Kutlu Doğum'dan Kutlu Yaşama Peygamber Sevdası

30 Nisan 2015 Perşembe, 17:28

Bir Kutlu Doğum Mevsimi daha geride kalmak üzereyken, Peygamber Sevdalıları’nın ne kadar önemli bir misyon yüklendikleri her geçen gün daha fazla ortaya çıkıyor.

İslami literatürde, kutsal ya da mübarek olarak adlandırılan zaman ve mekânlar muhatap oldukları insanların anlayış ve istifade oranlarına göre kutsallık kat sayılarını arttırırlar. Örneğin Kadir Gecesi’nin bin aydan hayırlı oluşu, K.Kerim’in beyanıyla kesindir. Önemli olan o mübarek vaktin muhatabı olan insanların ondan bin aylık bir semereyi alabilmeleridir. Üç aylar ve diğer kandil geceleri de aynı meyanda değerlendirilmektedirler.

Peygamber Sevdalılarının yoğun gayretleri sonucu, Zaman-Müslüman ikilisinin vazgeçilmezi haline gelen Kutlu Doğum mevsimi ve bu mevsime taalluk eden programlar da tek tek her birimiz için istifade ettiğimiz oranda mübarek ve kutsaldır.

Ümmetin içinde bulunduğu hazin hale bakınca; Peygamber Sevgisi’nin ne kadar önemli ve hayati bir kavram olduğunu anlarız. Bilinçli bir sevginin yolu ise tanımadan ve anlamdan geçer. İşte Kutlu Doğum programları da bu hedefe matuf olarak çok büyük bir görev ifa etmektedirler.

Yıllardan beri var olan Kutlu Doğum programları, Peygamber Sevdalıları’nın işe el atmasıyla birden bire salonların o resmi ve sıkıcı havasından kurtulup meydanların coşkusuyla kişilik kazandı.

Önceleri resmi davetiyelerle girilen lüks salonlarda protokol sırasına göre Devlet Erkânının konuşmalarıyla katılımcıları üşüten lacivert programlar şimdilerde doğrudan doğruya halkın sahiplendiği Nebevi bir mahşere dönüştü.

Peygamber Sevgisini salonlardan sokaklara ve meydanlara yayan Peygamber Sevdalıları, kendilerini yetiştiren Cemaat’in fikirlerinin bir yansıması olarak, milletin yüreğindeki o sevgiyi ihya edip bir kez daha Peygamber ile milletin buluşmasını sağlamış oldu.

Peygamberi sevginin bir sonraki adımı ise salonlardan meydanlara taşan bu sevgiyi yüreklere ve amellere hâkim kılmak olacaktır inşallah.

Peygamber sevgisi hiçbir zaman bu günkü kadar gerekli olmamıştı. Kur’an ve Sünnet’ten uzaklaştıkça içi ateş dolu uçuruma yakınlaşan ümmet’in tek kurtuluşunun Vahyi ve Sünneti hayata hâkim kılmak olduğu anlaşılmıştır artık.

Başımıza ne geldiyse, ne geliyorsa ya da ne gelecekse bilinsin ki; Vahyin gölgesinden ve Sünnetin kurtarıcılığından uzaklaştığımız içindir.

Yüreğimizde Peygamber Sevgisi, amellerimiz de ise Peygamber Sünneti kaim oldukça; Ümmet hem ihtilaflardan kurtulacak hem de düşmanlarının dayattığı zilletten uzaklaşacaktır.

İşte tam da burada Kutlu Doğum Programlarının ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Bir tecdit hareketi haline gelen Peygamber Sevdalıları, her sene yaklaşık üç ay boyunca ülke sınırlarını aşan bir şekilde Peygamberi ve onun sevgisini gündem ederek, Sünnet-i Seniyyeyi hatırlatmaktadır.

Fitnelerin vaka-i adiyeden sayıldığı yani fusk-u Fücurun, ihtilafların, Müslüman’ın Müslüman’a kıymasının normal hale geldiği, Müslümanların bir birlerinin ellerinden ve dillerinden emin olmadığı bir dönemdeyiz.

Peygamberimiz, asırlar öncesinden bu günümüzü tespit ederek gerekli reçeteyi de yazmıştır. "Kim, ümmetimin fesada uğradığı (bozulduğu) bir zamanda benim sünnetime sarılırsa, ona yüz şehit sevabı vardır’’  diyen Eşsiz Önder, fitne ve fesada karşı zırh olarak Sünnet-i Seniyyeyi göstermiştir.

Peygamberi anmaya vesile olan bu programlar, O’nun hayatını okuyup öğrenmeye, Sünnetiyle amel etmeye, O’nun Ashabını ve Ehl-i Beytini tanımaya vesile olmalıdır.

İnsanları karşılaştıkları sorunların çözümü konusunda İslam dışı etkenlere yönelten şey, sorunlarına İslam’ın çözüm getiremeyeceğini düşünmeleridir.

Oysa vahyi meleklerden alıp insanlara getiren yani vahyi beşeriyete uygun hale getiren bir siyer anlayışında, yaşanması muhtemel her soruna dair bir çözüm vardır. Çünkü Siyer, Peygamber Sevdalıları’nın Rehberi’nin de belirttiği gibi  özü itibariyle vahyin beşeriyete uygun hale getirilmiş şekli  ya da başka bir deyişle vahyin pratize  edilmiş halidir.

Vahiy-Siyer ve Hayat denklemi bir bütün olarak her türlü sorunun çözümü noktasında hayata hâkim olmalıdır. Bunun yolu da okumaktan öğrenmekten, Peygamberi, Ashabını ve Ehl-i Beytini hakkıyla tanımaktan geçer.

Bu gün meydanları dolduran Milyonların Nebevi eğitimden geçmesinin zamanı gelmiştir.  Belki de bundan sonraki Kutlu Doğum Programları Kutlu Eğitim Programlarına dönüştürülerek şehir şehir, sokak sokak, ev ev hatta yürek be yürek doğru bir şekilde Siyer eğitimi hayata geçirilmelidir.

İslam adına yapılan ve çoğunlukla vahşet ile beraber adlandırılan aşırılıkların izale edilmesinin yolu da Nebevi eğitimden geçer. Bu gün kimi sefihlerin İslam adına yaptıkları utanç verici vahşetlerin temel sebebi Peygamberin Sünnetinden uzaklaşmış olunmasıdır.

Peygamberin Sünnetinde tekfir asla olmamıştır. İbn-i Selül’e bile onlarca yıl sabreden Peygamber’in yolundan giden bir düşüncenin katliam yapması ya da Cami bombalaması asla bu yola uygun bir davranış değildir.

Nebevi yol, İfrat ve tefritten, fitne ve fesattan, vahşet ve katliamdan, tekfirclik ve mealcilikten uzak bir yoldur.

İşte Kutlu doğum mevsiminin en temel hedefi bu mübarek Nebevi yolu hakkıyla evlerimize ve yüreklerimize ikame etmek olmalıdır.

Peygamber Sevdalıları, her yıl seçtikleri bir tema çerçevisinde programlarını gerçekleştiriyorlar. Önceki yıllarda seçilen, "Özgürlük ve Kurtuluş Önderi Hz.Muhammed (sav)" teması ve bu sene seçilen, ‘Eşsiz Önder Hz. Muhammed (sav)’ mottosu özü itibariyle anılan hedeflere hizmet etmektedir.

Peygamber, sadece bir elçi olarak bize vahyi getiren yönüyle değil beşeri yönleriyle de incelenip önder olarak hayata hakim kılınmalıdır.

O (sav), bir baba, bir komşu, bir eş, bir hayırsever, bir komutan ya da bir devlet başkanı olarak da hayatın içerisinde yer almış ve ümmetine örneklik teşkil etmiştir.

O’nun (sav) tek arkadaşı Cebrail değildi. Ya da çevresinde yaşayan insanların hepsi melek tıynetinde insanlar da değildirler. Hayatı boyunca, binlerce mesele ile karşılaşmış hepsine en adil ve uygun çözümler üretmişti.

Bu çözümler, bu gün bize büyük bir tecrübenin ürünü olarak Sünnet-i Seniyye diye ulaşmaktadır. Sünnet-i Seniyye, bu gün bize her zamankinden daha fazla gerekmektedir.

Peygamber Sevdalıları, Peygamber sevgisi üzerindeki Protokol ve erişilmezlik baskısını kaldırarak bu sevgiyi halka yaymayı başarmış durumda.

Bundan sonraki adım ise, peygamberi yaşamın, sıradan insanların yaşamına da uyarlanabilecek bir yaşam olduğu ve peygamberi anlayışın her türlü çözümü içerdiği gerçeğinin kalplere ve amellere hâkim kılınmasını sağlamak olmalıdır.

Evet, Peygamber sevdalıları, fitnelerin çoğaldığı bu dönemde Peygamberin sünnetine sarılmak suretiyle binlerce şehidin sevabına nail olmaktadırlar. Bu ihlâslı çalışmalar elbette semeresini verecek ve Peygamber Sevdalıları’nın önderliğinde Muhammedi bir toplum oluşacaktır.

2015 Yılında özellikle Diyarbakır ve İstanbul’da düzenlenen Kutlu Doğum Programları ve yansımaları bu konuda müjdeler vermektedir.

Yeter ki bu programlar her yıl kendini yenileyebilsin ve peygamberi yaşamın önemi kavratılabilinsin. Bunun da yolu defalarca vurguladığımız gibi okumaktan, okutmaktan, tanımaktan ve tanıtmaktan geçer.

Peygambere salâvat getirmek kadar onu tanımanın ve onun gibi yaşamanın da önemi ısrarla vurgulanmalı ve Peygamberi yaşam peygamber sevgisine şahitlik etmelidir…

Nebevi Hayatın yaşandığı kutlu günlerin temennisiyle… Teşekkürler Peygamber Sevdalıları… Teşekkürler Peygamber Sevdalılarını yetiştirip Ümmet’in hizmetine sunan İslami Cemaat.

Selam ve Dua ile…

(Metin Gökmen - Hürseda Haber)