Kerbela mesajının anlaşılmasında Hz. Zeyneb'in rolü

07 Ekim 2017 Cumartesi, 02:10

Düştü Hüseyin atından Sahra’y-ı Kerbelâ’ya
Cibril var-git; haber ver, Resûl-i Kibriya‘ya
Fuzuli

Yezidin Küfe valisi İbn Ziyad, ordu komutanı Ömer b. Sa’d’a yazdığı mektubunda, Kerbela’da çadırların yakılmasını, kadınların esir alınmasını, erkeklerin tümünün kılıçtan geçirilmesini ve başların kesilip mızraklara takılmasını, naaşların ise atlarla çiğnenmesini emretmişti.[1] Alınan emir gereği, İmam Hüseyin (ra)’ı şehid eden, insanlıktan nasibini almamış bu caniler, İmâm’ın (ra) kendi üzerindeki eşyalarını gasp ettikten sonra, çadırlara yönelik gasp, talan ve yağmaya başladılar. İmam hüseyin’in hasta olan oğlu Zeynul Abidin dışında, tamamı kadınlardan oluşan Ehlibeyt kadınlarına saldırıp Onların süs eşyalarına da el koyup, ardından develeri gasp edip, yüklerini talan ettikten sonra, çadırları da ateşe verdiler. 

İmam Hüseyin (ra) şehid olmuştu. İmam Hüseyin’in bir misyonu, bir görevi vardı. İmam bu davasını, bu misyonunu, O’nun şehadetinden sonra anlatabilecek Ehlibeytten, hastalıktan ayakta dahi durmakta zorlanan İmam Zeynel Abidin dışında hiçbir erkek kalmamıştı. İşte aşura gününün ikindi namazından sonra, İmam Hüseyin (ra)’ın evrensel mesajını tarihin sayfalarına aktaracak olan, İmam’ın kızkardeşi, Hz. Zeynep parlıyordu. Ali Şeriati’nin dediği gibi: “Mesajı olmayan kan, tarihte dilsiz kalır. Hz. Zeynep Kerbela mesajını tarihe aktarmasaydı, Kerbelâ tarihe karışmış olurdu.”

Muharrem ayının on birinci günüydü. Peygamberin ev halkı, Peygamberin ümmeti olduklarını idda eden insanlar tarafından elleri ayakları prangalanmış bir şekilde Yezide götürülmek üzere yola çıkarılmışlardı. Esir muamelesi gören bu insanların son bir istekleri vardı. O da şuydu: İmam Hüseyin’in şehid edildiği yerden geçirilmeleri. Esirlerin bu son isteği kabul edildi. Esirler oraya getirildiklerinde kadınlar kendilerini bineklerinin üzerinden yere attılar. İmam Hüseyin’in başsız ve çıplak bedeni hala yerdeydi. Hz. Zeynep bu başsız ve elbisesizi bedenine şunları söylüyordu:

“Susuz dudaklarla canını teslim edene babam feda olsun.
Hüzünlü bir şekilde ölen kimseye babam feda olsun.”

Babasının başsız bedenine sarılan ve çığlığı taşı eriten halasının bu feryadını işiten ve bineğinin üzerinde güçlükle duran Zeynel Abidin, taşları eriten bu manzara karşısında adeta kedisinden geçmişti. Hz. Zeynep Şehid İmam’ın tek varisini teselli etmek için O’na Peygamber (as)’ın hayattayken imam Hüseyin’in şehid olacağı hadisi vericince biraz teselli buldu. (sellu ala Rasulina Muhammed)

Peygamber evladını öldürmeye gelen otuz bin kişi Peygamberin torunu öldürmekle Allah’a yakın olacaklarını umuyorlardı. Bunun içindir ki, İbni ziyad İmam Hüseyin’in şehadetinden sonra küfe halkını camiye toplayıp kendi haklılıklarını göstermek için halka bir hutbe verdi. Hutbesinde şöyle diyordu: “Allah’a hamd olsun ki hak ve ehlini muzaffer kıldı, emir’ul mü’minin (yani Yezit) ve ona tabi olanlara yardım etti. Yalancı oğlu yalancıyı da (haşa Hz. Ali ve Oğlu Hz. Hüseyin) öldürdü.” İmam Hüseyin’e ve babasına yalancı diyene bakın hele! Annesi olan Mercane kötü bir kadın olduğundan onu oğlu diye anılmaktan hoşlanmayan şu alçağa bakın hele! Babası, ziyad ibni Ebihi diye çağırılırdı. Yani babasının oğlu Ziyad. Çünkü babasının kim olduğu bilinmiyordu.

İmam Hüseyin kanını akıtmakla bu zalimlerin düzenlerini alt üst etti. Bu kanının mesajını ise Hz. Zeynep insanlara ulaştırdı. Mızraklarının ucunda imam Hüseyin’in ve yarenlerinin kesik başları, arkalarında elleri ayakları zincirli Ehlibeyt kadınlarıyla şehre giren yezidin askerleri, düzene karşı başkaldırmış bir teröristi ve askerlerini öldürdük edasıyla halka bu yaptıklarını meşrulaştırmak istiyordu. Hatta öyle ki halkın çoğunluğu bu kesik başların ve bu esirlerin kim olduğundan habersizdi. İşte tam burada Hz. Zeynep ortaya çıkıyor.

Hz. Zeynep halkın bakışları arasında onlara bu zalimlerin gerçek yüzünü haykırmak istiyordu. Günlerdir uyumamış, bir şey yiyip içmemişti. Güçsüz ve takatsizdi. Tüm bunlara bir şekilde katlanıp, tüm gücünü toplayıp konuşabilirdi belki ama keşke karşısında İmam Hüseyin’in kesik başı olmasaydı. Ama bunu yapmasa imamın kıyamının mesaj yönü eksik kalacaktı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen tüm gücünü toplayıp konuşmaya başladı:

“Allah’a Hamd-u Sena olsun. Selat ve selam benim babam Hz.Muhammed (s.a.a)’e ve temiz soyuna olsun” deyince herkes şaşkınlık içerisinde birbirlerinin yüzlerine bakmaya başladı. Sesini duyup onu göremeyenler ise Ali mi gelmiş, bu ses Hz.Ali’nin sesine benziyor diyerek şaşkınlıklarını gizleyemediler. Çünkü Ali (ra), Kufe’de beş yıllık hilafeti döneminde bir çok kez bu halka hitab etmişti. O’nun hitabeti hala halkın dilindeydi. Adeta Hz. Ali’nin sözleri Zeyneb’in ağzından dökülüyordu. Hani bunlar yabancılardı oysa bu hanım benim babam Hz.Muhammed (s.a.v) diyor, diyerek şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı. Hz. Zeynep daha ilk cümlesiyle halkda  şok etkisi yapan hitabesine şöyle devam etti.

“Ey Kufe halkı! Ey aldatılmış zavallı halk, bize mi ağlıyorsunuz? Oysaki bizim gözlerimiz hala yaşlı ıztıraplarımız dinmemiş, feryadlarımız yatışmamıştır. Sizler, gerdanlığın kayıp edip  sonrada toprak içerisinde arayan kadın gibisiniz. Sizler, Allah ve Resulüne iman getirdiniz ama daha sonra işlediğiniz bu büyük günahla onun kökünü kazıyıp attınız. Sizden fesat, şer ve şarlatanlıktan başka bir şey de beklenemez, sizler o güle benziyorsunuz ki ne yiyilen nede koklanandır. Sizin nefisleriniz ne kadar da kötü bir nefistir, sizler Allah’ın gazabına uğramış ve cehennemlik olmuş bir toplumsunuz.

Bizleri öldürdünüz şimdi bize ağlıyorsunuz. Evet! Allah’a yemin olsun ki çok ağlayın az gülün, bu işlediğiniz cinayetin kanı sizin yakanıza yapışmış, bu yaptığınız pis ve kötü amellerinizden kurtulamazsınız ve bu ar ve rezillik sizi kahr edecek hiç bir suyla bu çirkef lekelerinizden yıkanamazsınız.

Peygamberin oğlu ve cennet gençlerinin efendisinin kanı nasıl yıkansın, siz iyiliklerin mabedini ve yardıma muhtaç olanların derman kapısını yıkıp öldürdünüz. Siz, Allah’ın ve Resulünün size olan Hüccetini öldürdünüz.

Ey Kufe halkı! Öyle büyük ve kötü bir günaha saplandınız ki, Allah’ın azap ve felaketi sizin üzerinizdedir. Uğraşlarınız, eliniz, yaptığınız her iş Allah’tan bela olarak size dönsün ve maalesef o belayı sizler istediniz ve zillete düçar oldunuz.

Ey Kufe halkı! Vay olsun size, kimin cigerini söktüğünüzü biliyormusunuz? Siz, Muhammed Mustafa (s.a.v)’ın göğsünü açıp cigerini aldınız, ismet perdesini yırttınız. Siz Peygamberin kanını akıttınızın farkındamısınız ve ona nasıl bir saygısızlık ettiğinizi biliyormusunuz? Siz öyle büyük bir günah işlediniz ki günahınız yer ve gökyüzünü doldurdu, sizin bu yaptığınız günah ve işlediğiniz cinayetten dolayı gökyüzünden kan yağmasına şaşırmayın.

Ahiret günü Allah’ın kahır ve zelil edici azabı haktır ve gerçekleşecektir. Ve o gün sizin için ne bir yardımcı nede kurtarıcı olacaktır. Allah’ın verdiği şu sürede mutluluk yaşamayın ve Allah azap etmede acele etmez sabrı çoktur ve bilin ki Allah size bu cezayı vermek için sizi beklemektedir.”

Hz. Zeynebin bu konuşmaları halkı gaflet uykusundan uyandırmaya yetmişti. Hz. Zeyneb’in bu konuşmasından sonra Kufe halkı,  başlarını dövünüyor, başlarını ellerinin arasına alıp parmaklarını ısırarak yüksek sesle ağlıyorlardı. Hz. Zeynebin bu konuşması ve sonrasındaki konuşmaları, halkın,  Yezid bin Muaviye ve Ubeydullah bin Ziyad’ın nasıl bir fitneci, zalim, Allah, peygamber ve din düşmanı olduğunu anlamasını sağlamıştı.

Böylece Hz. Zeynep (ra), Kerbelâ’da Hz. Hüseyin’in oynadığı bu büyük ve tarihi misyonu o zamanın insanlara en iyi aktaran ve onun günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır. Rabbim bizi ehli beyti sevenlerden ve onların yolunan gidenlerden eylesin. Bir dahaki yazımızda buluşmak umut ve temennisiyle Allah’a emanet olun.

NOT: Bilal Güler ve Şehmus Çakmak kardeşlerimizin seslendirdiği Kerbela Parçasını her dinlediğimde hüzünleniyorum, gözyaşlarıma hakim olamıyorum. Sizlerin de linkini aşağıda verdiğim bu ezgiyi dinlemenizi tavsiye ediyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=My1tmKwpPqc

(Zafer Birikli - Hürseda)

[1] Taberi Tarihi, c. 4, s. 314