Yalnız ben, sadece ben

11 Kasım 2017 Cumartesi, 09:51

Geçenlerde izlediğim bir belgeselden sonra, kendi kendime bir söz verdim. Artık kimseye hakaret etmek için hayvan demeyeceğim. Bundan sonra onlara “Hayvandan Aşağı” diyeceğim. Çünkü hayvanlar, bunlar kadar haysiyetsiz, onursuz değillerdir. Hayvanlarla ile gili belgeseli izledikten sonra, yaptığım bir araştırmanın sonucunda, sizleri arz edeceğim, iki örnekten sonra, neden böyle bir karar aldığımı anlatacağım.

Hayvanlar âleminin bir üyesi de zebralardır. İngiliz bilim adamı Jane Goodall Doğu Afrika’da, zebralar üzerinde bir araştırma yapar. Araştırma sonucunda çok çarpıcı sonuçlar elde eder. İncelemeleri sırasında, düşmanlarından kaçan bir zebra sürüsünden üç zebranın geride kalarak yırtıcı hayvanlar tarafından çevrelerinin sarıldığını görür. Gruplarından üç üyenin tehlike altında olduğunu fark eden diğer zebralar hemen geri dönerek toynakları ve dişleri ile düşmanlarını kaçırarak diğer zebraları kurtarırlar. Genel olarak bir zebra sürüsü saldırıya uğradığında sürünün lideri olan zebra geride kalır ve dişiler ile taylar önde koşarlar. Erkek zebra arkada zikzaklar çizerek koşar, çifteler atar, hatta geri dönüp saldırgan hayvanları kovaladığı bile olur. Geyik ve zebra sürüleri genellikle bir arada yaşarlar. Birbirlerinin düşmanlarını ise çok iyi tanırlar. Örneğin eğer zebralardan biri geyiklere saldırmak üzere olan bir düşmanı fark ederse geyik sürüsünü hemen tehlikeye karşı uyarır.

İkinci örnek Yunus balıklarıdır. Yunuslar da hep grup halinde gezerler ve en büyük düşmanları olan köpekbalıklarına karşı grupça karşı koyarlar. Yunuslar, köpekbalıkları yavrularını tehdit edecek şekilde yaklaştıklarında iki yetişkin yunus gruptan ayrılarak köpekbalığının dikkatini kendi üzerlerine çekerler. Köpekbalığının dikkati başka yöndeyken diğer grup elemanları bir anda köpekbalığının çevresinin sararlar ve hepsi birden köpekbalığına darbeler indirmeye başlarlar. Ama bundan daha ilginç bir başka davranışları daha vardır. Yunus aileleri genellikle ton balığı sürüleriyle birlikte yüzer ve onlarla beslenirler. Bu nedenle ton balığı avcıları da yunus sürülerini takip ederler ve uygun gördükleri yerde ağlarını atarlar. Ancak ton balıkları için atılan ağlara bazen yunuslar da takılırlar. Yunuslar nefes alan canlılar oldukları için ağa takıldıklarında nefes alamadıkları için panik olup şoka girerler ve denizin dibine doğru inmeye başlarlar. Ailelerine olan bağlılıklarından dolayı, diğer yunuslar da hemen ağa takılan yunusun yardımına giderler. Tüm aile üyeleri ağa takılan yunusla birlikte suyun dibine iner ve onu kurtarmak için yukarı doğru itmeye çalışırlar. Ancak bu çabalarının sonucunda genellikle çoğu solunum yapamadıkları için ölürler. Üstelik bu, sadece tek bir yunus ailesine ait bir davranış değildir; tüm yunus aileleri benzer durumlarda aynı özveriyi gösterirler.

Şimdi anladınız mı, neden bu insanlara hayvan demediğimi. Çünkü kendi hem cinsleri için böylesi asil bir davranışı sergileyen bir mahlûka hakaret edilebilir mi? Din kardeşliğini bir tarafı bırakıyorum. Kendi alçakça egolarını tatmin etmek, zulüm saltanatlarını ayakta tutabilmek için, kendi hem cinslerinin üzerine bombalar yağdıran, kadın çoluk çocuk demeden katliamlar yapan, onları açlığa susuzluğa mahkûm eden, bu soysuz, cani, şerefsiz, alçaklara hayvan denebilir mi? Bunlar, bu hayvanlar kadar asil olabilir mi? Kendi saltanatlarının devamı ve bekası için taş üstünde taş bırakmayan, taşları dahi eriten, mazlum ve mustazafların feryatlarını, çocukları kollarında açlıktan ölümle pençeleşen annelerin feryatlarını duymayanlara hayvan denebilir mi? Bu hayvanlara hakaret olmaz mı?

Ne dini, ne insani, ne ahlaki, hiçbir kural tanımayan bu soysuzlar, İslam ümmetini yeni bir maceranın içine çekmek istiyorlar. "İman ediyoruz" dedikleri rablerinin kitabı, "ümmetiyiz" dedikleri peygamberlerinin hadisleri, "yollarından gidiyoruz" dedikleri seleflerin sünnetleri bunu şiddetle reddediyorken, sadece kendi saltanatlarını düşünen bu melun zihniyetin, bu yaptıkları neyle açıklanabilir.    

Kendi öz akrabalarını öldürecek kadar gözü dönmüş bu canileri hala anlayamayan saf Müslümanlara da bir çift sözüm olacak. Daha ne zamana kadar bunların isimlerine ve giyimlerine bakacaksınız. Daha ne zamana kadar bunların verdiği fetvalara kanacaksınız. Unutma ki, şeytan insanları her zaman haramlarla aldatmaz. Bazen de helallerle, dini sembollerle kandırır. Nitekim kendisinin bu şekilde de insanları kandırdığı, Kuran haber veriyor:

قَالَ فَبِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿١٦﴾

Şeytan dedi ki: "(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım."[1] Bu ayeti kerime şeytanın sıratım müstakim yolu üzerinde oturduğundan bahsetmektedir.

Bu insanların hayatları boyunca tek sloganları şudur: “Yalnız ben, sadece ben”. Geçmişte olduğu gibi, makam ve mevki sevdası nice insanların kanını birbirine döktürdü, döktürüyor. Kâfir idarecilerin bunu yapması yadırganamaz. Çünkü adı üstünde, kâfir… Kâfir bir insandan adalet beklemek ahmaklıktır. Adı Müslüman adı, Allah’a inandığın söyleyen, Müslümanların idareciliğini yapanların bunu yapması kanımıza dokunuyor. Oysaki İslam’da idarecilerin görevi halka zulüm değil, efendilik değil, hizmettir. Nitekim İslam Peygamberi (as);  سيد القوم خادمهم

“Bir kavmin efendisi, onlara hizmet edendir”[2] buyurmuştur. O Peygamberin medresenin talebeleri de, bu vazifeye o gözle bakmışlardır. Hazret-i Ebû Bekir (ra), hilâfet makamına geçip halk kendisine bey ’at ettikleri vakit, minbere çıkarak şöyle buyurmuştur: “Ben, hiçbir zaman hilâfet istemedim, ona rağbet etmedim. Gizli ve aşikâr hiçbir şekilde bunu Allah’tan dilemedim. Çünkü hilâfette benim rahatım yoktur.” Müslümanların başındaki idareciler bu fikirde olan insanlardır. İslam’da idareciler, bu duygularla hareket etmeyip makam ve mevki elde eden insanların durumunun Mevlana’nın sözünü ettiği şu misale benzediklerini bilirler: “Aslında lâyık olmadığı yüksek bir mevkiye çıkarak maddî yönden mertebesi yücelen kişi, halkın omzuna yüklenmiş bir cenazeye benzer. Yâni böyle kişiler, gerçekte yüksek bir mevkide değil, bilâkis herkesin bir an önce üzerinden atmak istediği bir cenaze hâlindedirler.”

İslam’da ideal idareci modeli Hz. Yusuf’un şu sözlerini kendine şiar edinen idarecilerdir: Bir gün Yusuf (as)’a: “Sen, hazinelerin sâhibi ve tasarrufçusu olduğun hâlde niçin kendini aç bırakıyorsun?” diye sorulmuş, O ise: “Ben doyarsam, aç olanları unutmaktan korkarım.” cevabını vermiştir. Şimdi sizlere soruyorum: ben bunlara hayvandan daha aşağı demekte haksız mıyım?

İnşallah halkın omuzlarında bir yük olan bu canilerin halkın omuzlarından atılacakları günler uzakta değildir. Rabbim, dualarını reddetmediği mazlumlar hürmetine bu zalimlerin saltanatlarının darmadağın olduğu günleri bizlere göstersin. Aramıza nifak ve şikak koymaya çalışan bu hainlere fırsat vermesin. Biz, bunların gerçek yüzlerini eskiden de biliyorduk şimdi de biliyoruz. Rabbim onların gerçek yüzlerini halen görme gafletinde bulunanlara, gerçek yüzlerini görecek feraset nasip etsin inşallah. Satırlarıma, Peygamber (as)’ın bir hadisiyle son verirken, sizleri Allah’a emanet eder, dualarınızı beklerim inşallah.

عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَعْدِ بْنِ قَتَادَةَ ، أَنَّ ابْنَ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ حَدَّثَهُ ، عَنْ أَبِيهِ ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : " مَا ذِئْبَانِ جَائِعَانِ أُرْسِلا فِي غَنَمٍ بِأَفْسَدَ لَهَا مِنْ حِرْصِ الْمَرْءِ عَلَى الْمَالِ وَالشَّرَفِ لِدِينِهِ "

 “Mala ve mevkie düşkün bir adamın dinine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha büyüktür.” [3]

(Zafer Birikli - Hürseda)


[1] A'râf Sûresi (16)

[2] (Deylemî, Müsned, II, 324)

[3] (Tirmizî, Zühd, 43)


23 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin iş adamlarından olan Suudi Prens Al-Velid bin Talal bin Abdulaziz al Saud, 480 milyon dolara Airbus'a özel siparişle yaptırdığı üç katlı Boeing 747 model uçağında otururken.