Her fitne kötü değildir

10 Aralık 2016 Cumartesi, 02:32

Fitne denince insanların zihninde çağrıştığı ilk anlam, bozgunculuktur. Arap dilinde fitne her ne kadar bozgunculuk anlamında kullanılsa da, bunun dışında başka anlamalar da ihtiva etmektedir. Fitnenin sadece bozgunculuk anlamında ele alınması sebebiyledir ki; bir şey fitne diye nitelendiğinde akla ilk gelen anlam onun kötülüğü olmuştur.  Her dilde olduğu gibi, Arapçada da bir kelime birden fazla anlama gelebilmektedir.

Kur’an-ı Kerîm’de otuz dört ayette fitne kelimesinin kendisi, yirmi altı ayette de bu kelimenin türevleri geçmektedir. Bu husus Kuran-ı Kerim’de bir ayette şu şekilde izah edilmiştir.  “Sizi bir fitne olmak üzere şerle de hayırla da deneyip sınarız”[1]Fitne kelimesi ne sözlük anlamı, ne de Kur’an’daki kullanım anlamı itibarıyla günümüzdeki anlamı olan, dini, siyasi, kargaşalar, anarşi ve iç savaş anlamlarında kullanılmamıştır. [2]

Araplar altın madeninin topraktan çıkarıldıktan sonra, ateşte yakılmasına da fitne demişlerdir. Burada fitne, her ne kadar altının ateşte eritilmesi gibi görünüşte bir sıkıntı ifade ediyorsa da, bu olumsuz durum, olumlu sonuçlar da doğurabilir. Altın madeni yerin altından çıkarıldığı zaman bu güzellik ve parlaklıkta değildir. Altının, altın olmayan maddelerden sıyrılması için ateşte yanması gerekmektedir. İbni Manzûr’un fitne için, “insanın isyankârlığını olduğu kadar sabır ve metanetini de ortaya koyup sonuçta Allah’ın mükâfatına nail olmasına fırsat veren imtihan” şeklindeki açıklaması da bunu anlatmaktadır. [3]  Hz. Ömer’in “Allah’ım, fitnelerden sana sığınırım!” diyen bir adama, “Rabbinin sana mal ve evlât vermesini istemiyor musun?” dediği rivayet edilir.  Hz. Ömer’in bu sözüyle, “Mallarınız ve evlâtlarınız sizin için birer fitnedir” mealindeki ayeti (el-Enfâl 8/28) kastettiği belirtilir. [4]                  

Altın madenin pisliklerden sıyırılıp güzelliğinin ortaya çıkması nasıl ateş fitnesiyle oluyorsa, yeryüzünde şu an görünen çirkinliklerin, güzelliklerden ayırt edilmesi için de fitnelere ihtiyaç vardır. Gün olur o vaat edilen güzel günlere ulaşabilmek için ateşlerde yanmak gerekebilir. Ateşlerde yanmak görünüşte sıkıntı, tasa, dert ve elem olarak gözükse de altın parlaklığını ve kıymetini elde edebilmek için ateşlerde yanmaktan başka bir çare yoktur. Yusuf (as)’ın Mısır Azizliğine giden yol, Mısır’ın fitne mahzenlerinden geçiyordu. Resulullah (sav)’in Medine İslam devletine giden yolu Sevr'in fitne olan dar mağarasından, Arabistan'ın fitne olan kızgın çöllerinden geçiyordu. Peygamber (as) getirdiği dinin ve bıraktığı sünnetin muhafazasının yolu Kerbela'nın fitne çölünden geçiyordu. Belki denilebilir ki, verdiğiniz ilk üç misalin sonucunda güzellikler yaşandı. Ama Aşura'nın sonucunda matem ve yas yaşandı. Biz de deriz ki, bu Aşura'yı anlamamaktır. Bu Aşura'nın bir yönüdür. Aşura'nın bir diğer yönü de vardır. Bu yönde matem yoktur, zafer vardır. Altın gibi parlak ve kıymetli bir gelecek vardır. Bu yönden baktığımızda galip olan Hüseyin, mağlup olan Yezid'dir. Çünkü Hüseyin, Yezid'in uydurmak istediği yeni din hayallerini yıkmış ümmete ruh vermiştir. İmam Hüseyin’in ve ehli beytin kanı ümmetin silkelenişine, gaflet uykusundan uyanmasına vesile olmuştur.

Her fitne kötü değildir. Fitnelerin sonucunda bakmak lazım. Doktorun hastalarına verdiği ilaç gibi, bazen acı olan bir şeyin sonucu hayır olabilir. Peygamber efendimiz (sav)’in müşriklerle Hudeybiye anlaşmasını yapmıştır. Anlaşmanın şartlarından biri de Müslüman olan müşriklerin, müşriklere tekrar geri verilmesiydi. Resulullah (sav) anlaşma gereği, Ebû Cendel’i müşriklere teslim etmişti. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra), Resulullah (sav)’e “Yâ Resulal­lah! Onu Ku­reyşlilere niçin ge­ri veriyoruz? Dinimiz uğrunda bu hakareti ne diye kabul ediyoruz?” diyerek tepki göstermişti. Hz. Ömer daha da ileri giderek, Peygamberimize, “Sen, Al­lah’ın hak peygambe­ri değil misin?”  demiş ve O’nunla tartışmıştı. Bu anlaşma maddeleri sadece Hz. Ömer’in değil, diğer sahabelerin de gücüne gitmişti.  Resulullah’ın kurbanların kesilmesi ve ihramlardan çıkılması ile ilgili emrini, üç defa tekrarlamasına rağmen kimse yerine getirmemişti. Resulullah (sav)’in yaptıklarını ilahi emirle yaptığını söylemesine rağmen sahabe ve Hz. Ömer (ra) tepki göstermişti. Ama daha sonra fitne olan bu anlaşma, sahabeyi tedirgin eden, altını yakan fitne ateşi gibi yakan bu ateş, Mekke’nin fatihine zemin hazırlamıştır. Hz. Ömer, daha sonra “Ben, hiçbir zaman o günkü gibi bir musibete uğramadım. Peygamber(as)’e, hiçbir zaman başvurmadığım bir yola başvurmuştum.” diyerek pişmanlığını dile getirecektir.[5]

İslam ümmetinin şu an içerisinde olduğu durum; savaş, açlık, sefalet, muhaceret, altının fitnesi gibi, bizi ve tüm ümmeti yakmaktadır. Ümitsizlik Müslümanın şeni değildir. Allah'tan ümidini kesenler ancak inançsızlardır. İnşallah bu ateşin yakmasından sonra altın gibi parlak günler gelecektir. İstikbalde en gür seda İslam’ın sedası olacaktır. Bu yangınlar bu tufanlar kardeşliğimizi pekiştirecektir inşallah. Bizleri küffarın saldırılarına ve tehaccümatalarına karşı بُنْيَانٌ مَرْصُوصyapacaktır. İnşallah bunun sonucunda ayette de denildiği gibi, Allah’ın taraftarları şeytanın taraftarlarına galip gelecektir.

Dualarınızda bizleri de unutmamanız dileğiyle. (Zafer Birikli - Hürseda Haber)

 

[1] el-Enbiyâ 21/35

[2] el-Enbiyâ 21/35

[3] TDV İslam Ansiklopedisi, Anonim, c 13, sayfa 136 1996)

[4] TDV İslam Ansiklopedisi, Anonim, c 13, sayfa 136 1996)

[5] İbni hişam İslam Tarihi Kahraman Yayınları c.3 sayfa 331-332