunla kutlu doğum etkinliği çalışmaları sebebiyle tekrar görüşemedim.

Nihayet heyecanla beklediğimiz etkinlik günü gelmiş ve ben de meydanda yerimi almıştım. Bir ara uzaktan bir bayanın bana el salladığını fark ettim. Dikkatlice bakınca o gün konuştuğum genç kız olduğunu gördüm. Yanına gidince onu ‘Eşsiz önder (SAV), izindeyiz’ bandajıyla görünce çok sevindim. Sevinç gözyaşlarımı tutamadım. Çünkü Rabbimin lütfu keremiyle bir kutlu doğum bereketine daha şahit olmuştum. Ve o gün bir kez daha anladım ki kalpler Allah’ın elindedir. O, dilediğinin kalbine hidayetini verir. Bizim gibi acizlere düşen ise ümitvar olup her kalbe, Muhammedi sevdayla tanışması için bir fırsat sunmaktır.

(Arzu AŞKIN)