Harameyn emaneti

22 Kasım 2017 Çarşamba, 14:23

...

Bu aybaşında Kâbe’nin hemen yanında ani bir inşaat daha başlatıldı. Daha geçtiğimiz yıl yenilenen mermer kısım söküldü, tavaf alanının dörtte birini kaplayacak şekilde büyük bir şantiye sahası ortaya çıktı. Kepçelerin de çalışmaya başladığı alandaki kazılar nedeniyle, Kâbe’nin etrafındaki tavaf alanı da küçüldükçe küçüldü. Kâbe’nin çevresi seyyar plastik bariyerlerle sarıldı, alana giriş-çıkışları sağlayan kapıların çoğu kapatıldı. İnşaat sebebiyle yürürlüğe koyulan tüm bu uygulamaların yanı sıra, Mescid-i Haram’ın içinde ve çevresinde güvenliği sağlayan görevlilerin sayısındaki artış da dikkatleri çekiyordu.

Dikkat çeken bir şey daha vardı:

Kâbe’de inşaatın başlamasıyla hemen hemen aynı anda, başkent Riyad’da Suudi Arabistan tarihinin en çalkantılı günleri de yaşanıyordu. Yolsuzluk gerekçesiyle çok sayıda prens, eski bakan ve nüfuzlu işadamı gözaltına alınmış ve bunların toplamda 800 milyar doları bulan mal varlıkları dondurulmuştu. Kral Selman’ın tahtı kısa süre sonra kendisine devretmesine kesin gözüyle bakılan oğlu Prens Muhammed’in emriyle gerçekleştirilen operasyon, elbette yolsuzluk perdesi altında bir siyasi geçiş hazırlığıydı. 32 yaşındaki veliaht prense tahtın sorunsuz nakli için tasarlanan süreçte, hiçbir pürüzün çıkmaması isteniyordu. ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in Riyad’da bizzat Prens Muhammed’le baş başa hazırladığı iddia edilen plan, Suudilere yeni dönemde biçilen rolün de çerçevesini çiziyordu.

Kâbe’de başlatılan ani inşaat, işte tam da bu geçişin sorunsuz olması için uygulamaya koyulmuş bir tedbir gibi görünüyor. Suudiler, 20 Kasım 1979 günü sabah namazında başlayıp tam iki hafta süren ve tarihe “Kâbe Baskını” olarak geçen kanlı olayların tekrarından ürktükleri için, ülkenin içinden geçtiği bu kritik dönemeçte Mescid-i Haram’a erişimi en kısıtlı düzeye indirmeye çalışıyorlar, tahmininde bulunmak çok temelsiz sayılmaz. Kapıların çoğunun inşaat bahanesiyle kapatılması, tavaf alanının dörtte üç oranında daraltılması, giriş-çıkışların kolaylıkla kontrol edilebilen bir-iki noktadan sağlanması, mescit içinde ve dışında güvenlik tedbirlerinin en üst düzeye çıkarılması vb. gibi tedbirlerin tamamen “Mescid-i Haram’ın kontrolünü yitirmemek” amacına matuf olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Suudi Arabistan’da “yönetim” dendiği zaman sadece siyasal yapı kastedilmez; Mekke ve Medine’den dolayı, ülkenin taşıdığı bir de manevi emanet var. Suudi Arabistan’da yönetimin istikrarı ve bekası, Harameyn’in (Mekke ve Medine) lâyık olduğu biçimde idare edilebilmesiyle de yakından ilgili. Bu konuda ortaya çıkacak bir zaaf manzarası, bir an önce babasının yerini almak için sabırsızlandığı görülen Prens Muhammed bin Selman’ın ayaklarının altından hem halının hem de tahtın kaymasına neden olabilir. Genç Prens, bu yönden İslâm dünyası nazarında da imtihanda.

Tüm bunların üstüne, “Ben Tsiyon” ismini kullanan bir Yahudi blog’cunun Mescid-i Nebevî’yi ziyaret edip, içeride Müslümanlarla fotoğraf çektirmesi, ardından da görüntüleri geçtiğimiz günlerde sosyal medyada gururla paylaşması, Harameyn emanetine nasıl sahip çıkıldığının bundan sonra daha yoğun şekilde tartışılacağı yeni bir dönemin de başlangıcı aslında. Bu süreç, her açılışında Suudi yönetiminin hızla ve panikle kapattığı “İslâm dünyası, Harameyn’i ortak bir konseyle yönetsin” tartışmasını yeniden alevlendirecek gibi görünüyor. Bu defa daha somut ve Suudi yönetimini sıkıştırıcı deliller eşliğinde üstelik. (Yeni Şafak)