Sükût-u Lisan

05 Ocak 2017 Perşembe, 13:05

Harflerin bir hafriyatın molozları olmadıklarını idrak edip, birleyen sırrına vakıf olduğumuzda, ruh dilimizin alfabesiz bir lisana sahip olduğuna şahit oluruz.

İlk insanı sınayan meleklerin, hayret makamında ram oldukları o sır, peygamber-i Ademin harfsiz lisanı yani sukutun dili ile ayan edilmiş meleklere.

Eşyanın görünenin ötesinde taşıdığı sırra, bakmakla değil, okumakla vakıf olunabileceğini göstermiş meleklere ve dahi tüm insan nesline.

Eşyanın gizinde yatan sırrın miftahının, lisanı sukûtta olduğunu göstermiş bize O ; Sırrın sesde değil, nefeste olduğunu.

Henüz insan sesine şahit olmamış olan eşya/varlık, sukut diliyle açmış Ademe halini ahvalini.

Sukût, yani sesin evvelindeki nefes.

Geçmişin karanlığına bıraktığımız her dem, verilmemiş bir nefes gibi içimizde birikmiş iken,Ruhsuz bir bedenden ; Hu'suz ruh, ruhsuz nefes, nefessiz kelamlar türetmekteyiz oysa.

Geçmişliği ile yaşadığımız anılar, hatıralar, kaybettiklerimiz ve keşkelerimiz, düşlerimiz, düş'üncelerimiz narkotik bir bağımlılığa gark etse de bizi, an'dan yoksun ve şuursuzlukla ; geleceğin geçmişliğini şimdiden garanti etmekteyiz.

Oysa geçmişin en dip ve en mahrem, en karanlık kuytularına nurun bir hüzmesini yakalamak, an'ı aydınlatmak için, şuur haline varmak için dalabilmeli insan.

Derinlere çektiğimiz düşünce gergefinde ilmek ilmek dolanmış en hazin en mağdur ve en derinde olan yıkıntılardan, boğulmadan selametle kıyıya çıkarabileceğimiz hazinelerin peşine düşmeli.

Geçmişi ile dürüstçe helalleşebilmeli İnsan, hellalleşebilmeli ki, geleceğin hakkını çiğnemeden an'ın şûrunda olabilsin.

İnsanın kendisi ile helalleşmesi ; zerrelerinden hücrelerine kadar en girift makamlarda özü araması bulması ve ona teslim olmasıdır.

Bu bir anlamda kişinin kendisi ile barışmasıdır.

Geçmişin yatay uzantısını, geleceğin dikey çıkışına bağlamak an'da hayat bulmak gibidir.

Tıpkı Lam'ın yanına düşen bir Elif gibi .

Lafı fazla uzatmadan, aşşağıda aktaracağım sözlerin sudûr ettiği ruh halini tasavvur edebilmeliyiz ki ; bu, ömrü İnsan elinden eza ve cefa çekmekle geçmiş kâmil bir İnsanın öz/İnsan tasavvurudur :

Allah ’ım, yasakladığın halde bana kötü bir laf eden,

menettiğin halde bana saygısızlık yapan,

sonra da benden helallık almadan ölüp giden,

ya da halen hayatta olan kullarına, bana yaptıkları kötülüklerini bağışla; beni incittikleri için onları cezalandırma; hakkımda işledikleri günahları onlara bildirme;

benim yüzümden kazandıkları suçlardan dolayı onları rüsvay etme.

Benim, onları böylesine cömertçe affetmemi ve karşılık beklemeden kendilerine verdiğim bu sadakayı, sadaka verenlerin en temiz sadakalarından ve sana yaklaşma çabasında olanların en üstün bağlantılarından kıl. Onları affetmeme karşılık sen de beni affet;

onlar için yalvarışıma karşılık sen de bana acı.

Böylece fazlınla hepimiz mutluluğu yakalayalım, nimetinle kurtuluşa erişelim. İmam Zeynel Abidin.
(Mecit Özer)