İmam Humeyni ve Şafakta On Gün!

12 Şubat 2015 Perşembe, 17:46

Şehitler ayı olarak bilinen Şubat ayı aynı zamanda bağrında İslami bir devrimi de barındırmaktadır. Tam 14 yıllık bir sürgünün ve onlarca yıl devam eden bir kıyamın zafere açılan ilk kapısı Şubat Ayı'nın ilk gününe nasip oluyordu.

Şubat Ayı, binlerce yıllık şahlık rejiminin Müslüman Halk tarafından alaşağı edilerek İslami bir devrimin zaferine de şahitlik etmiştir. İşte bu yüzdendir ki, her sene 1-10 Şubat tarihleri arasında, İslam Devriminin zaferini anmak için 'Şafak'ta On Gün' adıyla kutlamalar yapılır ve halk adeta biat tazeler.

Yıl 1979. 1 Şubat sabahı saat 9.33'te Tahran Havaalanına inen bir uçak, adeta tarihin seyrini değiştiriyordu. Bir yandan 14 yıllık bir sürgün hayatı öte yandan ise 2500 yıllık Monarşik şah rejimi son buluyordu.

İslam İnkılâbı Rehberi İmam Humeyni, Türkiye, Irak ve Fransa'da geçen sürgün yıllarının sonunda 1 Şubat 1979'da hiçbir tehdide aldırmadan Fransa'dan İran'a uçmaya başlamakla sadece İran'ın değil aslında tüm özgürlük âşıklarının gönüllerine kıyam ve zafer muştuları ekmiş oluyordu.

Tarih 11 Şubat'a geldiğinde ise, İran İslam Devrimi başarıya ulaşmış ve dünya, İslami bir Cumhuriyet ile tanışmış oluyordu.

İkinci Dünya savaşından sonra dünya iki kutuplu bir hale gelmiş bireysel ve toplumsal anlamda herkes ve her devlet ya ABD ve müttefiklerinin emperyal hegemonyasına ya da o dönemin Rusya'sının ve kukla devletlerinin komünist egemenliğine girmek zorunda kalmıştı.

Soğuk savaş o kadar sıcak cereyan ediyordu ki, üçüncü bir yol aramak kimsenin aklının ucundan bile geçmiyordu. Ta ki; İmam Humeyni önderliğindeki İran Kıyamı zaferle sonuçlanıncaya kadar. 

ABD ve Rus ajanslarının naralarından başka hiçbir ses duyamayan kulaklar birden bire 'La Şiiyye La Sünniye İslamiyye İslamiyye' ve la şarkiye la garbiye ila İslamiyye illa İslamiyye' nidalarıyla doluverdi.

O dönem de kimse böylesi bir İslami Zafere ve bu zaferin devam edebileceğine inanmak bile istemiyordu. Ama İslam, nihayet camilerden çıkmış ve olması gerektiği gibi bir idare sistemi olarak zafere ulaşmıştı.

ABD kuklası şah Rıza kaçmış, İmam Humeyni ise muzaffer bir komutan olarak ülkesine dönmüştü. 10 günlük şafak 11 Şubat 1979 günü güneşe dönmüş, İran bayrağındaki aslan ve güneş motifleri atılarak yerine Lafzatullah konulmuş ve şahlık İran'ı, büyük bir mücadelenin sonunda İran İslam Cumhuriyeti olma onuruna ulaşmıştı.

Aslında bu, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in Salman-ı Farisi üzerinden müjdelediği bir gerçeğin tezahüründen başka bir şey değildi. Maide Suresi'nin 56. Ayeti tecelli etmiş oluyordu.

İmam ülkesine dönmüş, Şah kaçmış ve İslam Cumhuriyeti ilan edilmişti. Ama hiçbir şey bitmemiş mücadele daha yeni başlamıştı. Taze bir fidan kadar körpe olan İslam Devleti her gün yeni bir saldırıyla karşı karşıya kalıyordu.

Bir yandan dış düşmanların saldırı ve ambargosu öte yandan ülke içindeki ihrabi grupların saldırıları hep İslam devriminin en önemli kişilerini hedef alıyordu.

Devrim'den sonra yapılan ilk genel seçimde Cumhurbaşkanı seçilen Beni Sadr, kısa bir zaman sonra İhanet yolunu seçmiş, Halkın Münafıkları denen örgüt ise düzenlediği bombalı saldırılar ile Devrim'in önderlerini bir bir katletmişti.

Hemen ardından ise, batılı efendilerinin emrine itaat eden Saddam Hüseyin hedef almıştı İslam Devletini. İslam Devrimi'nin üzerinden daha iki yıl bile geçmeden, bütün dünya müstekbirlerinin desteğini alan Saddam bir anda İran İslam Cumhuriyeti'ne saldırmıştı.

Her şeye rağmen ayakta kalmayı başaran İran İslam Devrimi'nin Mimarı olan İmam Humeyni ise, yapılan tüm saldırılar karşısında dirayetli bir tavır sergileyerek tüm dünyaya İslam Devleti olmanın ne demek olduğunu ispatlıyordu.

'Savaş meydanında sayıca az olmaktan korkmayın, şehid olmaktan korkmayın; insanın gaye ve inancı ne kadar büyük ve azametli olursa, o miktarda zahmet ve zorluğa da katlanması gerekir.' Diyen İmam Humeyni adeta tüm dünyaya meydan okuyordu.

 “İslam siyasetten ayrı değildir. İslam diğer dinler gibi değil ki dua ve zikirden ibaret olsun. İslam’ın siyaseti diğer hükümleriyle birliktedir. Ve ben de siyasi müdahalede bulunuyorum.' Sözleriyle İmam tüm dünyaya gerçek İslam'ın ne olduğunu göstermiş oluyordu.

İmam'ın en büyük vasıflarından biriyse Vahdet konusunda yoğun çaba sarf etmesiydi. Devrimden hemen sonra Şia ve Sünni âlemlerini yakınlaştırmak adına Daruttakrib adlı kuruluşu kuran İmam, Ümmetin vahdetini her şeyin üzerinde tutmaktaydı. Şu sözleri onun bu konuya nasıl baktığının göstergesidir.

'İslam ülkelerinde, kirli eller, Şiiler ve Sünniler arasında ihtilaf yaratıyorlar. Bunlar ne Şii nede Sünnidirler. Bunlar emperyalizmin elleridir. İslam üklelerini ellerimizden almak istiyorlar.[2]

 Müslümanların temel sorunu Kur’an ve İslam’dan uzak olmalarıdır. Eğer Müslümanlar Allah-u Teala’nın buyurduğu ‘Allah’ın ipine sımsıkı topluca sarılın bölünmeyin’ emrine göre bu bir tek emr ve nehye doğrultusunda bile hareket etselerdi bütün sorunları; siyasi, sosyal, iktisadi sorunlar hallolurdu. Hiçbir güç onlara karşı koyamazdı.

 Bilinçli olarak ileri gidin. Kur’an, İslam ve ülke için hizmet edin. Bütün İran ve İslam ülkeleri İslami bir topluluktur. Bundan dolayı hepimiz İslam için birlikte olmamız gerekir.

Bu İslami topluluklardan her biri, İmam-ı Zaman’nın liderliğindeki büyük İslam toplumundan bir şubedir.”

İran İslam Cumhuriyeti'nde her yıl olduğu gibi bu yıl da 'Şafak'ta on gün' kutlamaları büyük bir coşkuyla gerçekleştiriliyor. Özellikle Tahran'da yapılan kutlamada Peygamber'in (S.A.V) isminin ana tema olarak seçilmesi insana hem Diyarbakır İstasyon meydanındaki Muhammedi Kıyamı hatırlatıyor hem de vahdet günlerinin yakınlığına dair müjdeler veriyor.

İmam ve arkadaşlarının yoğun çabası sonucu ikame edilen ve her türlü saldırı, düşmanlık ve ambargoya rağmen bu güne kadar ayakta kalmayı başaran İslam Devrimi'nin yıl dönümünü tebrik ederken şehidleri de saygı ve rahmetle anmaktayız.

Yazıma İmam'ın gençlere verdiği nasihatlerle son vermek istiyorum. İmam gençlere şöyle sesleniyor;

1. Günlük farz namazları vaktinde kılın gece namazı da kılmaya çalışın.
2. Vacipleri yerine getirip haramlardan uzak durun.
3. Pazartesi ve perşembe günleri mümkün oldukça oruç tutmaya çalışın.
4. Çok fazla uyumayın ve Kuran-ı Kerim’i çokça okuyun.
5. Sözünüzde durun ve anlaşmalarınıza önem verin.
6. Sade ve gösterişten uzak giyinin.
7. Yoksullara yardım edip her gün sadaka vermeye çalışın.
8. Çok masraf edilmiş lüks toplantılara katılmayın kendinizde böyle toplantılar düzenlemeyin.
9. Çok konuşmayın çok dua edin.
10. Kendinizi bilgi yönünden geliştirin dini konuşmalara katılın.
11. Yaptığınız iyilikleri unutun ve geçmişte işlemiş olduğunuz günahları hatırlayın.
12. Spor yapmaya özen gösterin.
13. Bir İslam ülkesinin ihtiyaç duyabileceği tüm bilimleri öğrenin.
14. Her bakımdan dikkatli ve uyanık olun.
15. Kuran okumasını ve tecvid kurallarını öğrenin.
16. Aktüalite ile ilgilenin güncel haberleri özellikle de Müslümanları ilgilendiren  haberleri takip edin.
17. Maddi yönden yoksullara manevi yönden de rabbani âlimlere bakın.
18. Her akşam yatmadan önce kendinizi hesaba çekin gün boyu işlemiş olduğunuz günahlardan tövbe edin ve yaptığınız güzel işler için de şükür edin .
19. Âlimlerle arkadaşlığı asla kesmeyin sürekli onların sohbetinde bulunun.

Selam ve Dua ile

(Metin Gökmen/ Hürseda Haber)