Her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı yok mudur?

08 Aralık 2017 Cuma, 15:00

Zamanın birinde bir tarikat varmış. Tarikatın müritleri, nefsin hoşuna gitmeyen şeyleri, kendi nefislerine yaptırarak, nefislerini tezkiye etmeye çalışırlarmış. Bu yollardan bir tanesi de, saçlarını kazıtmakmış. Günlerden bir gün, bu tarikata mensup bir mürit, berberin önüne oturmuş, başını kazıtıyormuş. O civarda, zulüm, gurur ve kibirli olmasıyla meşhur bir kabadayı, berber dükkânına girivermiş. Berberin tıraş ettiği müride; “kalk ulan kabak, sen bekleyiver, benim acele işim var…” gibi sözlerle hakaret edip, zavallıyı müridi berber koltuğundan atmış, bununla da kalmamış hem tıraş olmuş, hem de zavallı müride hakaretler ediyormuş. Müridin nefsi, adama karşılık vermesini istiyormuş ama mürit nefsini tezkiye etmek adına nefsin bu isteğini yerine getirmeyip susuyormuş. Kabadayının işi bitmiş, parayı ödemiş, kapıdan çıkar çıkmaz, karşıdan gelen iki atlı at arabasının ortasındaki ucu sivri ok, bu kabadayının sırtından girmiş, göğsünden çıkmış. Berber müride dönüp; “Sofi, keşke bu kadar ağır beddua etmeseydin.” deyince mürid; “yemin olsun ki, beddua etmedim, hatta nefsim çok istemesine rağmen, cevap dahi vermedim. Ben kabul ettim. Kabak gibi kazıtmış olduğu kafasını göstererek; “kabağın sahibi kabul etmedi” diye cevap vermiş. Mürid, bu sözüyle; ben beddua etmedim ama o zalimin hareketi “gayretullaha dokundu” demek istemiş.

Allah’ın gayreti, anlamında kullanılan “Gayretullah” tamlamasında geçen “Gayret” kelimesi, Türkçe’de, çalışma çabalama, bir işi yapmak için azimli, istekli ve heyecanlı olma anlamına gelir. Kelimenin aslı Arapçadır, gayrimüslimdeki "ğayr" kökünden gelir. Gayr, başka, diğer anlamındadır. Bu kökten gelen "gayret" kelimesi, kişinin bir durum karşısında sanki değişmesini, başkalaşmasını anlatır. "Gayretullah" deyince de sanki ortada Allah'ın hoşlanmadığı, kızdığı, rahmetinin gazabıyla yer değişmesi gibi bir durum var demektir. Bu O'nun anında müdahalesini ve azabının inmesini, yani gayrete gelmesini sonuç verir.

Bir durum, bir iş, Allah’ın gayretine dokunduğu zaman, tüm sebepler sukut etse de, Allah bir sebep halk edip, o mânii ortadan kaldırır. “Evet nasıl bir serseri âsi ve raiyete tecavüz eden bir adam, oranın izzetli hâkimine dese: "Beni hapse atamazsın ve yapamazsın" diye izzetine dokunsa, elbette o şehirde hapis olmasa da o edepsiz için bir hapis yapacak, onu içine atacak. Aynen öyle de; kâfir-i mutlak, küfrüyle izzet-i celâline şiddetle dokunuyor. Ve azamet-i kudretine inkâr ile dokunduruyor. Ve kemâl-i rubûbiyyetine tecavüzü ile ilişiyor. Elbette Cehennem'in pek çok vazifeler için pek çok esbab-ı mûcibesi (gerektirici sebepler)ve vücudunun hikmetleri olmasa da, öyle kâfirler için bir Cehennem'i halk etmek ve onları içine atmak, o izzet ve celâlin şe'nidir.” 1

Büyük şeytanın, Kudüs üzerinde oynadığı oyuna baktığımızda, ümmetin bu çaresizliği karşısında ümitsizliğe düşmemek, var olan bu durum karşısında kahrolmamak elde değil. Ama tarihte misalleri görüldüğü gibi, gayretullaha dokunduğunda, tüm sebepler tükense de, Rabbim zalimlerin ordularını yerle yeksan ediyor. Yakın tarihimiz, baba ve yavru şeytanın, hayber fatihinin torunları marifetiyle, ikinci hayber hezimetini nasıl yaşadıklarının şahididir. Bir avuç muvahhid, müttaki fedakâr insanın, dünyanın en güçlü ordularına karşısındaki zaferi, tüm dünyanın gözleri önünde cereyan etti.

Büyük şeytan, küçük şeytanın emir ve talimatlarıyla sürekli planlar yapmaktadır. Plan yapabilir. Ama bu onun tüm planlarının mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmez. Ebrehe, ordusuyla asla yenilmeyeceği planını yapmıştı. Ama Allah’ın planı tüm planları işlevsiz bıraktı. Allah’ın kitabında çevresini mübarek kıldığı Mescidi Aksan’ın, ayakkabıyla girmesini kendi peygamberi Musa (as)’a emrettiği Tur dağının da bulunduğu, Peygamberler diyarı bu kutsal toprakları korumak, büyük bir onur ve şereftir. Bu mukaddes yerleri koruyacak kimse olmasa dahi, Allah geçmişte kendi evi olan, Mescidi Haramı koruduğu gibi, Mescidi Aksayı da koruyacaktır inşallah.

Büyük şeytan, küçük şeytan ve Müslümanların kıblesini bırakıp, Büyük ve Küçük şeytanı kendilerine kıble edinenler şunu çok iyi bilsinler ki; her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı yok mudur? Bu soğuk ve zemheri kışın bitmesiyle, inşallah, ölü süretine bürünmüş bu topraklar tekrar dirilecek, bizlere hayat verecektir inşallah. وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.”2 Allah’a, Resulüne ve Onar’a inananlarla savaşanlar ise, zelil ve rezil olacaklardır inşallah. Bu baharı görebilmek için İhtiyacımız olan şey, ittihad ve ihlastır.

Rabbim başta Kudüs olmak üzere, İslam topraklarına ve Müslümanlara kasteden İslam düşmanlarını kahhar sıfatıyla kahretsin. Büyük ve küçük şeytanların zulüm saraylarının, yerle yeksan olduğu o günleri görmeyi bizlere nasip etsin inşallah. (Zafer Birikli - Hürseda)


1 Risalei Nur

2 Âl-i İmrân Sûresi (139)