MAZLUMDER Meselesi

13 Nisan 2016 Çarşamba, 16:24

Peygamberin (as) Erdemliler İttifakı (Hılfıl Fudul) ve Kuran kaynaklı “Adalet” anlayışını temel alan kurucu değerlerini, ısrarla ve kararlılıkla sürdürmekten başka amacı olmayan MAZLUMDER ve mensuplarına yönelik olarak bazı çevre ve kişiler; gerçekle ilgisi olmayan, doğruyu yansıtmayan bir algı oluşturma çabasını giderek sistemli bir saldırıya dönüştürmüş bulunuyorlar.

Üzülerek belirtmek gerekir ki, bu çaba ve saldırılar; ahlaki değerleri hiçe sayan, ilkesizliği hayat tarzı haline getiren, her yolu meşru gören, çıkar ve güç karşısında eğilmeyi erdem sayan, yalan ve iftiradan sakınmayan, toplumu aldatmayı beceri kabul eden, tarafgirliği adaletin önüne koyan İslami Camianın bir kısım sözde mensupları tarafından yürütülmektedir.

Adil duruşunu sürdürmekte acze düşüp hırsına yenilen, şöhret ve çıkar peşine düşen, hak yerine gücün yanında yer almayı seçerek savrulan kimi MAZLUMDER üyelerinin de bu saldırılarda rol aldıkları ibret ve şaşkınlıkla izlenmektedir.

İki gurup da iktidarın isteği ile harekete geçtiklerini bir yerlere duyurmayı özellikle ihmal etmeyerek karşıt bir siyasal tutum içine girdiği yalanıyla iktidarın MAZLUMDER'i hedef almasını planlamaktadırlar.

Hâlbuki MAZLUMDER, politik tarafgirliğin kışkırtılarak toplumsal kesimler arasında kamplaşmanın, kutuplaşmanın ilerletilmesinin adaleti değersizleştirdiğini gördüğü için tarafsız ve sivil kalma tavrını bilinçli bir ısrarla sürdürmek için çabalıyor.

Çalışma alanı İnsan Hakları olan MAZLUMDER'in temel referansı İslam olduğundan Kuran'ın emrettiğinden hareketle haktan ve adaletten yana olmayı, tarafgirliğe tercih etmeyi zorunlu görüyor: “Ey inananlar! Adaleti titizlikle ayakta tutunuz; kendiniz, anne babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Haklarında şahitlik ettikleriniz zengin olsunlar, fakir olsunlar, Allah onlara sizden daha yakındır. İğreti arzularınıza uyup adaletten sapmayınız. Eğer şahitlik ederken dilinizi eğip bükerseniz ya da doğruyu söylemezseniz, muhakkak ki Allah yaptıklarınızı bilir.(Nisa 135)

MAZLUMDER; adil duruşunu koruyabilmek için, hiçbir partinin ve iktidarın ne yanında ne karşısında yer almama ilkesini esas almaktadır. Buna rağmen; aynı köklere mensup AK PARTİ iktidarının diğerlerinden daha başarılı olmasına ayrı bir önem ve değer atfetmekten geri durmamıştır. Başta “Çözüm Süreci” olmak üzere attığı olumlu adımları övgüye değer bularak anmaktadır. Bunun için, yarım kalan “Çözüm Süreci”ni tamamlayarak Kürt Meselesini çözme onurunu AK PARTİ'nin elinde tutmasını gönülden arzu ediyor.

Anılan çevreler; birbirine taban tabana zıt inançlara sahip olduklarını çok iyi bildikleri halde MAZLUMDER ile PKK arasında ideolojik birliktelik bulunduğu iftirasını ahlaksızca yaymaya çalışıyorlar. Üstelik bunun Müslümanları tekfir etmek anlamına geldiğini ve kendilerinin de küfrüne sebep olduğunu bilerek göze alıyorlar.

Geçmişte ve günümüzde Müslümanların yaptığı zulüm ve haksızlıklara bile karşı çıkmakta tereddüt etmeyen MAZLUMDER'in, PKK'nin yaptıklarını meşrulaştırdığını iddia etmek gibi akıl dışı bir iddiayı haince ve ahlaksızca dillendiriyorlar.

Oysa MAZLUMDER'in özellikle çatışma bölgesinde yaşayan mensupları adil duruşlarını kaybetmemek için hem Devletin hem Örgütün baskısına risk alarak, bedel ödeyerek direniyorlar. Örgütün yanında yer almamaktan ötürü her biri veya yakınları birçok kez tehdit ve saldırıya muhatap olmuştur. Çok zor şartlar altında yaşıyor ve çalışıyorlar. Buna karşılık; hiçbir zarara uğramayanlar, tehdit ve saldırıya muhatap olmayanlar, rahat köşelerinden ahkâm kesenler iftiralarıyla bu insanları bir de arkadan vuruyorlar.

Bir Müslümanın böyle davranması düşünülebilir mi? Yaptıkları kabul edilebilir, hoş karşılanabilir, mazur gösterilebilir mi? Bu utanç verici aşağılık bir tutum değil midir? Allah'tan zerre kadar korkan buna tevessül edebilir mi?

Hâlbuki MAZLUMDER'in yaptığı; “zalime karşı mazlumdan yana” ilkesini hiçbir istisna gözetmeden, çifte standart ve tarafgirliğe yönelmeden uygulamaktan ibarettir. Ulus devletin ırkçılığa dayalı red, inkâr ve asimilasyon politikalarını zulüm, baskı ve şiddet kullanarak dayatmasına karşı çıkarak tarih boyunca bu misyonun en dikkate değer temsilcileri olan peygamberleri izlemeye çalışıyor. Kürt halkının gasp edilmiş haklarını asıl savunması gerekenlerin Müslümanlar olması gerektiği inancıyla, sessizliğe gömülerek imtina edenlerden, zalimin tarafında yer alanlardan olmamak için çabalıyor.

Anlayacağınız, MAZLUMDER sizin görevinizi de üstlenerek yüzünüzü ağartıyor. Sizler ise, sahip çıkacağınıza ithamlarla onu yıpratmaya kalkıyorsunuz. Suçladığınız zalimlerle aynı mantıktan hareket ederek zulme alet oluyorsunuz! Gerçekleri ters yüz ederek algı operasyonlarına ve saldırılara malzeme taşıyorsunuz.

Tüm zorluklara rağmen doğruları dile getirebilmek, haktan yana davranabilmek, sivil vasfını koruyabilmek için hibe dâhil hiçbir kuruluş ve fondan maddi destek almayan, üyelerinin katkılarından başka kaynağı olmayan bu nadide yapıyı yıkmak istiyorsunuz! Bu erdemi göstermeyip maddi güçle başarıyı yakalayacaklarını sanan, bunun için el açarak bağımsızlığını, sivilliğini ve üretkenliğini yitirenlerin tetikçiliğine soyunuyorsunuz!

Dinleyip kulak asmadıkları halde, “İşittik” diyenler gibi olmayın.”(Enfal 21)

(Mehmet Alkış)