Zindanları lâl eden feryatlar

06 Eylül 2016 Salı, 17:45

Yusufi bir yiğitten söz edeceğim. Cesaretiyle Hz. Hamza’ydı. Hayâda takipçisiydi Hz. Osman’ın. O da onlar gibi sevdalısıydı Hz. Peygamberin.

Diyarbakırlıydı. Adını Peygamber (s.a.v.)’den almış bir yiğit.

Camide ders alıyor abisi olan Seyda’sından. Hatim etmiş Kur'ânı, arkadaşlarına da öğretiyor daha o küçük yaşlarında.

Yıl olmuş 1990. Yaş daha 11 – 12.

PKK örgütü gücünün doruğunda. Haber göndermiş dört bir yana: “Türkler bizi İslam dini ile kandırdı. Bu yüzden terkedilecek Kur'ân.”

Yüce Allah’ın Kelamı bu. Terk eder mi Müslüman olan.

Artık her yerde kan var, her yerde zulüm. Öyle ki Cami basılıyor ve kurşuna diziliyor Müslümanlar.

Müslüman Kürt gençleri PKK çeteleri tarafından birer birer katledilirken, Batıdaki Müslüman Türklerde ölüm sessizliği.

Devlette ise “Kürt Kürt’ü öldürüyor” sevinci.

Kendilerini savunmaktan başka çaresi kalmayan Müslümanlar, bölgede PKK çetelerine dünyayı dar etmeye başladılar. Bu durum hem PKK’yı hem de kirli devlet organlarını da rahatsız ediyor.

Devlet aklı bu gencecik Müslümanları PKK’dan daha tehlikeli bulmaya başlıyor. Ve zulümlere devlet zulmü de ekleniyor.

Artık imtihan Kürt Müslümanlar için gelecek tarihlere ibret olacak olaylara sahne oluyor. Öyle ibretlik olaylar yaşanıyor ki, dünyanın her yerindeki Müslümanların dua ve gözyaşlarını hak edecek bir duruma geliyor.

F.Gülen ise utanmadan emniyet Müdürlerine verdiği talimatlarla Müslüman Kürtlerle uğraşmaktaydı.

Müslümanlar evlerinden çıktıklarında anneleriyle, babalarıyla, kardeşleriyle, eşleriyle, çocuklarıyla helalleşiyorlardı. Helalleşenlerin pek çoğu şehadet şerbetini içerek Rabbine koşuyorlardı. Bu öyle bir şehadet bilinciydi ki, kimseninkine benzemezdi. Bayrak şehidiymiş, toprak şehidiymiş ya da son zamanlarda cıvıtarak söylenen Demokrasi şehidi değillerdi.

Onlar İslam şehidi. Yüce Allah’ın emrettiği tevhidi davanın şeksiz ve şüphesiz şehidi. Kanını Kur’ân için akıtan Kur’ân şehidi. 

Yaş: henüz 16 - 17

Ne baskılar, ne de ölümler davasını terk ettiremedi.

Kininden kudurmuş küfrün bekçileri.

***

Diyarbakır Ziya Gökalp lisesinde PKK’lı çetelerin defalarca saldırısına uğruyor.

Derken lise son sınıfa geçiyor.

Bir yandan Üniversite sınavına hazırlanırken bir yandan da PKK’lı çetelerin saldırılarına karşı kendini ve genç kardeşlerini korumaya çalışıyor.

Böyle karışık bir ortamda bir gün eve gelirken PKK’lı çetelerin bıçaklı saldırısına uğruyor ve sırtına saplanan bıçak Akciğerlerini patlatıyor. On gün yatılı tedavi gördüğü Diyarbakır devlet hastanesinde henüz tam iyileşmemişken, polisler tarafından göz altına alınıyor. “Neden PKK’lılar sana saldırdı. Sen Hizbullah örgütüne mi mensupsun?” gibi cevabını bildikleri saçma sapan sorular soruyorlar. 

Saldıranlar serbest, yaralanan ise gözaltına alınıyor. İşkence altında öleceğinden korktukları için serbest bırakılıyor ama akciğerleri tekrar kanadığı için ailesi tarafından hastaneye kaldırılıyor.

Bir tek PKK mı? FETÖ’cü polislerin ve o dönemin kirli karanlık devlet çetelerinin de kumpasları ve saldırıları var.

Ve düzmece olarak hazırlanan dosyalarda tutuksuz olarak yargılanıyor. Hasta haliyle mahkemelerine kendi ayağıyla gidip katılan gencecik Müslüman, bir anda tutuklu yargılama kararıyla karşı karşıya kalıyor.

Daha tam olarak iyileşmeden Diyarbakır cezaevine konuluyor.

Ailesinin yaşadıklarını ise ondan farklı değil. Dünya düşman olmuş düşman. Ne akraba kalmış, ne Müslümanlardan başka bir dost. Öyle ki bazı akrabaları soyadını bile değiştirmeyi düşünüyor. Yüce Allah dost ya, bu onlara yetiyor.

Derken sınıf arkadaşları da gözaltına alınıyor. Kumpaslar kuruluyor. 17 – 18 yaşlarındaki bu Müslüman gençler mağdur oldukları halde cezaevine atılıyor. Olaylar bununla bitmiyor. Faili meçhul olaylardan bir kısmını yükleyebilme hesapları yapıyordu devlet kılıklı çeteler.

Cezaevinden yasadışı bir şekilde alınarak işkenceye götürülüyor Mehmet’im. Bu işkenceler esnasında testisleri patlıyor. Devlet hastanesinde mahkûm koğuşuna götürülüyor. Kısa süreli tedaviden sonra tekrar işkencelere devam ediliyor.

Ailesi cezaevine gidince oğluyla görüşemiyor. Öldürülüp cesedinin bir taraflara atılmış olacağından endişe ediliyor.

O, cezaevinde kanunsuz bir şekilde işkenceye alınırken, ailesinin evi ise her gün basılıyor. Ayakkabılarla namaz kılınan odalara girilip, anne babasına bağırıp çağırıp, hakaretler ediliyor. Bir genci kurban almak bu zalimlere yetmemiş, abilerini de istiyor.

Hem PKK’dan hem de Devletten baskı ve zulüm. Uzun uzun yargılamalar sonucunda faili meçhullerle dolu sahte dosyalar oluşturuluyor. Öyle ki sanığı yakalanmış ve dosyası kapanmış faili meçhuller bile bu dosyada yer alıyor.

Uzun yıllar yargılamalar devam ediyor. Değişik illerde cezaevlerine konuluyor. Diyarbakır, Bingöl, Elazığ, Siirt, İzmir, Manisa… Ailesi peşi sıra il il geziyor. Cezaevinde uzun bir süre akılını yitiriyor. Öyle ki cezaevinde bakılamayacak hale geliyor.

Ku'ân aşıklarına, Peygamber Sevdalılarına yapılan bu zulümlerden arşı ala titriyor.

Zindanın duvarları lal oluyor lal.

Ama merhametsizlerin vicdanı zerre kadar etkilenmiyor.

Ve hüküm veriliyor. Kırılıyor birkaç kalem. İdam yasada olmadığı için ona muadil cezalar veriliyor.

Cezaevinde yatmakta olduğu bu 22 yıldan 15’ni Ak parti iktidarı zamanında tamamlıyor.

Allah yolunun fedaisi olan bu gençleri ne PKK’nın zulümleri, ne FETÖ’nün yaptığı kumpas, baskı ve işkenceleri yaralamıyor. Görüşlerine gittiğimde gördüm ki onları 15 yıldan beridir Müslüman bildikleri iktidarın ölüm sessizliği yaralıyor. İktidar ölüm sessizliğiyle bu zulme ortak olmuş bu onları daha çok üzüyor.

(Dr. Ayhan Sevinç / Egesiyaset.com)