Medya veya Ümmetin aklı ile alay edilmesi

03 Kasım 2016 Perşembe, 13:19

YEMEN

Uluslararası şer güçlerinin Suud Hanedanı ve Körfez Emirlikleri ile beraber Yemen’e karşı yürütmüş olduğu kirli savaş 20 aydır tüm barbarlığı ile beraber devam ediyor.

Körfez orjinli medyanın pompalamış olduğu ve Siyonizmin zamanımızın en güçlü silahı olan sosyal medya ile de tazyikli bir şekilde akıttığı haber(!) lağmları, ümmetin aklı ile adeta alay ediyor, ki bu akıl tutulması özellikle Yemen üzerinden bütün çıplaklığı ile kendini gösteriyor.

Suud Hanedanının cömertçe harcamış olduğu petrodolarlarla yanına aldığı kimi sözde islami devletlerden müteşekkil “İslam Ordusu(!)”, yetmiş yıldır işgal altındaki Filistin veya Mescid-i Aksa ile ilgili yanlışlıkla da olsa bir kelime dahi etmezken, Yemen konusunda kırmızı görmüş boğa gibi öfke ile hareket etmesi asli niyetini de ortaya koyuyor.

Mansur Hadi’nin Suud’un başkenti Riyad’daki ikametgahında ABD ve İngiltere büyükelçileri ile habire toplantılar düzenlemesi, Büyük Şeytan’ın kendisi (ABD) ve onun fikir babasının (İngiltere) bu bölgedeki çıkarlarına uygun hareket ettiğini gösteriyor.

Medyanın Yemen olaylarına ısrarla mezhebi farklılıklar açısından yaklaşması, bölgedeki unsurların destek veya karşıtlığını mezhepler üzerinden vurgulaması, "ABD ve İngiltere’nin İslam’ın acaba hangi mezhebinden oldukları" sorusunu yanıtsız bırakıyor.

IRAK

Musul operasyonu çerçevesinde de ilginç olaylar yaşanıyor. Operasyon öncesinden başlayan ve medyanın hergün gündeminde olan kurtarıcı ve işgalci roller var, ama bizim bidiğimizin aksine. Nasıl mı?

Bir tarafta kurtarıcı rolüne büründürülen işgalci ABD ve Batılı şer ittifakı, diğer tarafta ise işgalci ve kana susamış olarak sunulan Irak’ın milli unsurlarından müteşekkil gönüllü halk gücü Haşd-i Şabi.

Medyada, daha doğrusu Türkçe yayın yapan yazılı, görsel ve digital medyada, şeytanlaştırılan Irak’ın milli unsurlarının (Haşd-i Şabi) Musul harekatı, Yemen olaylarında olduğu gibi yine mezhebi okumalar üzerinden okuyucuya sunuluyor.

Haşd-i Şabi’nin DAEŞ’ten aldığı yerlerde intikam eylemleri düzenlediği, Camiileri yerle bir ettiği ve diğer mezhebe mensub Iraklıları işkencelerden geçirdiği ile ilgili yığınla haber(!) lağmları, kaynaksız ve yine Körfez medyası orjinli olarak pompalanıyor.

İşgalci batılı şer ittifağının sorumlu olduğu bu mezhebi yaklaşımlar üzerinden okumalar ve akabinde meydana gelen olaylar, maalesef ısrarla mezhep örtüsü ile örtülüyor ve asıl fail bu şekilde saklanılıyor.

Hrıstiyan alemi beşyüz yıl sonra Evangelistler ile Katoliklern tarihi yakınlaşmalarını yaşadığı bu günlerde İslam dünyası, henüz yeni mezhebi farklılıklarının farkına vararak tarihinin en iğrenç ve anlamsız savaşlarına sahne oluyor.

SURİYE

Altıncı yılına giren kirli savaş ve Siyonist İsrail’in tarihinde olmadığı kadar kendini güvende hissetmesi...

Aynı Yemen ve Irak meselelerinde olduğu gibi Suriye meselesi de maalesef mezhebi okumaların fiziki olarak Suriye’yi, ruhi olarak ise bütün bir ümmeti harebeye çevirdiği bir sorun olmaya devam ediyor.

Ümmetin aklı ile alay eden mihraklar, Siyonizm tehlikeye düştüğü bir demde “Arap Baharı” adlı süslü bir projeyi hayata geçirmiş ve eskileri yenileri ile değiştirmiş ya da bütün bir coğrafyayı istikrarsızlaştırmıştır.

Siyonizmin en güçlü silahı sosyal medyanın bu proje çerçevesindeki kanıtlanmış başarısı(!) ve hali hazırda sürdürmüş olduğu hizmetler(!) yada başarılar(!) ümmet tarafından doğru okunmadığı içindir ki bu kirli savaş, bütün yıkıcılığı ile devam ediyor.

Siyonizme karşı savaş cephelerinde yenilmez olduklarını ümmete kanıtlayan ümmetin gururu İslami Direniş cepheleri (HAMAS, İslami Cihad, Hizbullah, vb.), yine Siyonizmin projesi olan mezhep okumaları üzerinden maalesef ümmet nezdinde mahkum ediliyorlar.

Uluslararası Siyonizmin oyununu okuyarak bozmaya çalışanlar da, yine malum medya veya sosyal medya tarafından saldırıya uğruyor.

Suriye’nin Rusya ile ittifak kurmasına itiraz edenler, nedense Yemen’de Suud’un ABD ve İngiltere ile olan ittifağına ses çıkarmıyorlar yada çıkaranları susturuyorlar/sansürlüyorlar.

Yemen’de ABD ve İngiltere’nin bombardımanı doğru, Suriye’de Rusya’nın bombardımanı yanlış. Yada Rusya’nın Suriye’de yaptıkları iyi, ama ABD-İngiltere’nin Yemen’de yaptıkları kötü. İşte mezhebi okumaların ümmetin aklı ile nasıl alay edildiğinin belgesi.

Ve son olarak: Mezhebi okumalar ve sivrileşmeler ile birbirlerini katledenler acaba şunu merak ediyorlar mı? ABD, İngiltere, Rusya ve diğerleri İslam’ın hangi mezhebinden?

TÜRKİYE

Uluslararası siyonizmin ve batılı şer ittifağının Türkiye’deki 15 Temmuz başarısız darbe girişimi ve sonrasında hızla gelişen olaylarda Batı ilginç bir rol oynuyor.

En son Avrupa Parlamentosu (AP) başkanı Schulz’un; “Cumhuriyet gazetesi kırmızı çizgimizdir” demeci ve Almanya Şansölyesi Merkel’in; “Tabii ki böyle bir konu AB üyelik müzakereleri ile ilgili olarak da merkezi bir rol oynamaktadır” ifadesi, şer odaklarının yerli işbirlikçileri için savunma refleksi olarak yorumlanıyor.

Ama daha ilginci ise Merkel’in şu ifadesi; “Türkiye’de zorlaştırılan şartlar altında basın ve düşünce özgürlüğünü savunan herkes gibi gazeteciler de bizim dayanışmamızdan emin olabilirler. İfade edilen cümleler kulağa hoş geliyor, ama merak edilen ise şu: Acaba Batı ve özellikle de Almanya, darbe girişimi sonrası ortaya çıkan ve çıkarılmaya devam edilen kirli ittifakların ortaya çıkmasından neden bu kadar rahatsız oluyor?

Tabir yerindeyse kuyruğuna basılanların Almanya’da ve diğer batılı ülkelerde en üst seviyeden ciyak ciyak ses vermeleri/bağırmaları/inlemeleri, “basın ve düşünce özgürlüğünü savunan”ların asıl sahiplerini de deşifre ediyor.

Yeri gelmişken bir de geçenlerde gerçekleşen bir ziyaret var: “Avrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Rebecca Harms, beraberindeki heyetle HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ı ziyaret etti.”

Neden?

HDP Genel Merkezinde yaklaşık bir saat süren görüşmede, gündemdeki gelişmelerin değerlendirildiği belirtildi.

Gündemde ne var?

HDPKK’nin kapatılan medya ayağı ve tutuklanan HDPKK’li belediye başkanları

İlginç olan ne?
 

“Bu tür destek açıklamalarının ve ziyaretlerin öteden beri hep seküler/kemalist/apocu çevrelere olması”

Sonuç?

Basın ve düşünce özgürlüğünü(!) savunan(!)”ların ve “sahiplerinin” bu kadar açık ve net ortaya çıkması...

(Ahmed Fırat)