Suudi Arabistan ve BAE’yi birbirinden ne ayırıyor?

12 Ağustos 2017 Cumartesi, 16:18

Eski bir devlet olmayan, hatta kelimenin tam anlamıyla bir devlet de olmayan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 1970'li yıllarda İngilizlerin küçük şeyhliklere verdiği destek ve Arap Yarımadası'nın başka kısımlarından insanların göç etmesiyle kurulmuştu. 47 yaşındaki devlet Fars Körfezi'nin güney kıyıları üzerinde yer alıyor ve daha eski olan Suudi Arabistan'ın komşusu. Suudi Arabistan “büyük ağabey” hissi nedeniyle küçük komşularının herhangi bir başkaldırı sergilemesine, hatta basit muhalefetine bile izin vermiyor ve kendi konumuna meydan okunmasına çok sert tepki veriyor. Son Katar diplomatik krizi ve ablukası, Riyad'ın Arap devletlerinin kendisine meydan okuduğunu hissettiği zaman işlerin nereye gidebileceğinin açık bir örneğidir.

Suudiler ile Emirlikler arasındaki ilişkiler bize, tarihsel farklılıklar, bölgesel meseleler ve ideolojik ayrışmalar gibi bir dizi faktör ile ABD'nin bu iki devlet üzerindeki etkisinin, onlar arasındaki ilişkilerin gelecekte izleyeceği yolu etkin bir şekilde belirlediğini gösteriyor. 

İki Arap monarşisi arasındaki ilk ayrım noktası, onların tarihsel ihtilafları ile toprak ve sınır ihtilaflarıdır. BAE topraklarının günde 650 bin varil üreten petrol zengini bir kısmının işgal edilmesine yol açan komşu devletler arası sınır ihtilafları, Emirlik yöneticilerinin Suudi rejimini bir tehdit olarak görmesi sonucunu getirdi. Emirliklerin ABD'de görev yapan büyükelçisi Yusuf el-Uteybe'nin sızdırılan ve yayınlanan e-postaları, Emirlikler'in yöneticilerinin Suudiler hakkındaki vizyonunu mükemmel bir şekilde gözler önüne seriyor. Nitekim El-Uteybe, ülkesinin istihbarat servislerine gönderdiği e-postalardan birinde, Suudi Arabistan'dan “BAE'nin karşısındaki en büyük ikinci tehdit” olarak söz ediyor ve istihbarat topluluğuna bu ülke hakkında kapsamlı bilgi toplama çağrısı yapıyor.

BAE ve Suudi Arabistan arasındaki ikinci kutuplaştırıcı faktör, bölgesel meselelerdir. Riyad 2015 yılında Yemen saldırısını başlattığı zaman Abu Dhabi'nin Arap askeri koalisyonuna katılmış olmasından memnundu. Fakat savaş ilerleyip Güney Yemen'in bazı kısımları işgal edildiği zaman, ele geçirilen Yemen topraklarının nasıl yönetileceği ve buralardan nasıl kâr sağlanacağı konusunda iki ülke arasında ciddi ihtilaflar ortaya çıktı. Tarafların şu ana kadar sorun çözücü bir formül geliştirememesiyle, bölünme günden güne derinleşiyor. Nisan sonunda Suudi Arabistan, müstafi Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi'ye, BAE yanlısı eğilimleri nedeniyle Aden Valisi Aydarus el-Zubeydi'yi görevden alması için baskı yaptı. Bu önlem, Emirliklerin ve müttefik çevrelerin tepkisini çekti. Yeni tayin aleyhindeki protestolar, Suudi yanlısı valinin göreve getirildikten kısa süre sonra güney vilayetinden kaçmasına yol açtı.

Üçüncü bir bölünme noktası daha var: Suudiler ve Emirlikler arasındaki ilişkide sorunlara yol açan ideolojik farklar. Suudi Arabistan, başka hükümetlere karşı uzun vadeli baskı araçları meydana getirmek amacıyla öteki Arap devletlerine, İslam'ın aşırıcı bir okuması ve Suudi yöneticileri ile siyasi sistemleri için meşrulaştırıcı bir faktör olan Vehhabilik ideolojisini ihraç ediyor. Bu yönelim, kendini küçük şeyhliğin kültürel ve sosyal yapısında açık şekilde gösteren seküler ve Sufi bir İslam yanlısı olan BAE ile çatışıyor.

Bölge ülkelerinin ılımlı İslami kökleri – BAE bunun bir istisnası değil – Emirlik yöneticilerinin kendini tehlikede hissetmesine ve kendisini büyük ağabey ilan etmiş ülke tarafından Vehhabi ideolojinin yayılmasına karşı kendini korumasına yol açıyor. Bu durum, BAE Dışişleri Bakanı Enver Karkaş'ın Suudi politikaları hakkında söylediklerinden de anlaşılabilir. Karkaş, Suudi Arabistan içinde radikal ve terör yanlısı düşünceleri savunan çevreler olduğunu ve bunun durdurulması gereken bir şey olduğunu söylemişti.  

Bahsedilmesi gereken bir diğer nokta ise ABD'nın iki Arap devletiyle olan ilişkileridir. Fars Körfezi'nin Arap devletleri arasında gergin ilişkiler olması, Washington'un çıkarlarına ters düşen bir durumdur. Bu, Amerikan liderlerini, Batı'nın enerjisinin büyükçe bir kısmını üretildiği bölgedeki krizleri hafifletmek için arabuluculuk yapmaya yöneltir. Ayrıca Suudi Arabistan, öteki Arap devletlerinin ABD'yle olan ilişkilerini bir Riyad-Washington ilişkisi altında tanımlamalarını istemektedir. Ancak BAE, Washington'la doğrudan ve güçlü ilişkiler için yolu döşeyecek şekilde Amerikalılardan dev silah alımları yaparak Suudilere olan bağımlılığını azaltma arayışında. Emirlik liderleri bunun, BAE ile Riyad arasında ciddi bir ihtilafın ortaya çıkması halinde Washington'u Suudilerin yanında durmaktan uzaklaştıracağını umuyor.  

İlişkilerin geçmişi ve şu andaki gelişmeler, BAE ile Suudi Arabistan'ın gelecekte yumruk yumruğa gelmesinin muhtemel olduğuna işaret ediyor. Ancak aynı zamanda Suudi Arabistan, Yemen'de ve Katar'daki krizler gibi bölgesel krizleri başarılı bir şekilde çözmeyi, yahut Washington'u çıkarları Riyad'ınkilerle çatışan komşu ülkeleri cezalandırmaya ikna etmeyi başaramadığı müddetçe, ikili ilişkilerde çok çarpıcı değişimler meydana gelme ihtimali de düşüktür. Ayrıca, dostça ilişkilere sahip olan iki Muhammed – Muhammed bin Zeyd ve Muhammed bin Selman – yakında kendi ülkelerinde iktidarı devralacaktır.

Alwaght

www.medyasafak.net