Kavgamın şehri

09 Ağustos 2017 Çarşamba, 00:17

Ey Batman, sana ağıtlar yakıyorum. Helbestlerim, sıtranlarım sensin. Şiirlerim, türkülerim sensin. Özlemin bedenimi o kadar kavuruyor ki, Sana kavuşmak dışında bu yarama hiçbir şey derman Olmaz.

Bugün yıldönümüm. Batman’dan ayrılışımın sekizinci yıldönümü.

Tam sekiz yıl oldu. Sekiz uzun sene. Dünya dünya olalı bir tek 1438 yıl önce böyle, bitmeyen uzun yılları gördü. Bir de şimdi. Sekiz sene önce yine böyle bir Ağustos ayıydı Batman’ımı terk edişim. Nazlı bebeğimi, sevdamı, aşkımı… Ben de O’nu terkettiğimde, muhacirlerin serveri (As) gibi, babamın ilk defa aktığını gördüğüm yaşları ve hıçkırıkları arasında Batman’a acı acı bakmıştım. Ben de ona; “Ey Batman Sen bana şehirlerin en sevimlisisin. Eğer seni terk etmeye mecbur bırakılmasaydım seni asla terk etmezdim” demiştim.

Ey Batman, ey kavgamın şehri.

Bilsen ne kadar özledim seni. Bilsen senin ne gözyaşları akıttığımı…

Sekiz yıldır senin için dinmeyip akan gözyaşlarımı... Senin ismin her anıldığında ciğerim tekrar tekrar kanadığını... Sahabeyi kiram gibi her gelene seni sorduğumu…  Onlar Mekke'yi soruyordu, bense seni…

Hani bir gün Mekke'den gelen bir kervanın etrafını sarmıştı sahabeyi kiram. Oraya her gün onlarca kervan gelirken onların ilgisini sadece o kervan çekmişti. Bugüne kadar gelen tüm kervanlara ilgisiz alakasız olan sahabenin dikkatini sadece bu kervan çekmişti. Bu kervan farklıydı. Bu kervanı farklı kılan Mekke'den gelmesiydi. Sahabenin kavgasının şehri Mekke… Her gün onun olduğu yöne acı acı bakıp ağladıkları, ağıtlar yaktıkları, şiirler yazdıkları Mekke. Mekke’yi soruyorlardı. Ondan haber almak istiyorlardı. Çünkü Mekke haberleri onlara huzur veriyordu. Bir sahabe kervandakilerden birine sordu; “Allah aşkına izhir çiçeği açmış mı?” diye. İzhir çiçeği Mekke'de, baharda açan güzel kokulu bir çiçeğin adıdır. Mekkeli olup Izhir çiçeğini bilmeyen yoktur. Kervandakiler de biliyordu o çiçeği. Ama anlamadıkları Izhir çiçeğine olan bu ilgi. Izhir çiçeğini neden sordukları. Bilmezlerdi, bilemezlerdi. Çünkü onlar Mekkeliydi Ama muhacir Mekkeli değillerdi. Mekke’den uzakta on yıl geçirmemişlerdi. Onlar her gün Izhir çiçeğine bakıyordu ama bir muhacirin baktığı gözle bakmıyorlardı. Asla bakamazlardı da.

Ey Batman, ben de seni soruyorum. Ben de Batman’dan gelen kervanların yolunu gözlüyorum. Ben de senin dağlarını, ovalarını soruyorum. Tandır ekmeğini, Midyat kavununu, peynirini, yoğurdunu… Gezdiğim sokaklarını, caddelerini. Gıré Savaro’nu, Sere Gır’éni, Mıhela Koxıka’nı soruyorum. Yusuf’tan haber getirenlere Züleyha’nın muhabbet duyması gibi, ben de senden bana haber getirenlere muhabbet duyuyorum Batman’ım.

Sana ağıtlar yakıyorum. Helbestlerim, sıtranlarım sensin. Şiirlerim türkülerim sensin. Özlemin bedenimi o kadar kavuruyor ki, Sana kavuşmak dışında bu yarama hiçbir şey merhem Olamaz.

Şimdi daha iyi anlıyorum, İslam tarihinde onca önemli olaylara rağmen hicretin neden takvimin başlangıcı sayıldığını, kendi Kitabında Allah’ın muhacirleri neden övdüğünü, Onlar’dan razı olduğunu. Muhacirlere yardım edenlerin, muhacirler hürmetine, onlara yaptıkları yardımlar hürmetine neden övüldüğünü, şimdi daha iyi anlıyorum. Yakup (as) gibi, ayrılığın, hicran ve firakın gözleri ağlamaktan nasıl kör ettiğini de şimdi daha iyi anlıyorum.

Ey batman, ey kavgamın şehri,

Elin çanları altında, her türlü dünya nimetleri ve zevkleri içerisinde yaşamaktansa, senin ezanlarının altında, zindanlarında yaşamak bana daha sevimlidir. Yanımda Veysi’n, Mahmud’un, Ercan’ın, bir de tandır ekmeğin olsun yeter. Varsın alfabenin tüm harflerini kullandıkları zindanlarına koysunlar. Yeter ki zindanda da olsam, senin zindanında olayım ey Batman.

Hani derler; “Dıbéjın şam şekkıre, welatém şérintıre”[1] sen de bana Allah’ın harem beldeleri olmasa, dünyadaki tüm şehirlerden daha tatlısın. Şairin biri demiş; “İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” Ben de, seni Esentepe’den gözlerim açık, izlemek ve dinlemek istiyorum ey Batman.

Bilmem ölmeden sana kavuşur muyum? Diner mi bu acım, bu sızım. Diner mi bu feryadım, bu sancım, bu ağrım. Diner mi, durmadan kanayan bu yaram. Gözüm açık ayrıldığımda bu dünyadan cenazem mi sana gelir bilmem. Sağ olarak sana kavuşamasam da, senin toprağına gömülmek de bana huzur verecek Ey batman. Senin toprağının altında, Aziz Rehberin ve diğer şehitlerine komşu olurum belki. Eğer Allah beni o Salihleri seviyor olmam hürmetine, onlara komşu olma şerefini, onlarla konuşabilme onurunu nasib ederse, o Salihlerle yine seni konuşacağım ey Batman.

Etrafında asık suratlı soğuk bakışlı müşrikler olmasına rağmen Resulün sevdası ve aşkıyla içi sımsıcak olan Hubeyb gibi, bu asık suratlı soğuk bakışlılar arasında tek tesellim, içimi ısıtan, Rabbime olan imanım, davama olan inanç ve sadakatimdir.

Ey kimsesizlerin, çaresizlerin Rabbi, Bu kimsesizliğimi, bu acizliğimi, bu güçsüzlüğümü Sana şikayet ediyorum. Allah’tan ümit kesmek Müminin şeni değildir. Allah’tan ümidimi kesmiyorum. Ben de Yakup (as) gibi,

اِذْهَبُوا بِقَم۪يص۪ي هٰذَا فَاَلْقُوهُ عَلٰى وَجْهِ اَب۪ي يَأْتِ بَص۪يراًۚ

“Bu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun ki, gözleri açılsın”[2] müjdesini alıp, gözlerimin aydınlanacağı, dertlerimizin biteceği, uzun hicran yıllarının visalle neticeleneceği o günlerin ümidi içerisinde bekliyorum.

Bekle beni Batman, bekle… Bir gün, belki bir gün gelirim.

(Zafer Birikli - Hürseda)


[1] Şam tatlılıkta şeker gibidir, ama vatanım ondan da tatlıdır.

[2] Yusuf 93