Kuran'ın tefsir ve tevilinde ifrat ve tefrit -2

15 Temmuz 2017 Cumartesi, 00:16

İslam âlemi, tarihinin hiçbir döneminde İslam âlimlerinin; “Ey İslam âlemi, maalesef sizin sorduğunuz şu sorunun cevabını biz kuranda bulamadık, başka kanunlara müracaat edin” dediğine şahit olmamıştır.

Bu Kur'ân, öğüt almaları için akıl sahiplerine gönderilmiş bir tebliğ[1], bir öğüt[2], bir nur[3], bir hidayet ve rahmettir.[4]Bu Kur’an, Allah’ın sapasağlam olan, عُرْوَةِ الْوُثْقٰى ‘sıdır.[5] Bu Kur’an insanlığı sahili selamete götürecek olan, sefineyi necattır.[6] Her gemide olduğu gibi, bu Rahmani geminin de bir kaptanı vardır. Bir gemi ne kadar sağlam olursa olsun, kaptanı olmadıktan sonra, insanlara maksada ulaştırmaz, ulaştıramaz. Kur’an gemisinin kaptanı da, Hz. Muhammed (sav)’dir.        Kur’an veciz bir kitaptır. İnsanın dini ve dünyevi tüm yaşamını kapsayacak olan tüm kural ve kaideler bir kitapta toplanmıştır. Bu kitap hükmü kıyamete kadar baki olacak olan bir kitaptır. Bu kuranda kullanılan dil öyle bir dildir ki, 1400 yıl önceki insan da onda kendi sorularına cevap bulmuş, günümüzün modern çağının insanı da sorularının cevabını onda bulmuştur. Ve kıyamete kadar gelecek tüm insanlar da bulacaktır inşallah. İslam âlemi, tarihinin hiçbir döneminde İslam âlimlerinin; “Ey İslam âlemi, maalesef sizin sorduğunuz şu sorunun cevabını biz kuranda bulamadık, başka kanunlara müracaat edin” dediğine şahit olmamıştır. Beşeri kanunlarda ise durum tamamen farklıdır. Bugüne kadar, tüm ihtiyaçlara cevap verecek bir kanun yapılmamıştır. Bir zamanlar Rusya’da tüm zamanlara hitap edecek bir kanun yapma girişimi olmuşsa da, bu bir yıl sürmemiştir. Ve kendileri de böyle bir kanunun olamayacağını itiraf etmek zorunda kalmışlardır.

Tüm zamanlara ve çağlara hitap eden böyle bir kitap, tafsilatlı bir şekilde yazılması durumunda bunun tutacağı yekun tahmin dahi edilemez.

وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ﴿٢٧﴾

“Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[7] Bundan dolayı Kur’an’da müteşabih ayetler olduğu gibi, bazı ayetler de mübhem kalmıştır. Bu ayetlerden bazıları Kur’an’ın başka bir yerinde, başka bir ayetle açıklanırken, bazı ayetler de açıklanmaya ihtiyaç duymuştur. Peki, Kur’an’da açıklanmayan, örneğin; namaz vakitleri, zekâtın miktarı, hac menâsiki gibi meseleleri kim açıklayacak? Bunun cevabını da Kur’an vermiştir. "Biz sana da Kur'ân'ı indirdik. Tâ ki insan­lara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın"[8] Bunu açıklayacak zat Peygamber (sav)’dir. Çünkü Allah (cc) Kur’an’da geçtiği üzere, Kur’an dışında da Peygamber’i (sav) ile konuşmuştur. Kur’an dışında, Kur’an’da yazılmadığı halde, Peygamber (sav) ile konuşmuş, O’na bazı açıklamalar getirmiş, bazı haberler vermiştir. Örneğin, Tahrim süresinde, Peygamber (sav) ile eşleri arasında bir meseleden söz edilir. Kendi aralarında konuştukları sözleri, Peygamber (sav) onlara haber verdiğinde sana bunu kim söyledi, diye şaşıran hanımlarına Peygamber (sav), Allah diye cevap verir. Oysa ki, ayette Allah’ın kendisine bir şey söylediğinden haber verilmez. Ne söylendiği açıklanmaz. Dolayısıyla bu, Allah’ın Kur’an dışında da Peygamber’i (sav) ile konuştuğunu gösterir. Bu konu ayette şöyle anlatılır:

وَاِذْ اَسَرَّ النَّبِيُّ اِلٰى بَعْضِ اَزْوَاجِه۪ حَد۪يثاًۚ فَلَمَّا نَبَّاَتْ بِه۪ وَاَظْهَرَهُ اللّٰهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَاَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍۚ فَلَمَّا نَبَّاَهَا بِه۪ قَالَتْ مَنْ اَنْبَاَكَ هٰذَاۜ قَالَ نَبَّاَنِيَ الْعَل۪يمُ الْخَب۪يرُ ﴿٣﴾

“Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Peygamber, "Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi.”[9]

Bu ayetler, Peygamber (as)’ın vahyin açıklayıcısı, Kur’an’ın müfessiri olduğuna en açık delillerdir. Peygamber (sav), Kur’an’da geçen ve mübhem olan ayetleri açıkladığı gibi, Kur’an’da geçmeyen bir mesele hakkında söz söyleme yetkisine de sahiptir. Kur’an’da geçmediği ve bu konuda bir boşluk olması hasebiyle, Peygamber (sav)’in verdiği bu hükmün bir bağlayıcılığı vardır. Örneğin, Allah Teâlâ, ayeti kerime ile iki kız kardeşi bir nikâh altında toplamayı haram kılmıştır.[10] Bir kadının halası veya teyzesiyle bir nikah altında toplayabilmeyle ilgili Kur’an’da herhangi bir ayet bulunmamaktadır. Bunun haram oluşunun delili, Hz. Peygamber'in (sas) hadisidir. Yine buna benzer bir meselede süt kardeşliği meselesidir. Ayeti kerimede, kişileri emziren süt anneler ve süt kardeşlerle nikah haram kılnmışken[11] sünnet, âyette zikri geçen iki kişiye, hala, teyze, erkek kardeş kızı, kız kardeş kızı gibi diğer süt akrabalannı da haram kılmıştır. Yine hırsızlık yapanlar hakkında Kur'ân'da:

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ﴿٣٨﴾

“Yaptıklarına bir karşılık ve Allah'tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[12] buyrulmaktadır. Hırsızın elinin kesilmesi için çalınan miktarın sınırının ne kadar olacağı açıklanmamıştır. Efendimiz (sas), çaldığı miktarın ne kadar olduğuna bakılmaksızın, çaldığı iğne dahi olsa, hırsızlık yapan herkesin elinin kesilmesi anlamına gelebilecek bu ayeti tahsis edip açıklamıştır. O (sav) şöyle buyurmuştur: "Çeyrek dînar veya daha fazla miktar çalanın eli kesilir.”[13]

Şöyle bir soru sorulabilir. Peygamber (sav)’in böyle bir şey yapma yetkisi var mıdır? Daha açık bir ifadeyle (haşa, sümme haşa) Peygamber (sav) bir postacı mıdır? Kur’an bunun böyle olmadığını birçok ayeti Kerime ile beyan etmektedir. Bunlardan bir kaçını sizlere aktarmakla yetineceğim:

مَنْ يُطِـعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَۚ وَمَنْ تَوَلّٰى فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظاًۜ ﴿٨٠﴾

“Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.”[14] (80)  

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ ﴿٣﴾ اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ ﴿٤﴾

“O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.”[15]

وَمَٓا اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُواۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِۢ ﴿٧﴾

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir.”[16] (7)

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اَمْراً اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً مُب۪يناً ﴿٣٦﴾

“Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü'min erkek ve hiçbir mü'min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resülüne karşı gelirse şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.”[17] (36)

Bu deliller ışığında çıkarılacak sonuç şudur ki; Peygamber (sav) ile ilahi vahyin ilişkisi, et ve tırnağın ilişkisi gibidir. Birbirlerinden asla ayrılmazlar. Bunları ayırmak, çok sağlam, dayanıklı bir gemiyi kaptansız suya bırakmak olur ki, bu gemideki hiçbir insanın sahili selamete ulaşması düşünülemez. İnşallah bir dahaki yazımızda bu konumuza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Bir dahaki yazımızda buluşmak ümit ve temennisiyle Hepinizi Allah’a emanet eder, dualarınızı beklerim.

NOT: Geçtiğimiz hafta, ahirete irtihal eden Hüseyin Kuyuldar kardeşime Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı dilerim. Ağabeyi olan, aziz dostum, fedakâr kardeşim, Hasan Kuyuldar’a da taziyelerimi bildiririm. Rabbim kendisine sabrı cemil ihsan etsin. Ne mutlu kardeşine ki, iman ve İslam’a hizmetle geçirdiği bir hayattan sonra rabbine kavuştu. Cenabı Allah cümlemize son nefesinde bu şekilde imanla, ömrünü İslami hizmetle geçirdikten sonra ölmeyi nasip etsin. Âmin.

(Zafer Birikli - Hürseda Haber)

[1] İBRAHİM/52

[2] MÜDDESSİR 54

[3] ŞURA 52

[4] LOKMAN 3

[5] Kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulp, Bakara 256

[6] Kurtuluş gemisi

[7] LOKMAN 27

[8] NAHL 44

[9] TAHRİM 3

[10] NİSA 23

[11] NİSA 23

[12] MAİDE 38

[13]  Buhârî, hudûd 13: Müslim, hudûd 2; Nesâî. Katu’s - Sarık, 9-10; İbn Mâce hudûd 22- Ah­med b. Hanbel II, 36, 41, 80, 126. 163.

[14] NİSA 80

[15] NECM 3-4

[16] HAŞR 7

[17] AHZAB 36