Zindana mektup

26 Kasım 2016 Cumartesi, 02:31

Çok değerli, muhterem dostum, ağabeyim kardeşim ve aziz dostum Yusuf ve Yusufi Ağabeylerim,

Satırlarıma başlarken, sizi selamların en güzeli olan Allah’ın selamı ile selamlıyor, o günaha bakmayan, geceleri Allah korkusundan yaş akıtan, gündüzleri de O’nun kelamını kıraatle geçiren o gözlerinizden teker teker öpüyor, muhabbetle kucaklıyorum.

Size bu satırları yazmaktan utanıyorum. O meleklerin mesken tuttuğu içinde Allah’ın razı olmadığı hiçbir şeyin olmadığı, o pak ve müstesna mekâna, benim gibi bir günahkârın ellerinden çıkan yazılarla kirlenen bu kâğıt parçasını göndermekten utanıyorum. Belki onlarca kez yıkansa, toprakla takviye edilse dahi temizlenmeyecek bu günah müsveddesini sizlere göndermekten utanıyorum. Ama umud ediyorum ki, bu mektubu görünce yüzünüzde belirecek o tebessüm hürmetine rabbim bu günahkâra rahmet nazarıyla bakacak.

Bu yazarının günahlarının çirkinliğinin sirayet ettiği bu kâğıt parçasını okumakla geçireceğiniz kısa bir sürenin dahi sizin zikrinize mani olmasından korkarım. Çünkü bulunduğunuz mekân Allah’tan korkan, ona layıkıyla kul olmak isteyen ihlaslı müminlerin gıpta ile baktığı bir mekândır. Kirlenmiş yeryüzünde, günahların, Allah’a isyanın her tarafı kuşattığı yeryüzünde, günahsız yaşanabilecek ender mekânlardan bir mekândır. Bunun şuur ve bilincinde olan ve bu mekândan hakkıyla istifade etmek için, özgürlükleri ve dünyevi lezzetleri bırakıp bu müstesna mekâna gelen, siz değerli kuran ve İslam fedailerini, bir an olsun meşgul etmek benim gibi bir günahkârın haddi değildir.

Sizler ey Allah’ın sevdiği ve sevgilerini müminlerin kalbine koyduğu mübarek insanlar,

Size ne kadar gıpta ediyorum. Sizler orada mahpus değilsiniz. Bedeniniz tutsak ama ruhlarınız özgür. Asıl mahpuslar, nefsinin esiri ve tutsağı olan bizleriz. Çünkü asıl tutsaklık ve esaret nefsin esiri ve tutsağı olmaktır. Sizler, ey nefislerinin tüm kayd ve bendlerini kıran kadirşinas insanlar, sizden daha özgür bir insan var mı ki acep şu yeryüzünde. Sizler Kerbela meydanında nefsinin tüm zincirlerini kırıp imam Hüseyn’e teslim olan Hür gibi hürsünüz. Asıl tutsaklar bizleriz. Va esefa, va kureba ki, nefsimiz, bir süvarinin bindiği atı istediği tarafa sürmesi gibi, mütemadiyen bizi peşinde sürüklüyor. Bu dünyada hür olduğunuz gibi inşallah ahirette de cehennemin kayd ve zincirlerinden, prangalarından azade olmuş olarak en büyük hürriyeti tadacaksınız. Belki cenabı Allah sizleri seviyor olmamızın hürmetine bizleri de sizlerle beraber haşreder. Belki Cenabı Allah, şu an size bu satırları yazarken akıttığım gözyaşlarını çevremi saracak cehennem alevlerini onunla söndürecek inşallah. Çünkü o ateşi söndürecek tek su, akıtılan gözyaşlarıdır.

Aziz dostum Yusuf ve aziz dostlarım kardeşlerim,

Bir gün bir kardeşimiz şehid Rehber’e soruyor: “Abi bu dava Diyarbakır ve Batman’ın dışına çıkabilecek mi?" Şehid Rehber cevaben “Biz suya bir taş attık, inşallah bir gün bu taşın atıldığı suyun halkaları bu ülke sınırlarının dışına çıkacak” Bugün yaşadığımız bu topraklarda bu doğruluğunu hakkal yeqin derecesinde müşahede ediyoruz. Bugün o sözü söylediği yerden 4500 km uzaklıktan sizlere bu satırları yazıyorum. O suyun halkalarının ulaştığı yer hayal dahi edilemeyecek yerlere ulaşmıştır. İslam düşmanlığı yapan, kendilerini İslam’ı yok etmeye vakfetmiş, adamış, ülkelerin bağrında, sizlerin fedakârlığının ve başta şehid Rehber olmak üzere şehidlerin kanlarının bereketiyle binlerce çiçek açtı. Bu çiçeklerin rayihası bu toprakları çepeçevre kuşatmıştır. Ve bu güzelliklerin asıl kahramanları sizlersiniz. Bu cemaatin şahsi manevisinden dolayı, burada dünyanın bir ucunda yapılan bu hizmetlerin hepsine ortaksınız. Bu topraklarda verilen İslami hizmetlerden dolayı, verilen Kur'an derslerinden dolayı yapılan her duaya sizlerde ortaksınız.

Aziz dostum ağabeyim kardeşim Yusuf ve çok değerli kardeşlerim ağabeylerim,

Zahiren, dünya gözüyle baktığımız zaman, bizlerin tekrar bir araya gelmesi uzak bir ihtimal gibi gözüküyor. Acaba o suyun halklarını bu uzak memleketlere kadar getiren Allah (haşa) bizi bir araya getiremez mi? Ümit varım ki, yine eskisi gibi beraber sabahleyin kalkıp akşama kadar durup dinlenmeden birçok camide yüzlerce öğrenciye ders verdiğimiz o günler yine gelecek. Gıré savaro şehidlerini  beraber ziyaret edeceğimiz o günler yine gelecek. O tozlu meydanlarda çektiğimiz halaylarda  yere vurduğumuz sert ayak darbelerinden çıkan tozlar içinde “Pirozbe” eşliğinde halay çekeceğimiz günler uzak değildir. Tekbir seslerimizin dostlarımıza cesaret, düşmanların kalbine korku salacağı o günler yine gelecek. Dergah’tan, Mektep’ten yükselen “ey celal bırayé eziz” parçasını yine dinleyeceğiz. Seydam Molla Mızgin’in sohbetleriyle yine kendimizden geçeceğiz. Bu mektubumu sakla, inşallah bu mektubu beraber okuyacağız. Sana daha çok şey yazacaktım. Ama şu anki haleti ruhiyem buna müsaade etmiyor.

Satırlarıma son verirken, sizleri Allah’a emanet ediyor, muhabbetle kucaklıyorum.

Bu günahkarı da dualarınızda unutmamanız dilek ve temennisiyle.

(Zafer Birikli - Hürseda Haber)