Feqiyé Teyra doğa şairi mi, yoksa Allah dostu mu?

21 Ekim 2017 Cumartesi, 15:48
Geçenlerde bir internet sitesinde, Feqiyé Teyra’nın “Ey av u av” şiirine denk geldim. Şiiri sitesinde paylaşan adam(!) bu şiir için; Feqiyé Teyra’nın doğa sevgisi, yorumunu yapıyordu. O’na göre bu şiirde Feqi, tabiaatta sesi insana huzur veren, içinde melodi bulunduran seslerden olan; hafif rüzgarda kımıldayan yaprakların çıkardığı ses gibi; çiseleyen yağmurun çıkardığı sesi gibi; denizdeki dalgaların çıkardığı ses gibi, bir nehrin kenarından geçerken, nehrin çıkardığı ses için yazmıştı bu şiiri. Acaba öyle mi?

İmam Zerkeşi’nin, Otto yaYınları tarafından Türkçeye de çevrilen, Hz. Aişe’nin Sahabey’e Yönelttiği Eleştiriler adlı kitabın 39. sayfasında, Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir hadis anlatılır. Bu hadis, hemen hemen tüm sahih hadis kitaplarında geçer. Hadis şu; Kadında, atta ve evde uğursuzluk vardır.” [1] Müminlerin annesi Hz. Aişe validemiz (ra), bu hadisi duyunca şunları söylemiştir: “Ebu Hureyre iyi ezberlememiş, o girdiğinde Resulullah (sav) Allah Yahudileri kahretsin, şöyle derler: uğursuzluk üç şeydedir; evde, kadında ve atta” buyurmuştu. Hadisin başı söylenmeyince insanları, (haşa) Allah’ın adaletinde şüpheye girmesine itecek olan bir durum ortaya çıkıyor. Bunun için bir sözün başını sonunu görmeden, duymadan, okumadan sözün sadece bir bölümünün alınmasıyla, söz anlaşılmadığı gibi, yanlış anlaşılmalara da sebebiyet verebilir. Bu ön açıklamadan sonra gelelim, bu adam(!)’ın Feqi rahmetullahi aleyhinin şiiri için söylediklerine.

Feqiyé Teyra, bundan yaklaşık bin sene önce yaşamış Kürt Tasavvuf şairi, aynı zamanda bir Allah dostudur. Feqi, kürtçe dilinde medrese talebesine verilen addır. Sonradan hoca olup keşf keramet sahibi olmuşsa da bu ad ona lakap olmuş, bu isimle tanınmıştır. Teyr ise, Kürtçede kuş anlamındadır. Yani “Kuşların Hocası” diyebileceğimiz bir anlama geliyor. Rivayetlere göre, cenabı Allah bu dostuna, kuşlarla konuşabilme kabiliyeti ile tabiattaki bir çok şeyin dilinden de anlama kabiliyetini ihsan etmişti. Tabi bu, O’nun gerçekten keramet sahibi olup bunları yapması olarak da algılanabilir. Ya da bir temsil olarak, insanlara, Kur’an’da geçen, Allah’ın kâinatta yarattığı her şeyin O’nu nasıl zikrettiğini, O’nun emirber neferleri olduğunu göstermek için şiirlerinde gösterdiği bir misal de olabilir.  Biz Allah dostlarının kerametlerinin olabileceğine inananlardanız. Hz. Meryem’e gökten sofra indiren Allah, kullarından dilediğine, istediği ikram ve izzette bulunabilir.

Feqiyé Teyra, bir gün, kürtçe “Serhed” dediğimiz, Doğu Anadolu Bölgesi’nde gezerken, bir nehrin kenarından yürüyormuş. Nehrin yanına varınca, nehirden sesler geldiğini duymuş. Bu ses normal nehrin çıkardığı seslerden biraz farklıymış. Feqi, nehirlerin de dilinden anladığı için, nehre sormuş:

1)Ey av û av ey av û av 
Ma tu bê eşq û muhbetê 
Mewc û pêlan tavêy belav 
Be sekne û bê rahetê

2)Bê rahet û bê sekneyî
Yan’aşiqê baxê xwe yî
Yan şubhetê qelbê me yî
Ji işqa kê natebitê

3)Ji işqa kê her têy û têy 
Heta kengê her bêy û bêy 
Bo min bêjê heyranê kêy 
Da ez bizanim qissetê

4)Da ez bizanim vê surê
Ji hindekê heta purê
Ji me’neya vê gurgurê
Ji kê ra dikî vê ta’etê

5)Ta’et dikî bê pa dev

Çendî dikî çuna li hev
Dengê te tê bi roj û şev
Zikrê dikî bi hâlete

Özet olarak Feqi bu şiirinde suya niçin böyle ses çıkarıp aktığını soruyor. “Ji işqa kê natebitê, Ji işqa kê her têy û têy, Heta kengê her bêy û bêy” kimin aşkıyla böyle yerinde duramıyorsun. Ne zamana kadar akacaksın böyle. Sen de yoksa benim gibi âşık mısın? Yoksa bu sesin azlığından ya da çokluğundan mıdır? Elsiz ve dilsiz kimi zikredersin sayıklarsın ey su? Bana bir söyle. “Da ez bizanim qissetê” senin hikâyeni bir bileyim.

Bir yabancının, beklemediği bir andaki bu sorusuna su, öfkeli bir şekilde cevap verir:

Ev reng dıbé ava zelal,
Borin lın çend mah u sal,
Qet kes nekır ev reng sual,
Heta gıhame vé deme

Kani dızin şet jé dıçın,
Hındi xwedé da ins u cın,
Qet kes nekır ev purs jımın,
Jı enbiya u ümmete

Kani dızin şet jé dıçın,
Hındi xwedé da ins u cın,
Qet kes nekır ev purs jımın,
Jı ulemaé ümmeté

“Feqi”, der su. Adam (as)’dan bugüne benim yanımdan içlerinden Peygamberlerin ve alimlerin de olduğu nice insanlar geçti. Kimse bana bu soruyu sormadı. Sen kim oluyorsun ki bana bu soruyu soruyorsun? Feqi suya cevap verir:

Ew âlimın ez Feqime
Serseriyek şübhé teme,
Ez hewceyé pursateme,
Lımın bıke tu şefqeté.

Kendin diyorsun onlar âlimdi. Bense senin gibi serseri bir talebeyim. Onlar zaten biliyordu. Sana bunu sormaya ihtiyaçları yoktu ki. Bu cevabı alan su, öfkesinden çılgına döner. Feqi konuşmasını bitirmeden onu bir çırpıda dalgalarının arasında alıverir.

Ava mezın lıhev şéwıri,
Péla péş j’feqe enıri,
Dav dav lı feqe fıtıli,
Go bav diyaré zulmete.

Gava Feqi xutık dıda,
Péla péş xwe l’stu dıda,
Feqe gırt u lı erde dıda,
Go her bımre l’xesareté.

Gava feqe jı cıh kıri,
Şal u eba jı mıla kıri,
Feqe bé ser u ber kıri,
Beré wi daye heyşeté.

Su öfkeyle Feqiyi içine alır. Dalgalarla onu sağa sola savurduktan sonra derinliklerine alır. Feqi’ye bu eziyeti yapıp işkence ederken de onunla alay ediyor ve şunları söylüyordu:

Wey Feqiyo, wey müsteid,
Sed weki te ğaziw şehid,
Mı l’van bestan kırne qedid,
Teyra wan da xesareté

Vah Feqi vah. Ben senin gibi nicelerin pastırma gibi yapıp da kuşlara yem ettim. Yani seni uyarmıştım. Benimle uğraşma demiştim. Ama sen beni dinlemedin. Bu başına gelenleri hak ettin. Feqi çok zor durumda kalmıştır. Bu olayı seyreden kuşlardan yardım istemektedir. Kuşlar Feqi’nin bu haline ağlarlar. Suyun içindeki balıklara seslenirler: ey balıklar sakın ola ki, bu Feqi’nın cesedini bozmayın. Bilakis O’nun ziyaretine gidin. O’nu Yasin’siz, hatimsiz bırakmayın anlamında şunları söylerler:

Feqe hewarkır tutiya,
Teyran gırin lıser çiya,
Mızgin gıhandın masiya
Rabın herne ziyarete.

Laşé Feqi xera nekın,
Hesti u reh j’hev qutmekın,
Bé dewr u bé yasin mekın,
Da xelq jé bıkn menfieté.

Feqi işin vahametini anlamıştır. Suyun O’nu öldürmeye azmettiğini anlamıştır. Yunus (as) misali suyun ve balıkların Rabbine iltica etmekten başka bir çaresinin olmadığını anlamış. Çaresizlik içinde gözyaşı dökerek, daima O’na şükreden bir kul olduğunu haykırarak Rabbine yalvarmış ve şunları söylemiştir:

Gava feqe l’xwe fıkıri,
Seri hılda b’serda gıri,
Got ya Rabbi em şakıri,
Jı te dıxwazım himmete.

Yunus (as)’ın balığın karnında çaresiz kaldığı anda O’nun imdadına yetişmesi gibi, İbrahim (as)’ın ateşin içerisinde yalnız kaldığında imdadına yetişmesi gibi, Yusuf (as)’ın kuyuda yalnız kaldığında imdadına yetişmesi gibi, Onlardan sonra gelen ve Onlar’ın yollarını sürdürenlerin yalnız kaldıklarında, Rableri’nin Onlar’ın yardımına yetişmesi gibi, Rabbi bu şakir kulunu yalnız bırakmamış ve suya şöyle seslenmiştir:

Xuda dı cıhde gazi kıri,
Avé lıhev suwarkıri,
Feqe l’avé derbaskıri,
Hun guh bıdın vé hikmete.

Cenabı allah Yunus (as) misali Feqiyi sudan kurtarır. Ama su durmaz. Daha suyun kenarındayken, yine O’nu boğma planları yapar. Ve derki: Ya Rabbi bu senin bildiğin ilim talebesi bir Feqi değil, insanlar içerisinde fitne çıkaran biridir. Sen izin ver, ben O’nu boğayım. Rabbi suya şöyle seslenir:

Rebbé mezın mızgin dıda,
Jı bo avé cevab dıda,
Mın destura feqe dıda,
Jére bıke riayete.

Lewra Feqi her dıl kule,
Jı tırsa mı her ça’v şıle,
Xweş me’muré bı zıkré dıle,
Belki lıte bé rehmeté.

Ey su, bu dediğin kişi, benim her daim zikreden, benim korkumdan daima gözü yaşlı olan Feqi’mdir. O ne diyorsa O’na itaat et, deyince, su Feqi’nin il başta sorduğu soruya cevap verir:

Feqyé delal ez aşıqım,
Çıpkım u ez ne natıqıkım,
Me’muré emre xalıqım,
Ah u fiğané muhbeté.

Ey Feqi ben aşığım. Yani ben Rabbime aşığım. Benim çıkardığım bu ses, Rabbime olan muhabbetimdendir. Ben O’nun itaatkâr bir memurum, demek suretiyle Feqiye cevap verir. Ve O’ndan eman diler.

Televizyoncuların dediği gibi, evet sayın seyirciler, şimdi söyleyin, bunları yazan bir doğa şairi mi, yoksa bir Allah dostu mu? Bu adamlar(!) Feqi rahmetullahi aleyhi gibi bir insanın Müslüman olmasını hazmedemiyorlar. Çünkü onlara göre gerçek vatansever bir kürdün, İslamla ilgisi olamaz. Böyle büyük bir Kürt şairinin İslamcı(!) olması kabul edilebilir bir şey değil. Diyeceksiniz ki, O’ndan vazgeçsinler. O’nu da yapamazlar. Çünkü Kürt tarihinin yazılı eserlerinin tamamı büyük alimlerin yazdıkları eserler de ondan. Ahmedé Xané, Melayé Cezeri, Feqiyé Teyra, bunların yazdıkları eserler, insanlara rablerini tanıtmak ve O’na hakkıyla kulluk yapmaları için yazılmış Kürtçe eserlerdir. Lenin’in ya da Stalin’in, Marks’ın, Engels’in yazdığı Kürtçe eserler de olmayınca bunların içeriğini boşaltıp, meseleyi sadece Kürtçeye indirgeyip kendi batıl düşüncelerini, saf Kürt halkına benimsetmek istiyorlar.

Her Kürt Müslüman olacak diye bir iddiamız yok. Biz bu insanların Müslüman olmasını isteriz. Ama kimseye bu dini dayatmayız. Ki bu, bizim inancımızda da haramdır. Kürtlerin içerisinde, Ézidiler, Ermeniler, Yahudiler de vardır. Bizim memleketimizde halen Ézidi ve Hristiyan Kürt köyleri vardır. Bu güne kadar kimse onları dininden dolayı bir ayrımcılığa tabi tutmamıştır. Onlara amca, dayı, teyze demek dinimizce uygun olmadığı için, Onların kalbi kırılmasın diye, Onlar’a Kıriv (kirve) diye hitap ederiz. Kızdığımız nokta şu, İslam’a inanmadığı, İslam’ı Kürt halkının haklarını almasının önündeki en büyük tehlike gördükleri halde, İslam’ı ve İslam büyüklerini, İslami şiarlarını kullanmalarıdır. Yani sizin Marks’ınız size, bizim Feqiyé Teyra’mız bize.

Bir dahaki yazımızda buluşmak ümidiyle, Allah’a emanet olun, dualarınızı bekliyorum.

(Zafer Birikli - Hürseda)

[1] [1995-6617-İbn Mace-1995/1993 c.17 s.218 /6617], [Buhârî-Müslim-Ebû Davud-Tirmizî-Nesâî] Bk. Kur’an-27/47 7/131)