Seyda değil, Arapça öğretmeni

03 Aralık 2017 Pazar, 09:44

“Seyda, ben oğlumu öldüren katili zaten affettim. Ama öyle bir şey yapmam lazım ki, dünya âlem Seyda Molla Hüseyin Küçük’e nasıl değer verdiğimi bilsin. Ben kızımı da oğlumun katiline verdim.”

Tarih boyunca Allah’ın gönderdiği tüm Peygamberler gönderildikleri kavimlerin diliyle konuşmuşlardır. Dolayısıyla bu peygamberlere gönderilen vahiy de onların diliyle olmuştur.

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه۪ لِيُبَيِّنَ لَهُمْۜ  “Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah'ın emirlerini) iyice açıklasın.”[1]

Bu peygamberlerin sonuncusu olan ahir zaman Peygamberi Hz. Muhammed (as) da Arabistan yarımadasına gönderildiği için O’nun ve O’na gönderilen vahyin dili de, gönderildiği kavmin dili olan Arapça ile olmuştur:وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا   “Böylece biz sana Arapça bir Kur'an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarasın.”[2]

Arapça Allah’ın kullandığı dil değil, Kur’an’ın dilidir. Çünkü daha önce Cenabı Allah birçok kavimle başka dillerle de konuşmuştu. Dolayısıyla kutsal olan Arapça dili değil, Kur’an’ın kendisidir. Nitekim Peygamber efendimiz (sav)’in müşrik olan kavmi de Arapça konuşuyordu. Bizim Arapça diline olan merakımızın nedeni, Allah’ın bize göndermiş olduğu bu kitaptaki emir ve yasakları öğrenmek, anlamak ve hayatımızı ona göre tanzim etmek içindir. Bu vesileyle Arap olmayan Müslüman topluluklar, tarih boyunca Arapçayı öğrenebilmek adına büyük çaba ve gayret sarf etmişlerdir. Bu topluluklardan İslam âlemine ışık tutan büyük âlimler de çıkmıştır.

Ülkemizde ve özellikle de şark medreseleri dediğimiz doğu medreselerinde de İslam dininin kitabı olan Kur’an’ı Kerimi ve O’nun müfessiri olan Hz. Peygamber (as)’ın hadislerini anlama ve insanlara tebliğ etme adına Arapça dili tedris edilmiştir. Bu tedrisat geleneği yüzyıllardır, tüm baskı, dayatma ve yasaklamalara rağmen devam etti ve ediyor. Cenabı Allah bu hayırlı hizmette bulunan Seydalarımızdan razı olsun. Özellikle de onların iaşe ve ibadesinde emeği olan halkımızdan razı olsun. Yaşayanlara sıhhat ve afiyet, ölenlere rahmet etsin. Bu hayırlı hizmetlerde bulunan halkımızı Rabbim, iki cihanda mesrur eylesin inşallah. Doğu medreselerinde verilen bu tedrisat uzun yıllar sürmektedir. On yıla yakın süren bu tedrisattan sonra icazet yani diploma alan talebeler Molla ya da Seyda olmaya hak kazınırlar.

Bu medreselerden mezun olan ve Seyda diye tabir edilen medrese hocaları halk arasında büyük bir itibara sahiptirler. Doğuda yaşayan halkın arasında meydana gelen ve devlet erkânının çözmekten aciz kaldığı bir çok mesele, bu Seydalar tarafından çözüme kavuşturulmuştur. Bunun daha iyi anlaşılması için bir örnek vermek istiyorum. Diyarbakır Silvan yöresinin meşhur Seydalarından bir tanesi merhum Molla Hüseyin Küçük ’tür… Onun yaşadığı dönemde, bir ailenin tek erkek çocuğu haksız yere öldürülür. Devlet erkânı, baba ve katilin ailesi arasında arabuluculuk yapıp kan davasını engellemek için ellerinden gelen gayreti sarf etmelerine rağmen, bir türlü muvaffak olamazlar. Katilin ailesi, devlet erkânının tamamının maktulün babasına ricalarının bir fayda vermediğini görünce, son bir çare olarak, Seyda  Molla Hüseyin Küçük’e aracı olmaları için ricada bulunurlar. Çünkü bu yıllarca sürecek bir kan davasının başlangıcı olabilirdi. Seyda böyle hayırlı bir işe vesile olmak için, maktulün babasının evine gider. Kapıda Seyda’yı gören baba, sevinçten ne yapacağını şaşırır. Hemen bir hayvan kesilir. Seyda’ya izzet ve ikramda kusur edilmez. İlerleyen saatlerde Seyda gelme nedenini babaya açıklar. Seyda’yı dikkatle dinleyen baba, Seyda’ya tüyleri diken diken eden, şu cevabı verir: “Seyda, ben oğlumu öldüren katili zaten affettim. Ama öyle bir şey yapmam lazım ki, dünya âlem Seyda Molla Hüseyin Küçük’e nasıl değer verdiğimi bilsin. Ben kızımı da oğlumun katiline verdim.” Ben bu olayı her anlattığımda gözlerim dolar, tüylerim diken diken olur. Bu yaşanmış hikâye, kadirşinas halikımızın âlimlerimize verdiği değerin seviyesini gösteren en güzel örneklerden bir tanesidir.

Benim üzerinde asıl durmak istediğim konu, bu medreselerden mezun olup halkı ifsad eden Molla kılıklı insanlardır. Maalesef acı bir gerçektir ki, bu medreselerden, halklarını irşad etmek için hayatlarını feda eden Şeyh Said ve Bediüzzaman gibileri çıktığı gibi, halklarını batıl davaların peşinden sürükleyen Molla kılıklı sahtekarlar da çıktı. Bu ikinci taife de medreselerden mezun olup icazet aldı. Ama medreselerde tedris ettikleri tek şey, Arapça dilini oldu. Oysaki medreselerde Seydalarımız Arapça gramer ilmi için, “Alet İlmi” diyorlardı. Amaca ulaşmak için kullanılan alet… Bu ilim, asıl amaç olan, Kuranı ve O’nun müfessir Resulullah (sav)’i anlamak için kullanılan bir aletten başka bir şey değildi. Arapça ilmi, yerin altındaki saklı hazineleri bulmak için define avcılarının kullandıkları bir dedektör hükmündedir. Bu tipler yıllarca medreselerde ecvef fiillerden olan “ بِعْنَ“ “Bi’ne” fiilindeki banın esresi üzerine; ya da “قبل بعد”nun irabı üzerinde tartıştılar. Bu ilmin asıl hedefine yoğunlaşmadılar. Arapça gramer dışında hiçbir ilimle meşgul olmadılar. Bunlar medrese ilimlerini bitirip icazet aldılar ama onca yıl boş okudular. Onca yıl okumaları, onları Arapça dilinde ihtisas sahibi yapmaktan başka bir işe yaramadı. Yani İngilizce ya da başka bir dil öğrenen bir insandan hiçbir farkları yok bu insanların. Bunlara Seyda demek Seydalara hakarettir. Bunlara Arapça dil öğretmeni demek daha yerinde bir tabir olacaktır. Avam halk medreselerde Arapça dilini öğrenen bu üçkâğıtçı Arapça öğretmenleriyle, elleri öpülesi muhterem Seydalarımızı birbirinden ayırabilecek ilmi birikime sahip olamadıkları için onların tuzaklarına ve hilelerinde çok çabuk aldanabilmektedirler. Maalesef bu Arapça Öğretmenleri saf Müslümanlardan birçoğunun ifsadına sebep oldular.

Rabbim bu Arapça öğretmenlerine hidayet nasip etsin. Eğer hidayet olmayacaklarsa, milletimizi bu Arapça öğretmenlerinin şerrinden muhafaza etsin. Bir dahaki yazımızda buluşmak ümidiyle sizi Allah’a emanet eder, dualarınızı beklerim.

(Zafer Birikli - Hürseda)

[1]  İbrâhîm Sûresi (4)

[2] Şûrâ Sûresi (7)