Mazlum Susa

26 Haziran 2016 Pazar, 02:03

Okullar nihayet tatile girmişti. Bu yüzden Furkan çok sevinçliydi. Çünkü bütün bir sene tatilin gelmesini beklemişti. Onun için tatil demek çok sevdiği  kuran kursuna yeniden başlamak demekti. Ertesi gün erkenden uyandı. Takkesini, Kuranı-ı Kerim’ini alıp koşar adımlarla kursun yolunu tuttu.

Heyecan içinde kurstan içeri girdi. Oradakilere selam verip yerine oturdu. Yusuf hoca gülümseyerek Furkan’a baktıktan sonra :

- "Evet herkes geldiğine göre artık dersimize başlayabiliriz. Ama önce size söyleyeceklerim var. Hepinizden yarına kadar İslami bir konu seçmenizi ve bu konuyu bir kompozisyon ödevi şeklinde hazırlamanızı istiyorum. Sonra herkes ödevini okuyarak bizlerle paylaşacak. En beğenilen yazı birinci seçilecektir" dedi.

Yusuf hoca öğrencileri tarafından çok seviliyordu. Bu yüzden öğrencileri onun her söylediğini seve seve yerine getiriyorlardı. Kurs boyunca öğrencilerinin yararına olacak birçok etkinlik düzenler, bu sayede öğrencilerinin farklı konularda kendilerini geliştirmelerine yardımcı olurdu. Hocasının bu sözlerinden sonra Furkan da diğer öğrenciler gibi heyecanla acaba ne yazsam diye düşünmeye başlamıştı.

Kurstan eve döndüğünde çok düşünceliydi. Annesi bu durumu fark etti. Furkan’a:

- Hayırdır evladım, çok dalgınsın  bir sıkıntın mı var? diye sordu.

Furkan hocasının bir ödev verdiğini fakat bu ödevin konusu hakkında hiçbir fikrinin olmadığını belirtti. Annesi gülümseyerek;

- Evladım buna mı canını sıktın? Merak etme ben sana yardım ederim, ama önce yapmamız gereken daha önemli bir şey var. Sabah bana ne hatırlatmıştın, unuttun mu? Bugün 26 Haziran, yani Susa’nın şahadet yıldönümü. Hadi birlikte Susa şehitlerine Yasin-i Şerif okuyup dua edelim. Sonra ödevini yapman için sana yardımcı olmaya çalışırım, dedi. Furkan:

- 'Tabi ya ! Nasıl da düşünemedim. Buldum, buldum! Susa, mazlum Susa’yı yazacağım' dedi. Ertesi gün öğrenciler bir bir tahtaya çıkıp ödevlerini okuyorlardı. Sıra Furkan’a gelmişti. Tahtaya çıkıp yazısını okumaya başladı.

Ey Susa… Mazlum Susa… Yıllar önce bir haziran  gününde ilahi bir nağmede tanıdım seni. O zamanlar mazlumiyetini anlamayacak kadar küçüktüm. Ama hüznünü küçük yüreğimde hissedebiliyordum.  Bu yüzden haziran ayını hiç sevmezdim. Gelmesini de istemezdim. Çünkü biliyordum, haziran yalnız gelmezdi. Beraberinde acıyı, hüznü, mazlumiyeti kısaca seni getirirdi. Her gelişinde yiğit Hüseyin’in tekbir sesleri bir kez daha çınlardı kulaklarımda. Kana boyanmış mescidinin hayali belirirdi gözlerimde. Ve acın, acın yeniden tazelenirdi. Bir kez daha kor ateş düşerdi yüreğime. Çocukluk bu ya kendimce bir çare bulmuştum seni unutmak için. Günler öncesinden takvimin 26 Haziranı gösteren sayfasını koparırdım. Ama bu pek işe yaramazdı, çünkü sen takvim yaprağında değil, yüreğimdeydin. Seni nasıl unutabilirdim ey mazlum Susa…

Furkan’ın bu içli yazısı herkesi hüzne boğmuştu. Kimseden çıt çıkmıyordu.  

Yusuf hoca da bu hüzünden nasibini almış gözyaşlarına hakim olamamıştı. Titreyen bir ses tonuyla, öğrencilerine:

- Sizce birinci kim? diye sordu. Tüm öğrenciler hep bir ağızdan :

- Mazlum Susa! diye haykırdılar.

(Arzu AŞKIN)