Kur'an'da düşmanlarımıza düşmanlığın sınırı

13 Şubat 2018 Salı, 04:53

Kuranı Kerim’de Allah (cc), O’na inananlar için, sevdiklerini sevmede bir sınır çizmiştir. Allah’a inanan bir mümin, istediği kişiyi istediği kadar sevemez. Aynı şekilde, Allah (cc), kime düşman olacağımızı ve düşmanlıkta sınırımızı da belirlemiştir. Allah (cc) kulluk kitabımız Kur’an’ı Kerim’de, düşmanlarımıza karşı düşmanlığımızın çerçevesini çizmiştir. Bu ayeti Kerime’de cenabı Allah şöyle buyurmuştur:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ       

“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”1

Bu ayetin nüzul sebebi ile ilgili 3 rivayet vardır. Bunlardan bir tanesi de şudur: “Hz. Peygamber (sa) ve ashabı Hudeybiye'de müşrikler tarafından Mekke-i Mükerreme'ye sokulmayıp bir antlaşmayla geri dönmeye zorlandıklarında oraya, umreye gitmekte olan doğudan gelen müşrik bir grup uğramış. Mekke'ye girmeleri engellenen ashab-ı kiram bunun acısını o müşriklerden çıkarmak istercesine: "Mekke'deki müşrikler bugün bizi Mescid-i Harâm'a girmekten nasıl alıkoydularsa, gelin biz de bunların Mescid-i Harâm'a girmelerini engelleyelim" demişler de, Allah Tealâ bunun üzerine bu âyet-i kerimeyi indirmiştir.”2

Ayetin nüzul sebebinden de anlaşıldığı gibi, sahabeye kendilerine düşmanlıkta ileri gidilmemeleri emredilen bu kişiler, onlara karşı yıllarca düşmanlıkta sınır tanımayan kişilerdir. Kendilerine en alçakça işkenceleri yapan, onları aç bırakan, çocuklarının gözleri önünde anne babalarını öldüren, ateşlerde onları yakan, gözlerini çıkaran, yıllarca onları tanımadıkları diyarlarda, annelerinden babalarından, eşlerinden çocuklarından ayrı yaşamaya mecbur bırakan kimselerdir.

İşte Allah (cc) bu insanlara karşı müminlere, Allah için hakkı ayağa kaldıran şahitler olmalarını, Allah için adâletle şahitliği ayakta tutmalarını, Allah için yeryüzünde adâletin timsali olmalarını, Allah için adâleti tam yerine getirmelerini, emrediyor. Bu insanlara olan öfkenin, nefretinin, adâvetin, kendilerini adâletten sapmaya götürmemelerini emrediyor.

Allah’ın Kur’an’ı kerimde müminleri eğittiği, bu sağlam ilahî eğitim metodu sayesinde, Onlar’ı Allah’ın razı olacağı bir makama yükseltmiş, nefis hâkimiyeti ve hoşgörünün ulaştığı, en doruk noktaya ulaştırmıştır. Cenabı Allah’ın kitabında kendilerinde razı olduğunu söylediği bu topluluğun en bariz özelliklerinden bir tanesi, kinleri yüzünden adaletten sapmamalarıydı. Bu, ulaşılan zirve noktasıdır. Ayrıca nefse ağır ve zor gelen bir görevdir. Bu, hiç düşmanlık etmemek veya

kendini zapt etmenin de ötesinde bir aşamadır. Var olan tüm hoşnutsuzluk ve kine rağmen, şuurlu olarak adaleti yerine getirmeye yönelmek! Çünkü bu davranış şekli, kişiyi tüm kin ve düşmanlığına rağmen, adaleti ve dengeyi sağlamaya yönelten aktif bir davranış şeklidir.3  Ayetin sonunda

وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

“Allah’tan korkunuz. Hiç kuşkusuz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”

Denmekle insan ahlakındaki bu kemal zirvesine ulaşmanın ancak, daima Yüce Yaratıcı’dan sakınmak, O’nun gözetiminde olduğunun bilincinde olunmakla elde edilebileceği vurgulanmaktadır. Çünkü yeryüzünde hiçbir güç ve hiçbir değer yargısı, insan vicdanını, bu zirveye ulaştırıp yükseltmeye güç yetiremez. Yeryüzündeki hiçbir inanç veya sistem, taraftarlarına, kin besledikleri düşmanlarına karşı, “katıksız adalet” ile davranmaya sorumlu tutamaz. Yalnızca bu din, benimsesin benimsemesin, tüm insanları, adalet gölgesi altında yaşatmayı üstlenmiş ve taraftarlarına -kin ve düşmanlık duydukları insanlara karşı bile bu adaleti, Allah için uygulamayı farz kılmıştır.4

Allame İbn-i Cerir et-Taberî (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: “Şanı yüce olan Allah bununla şunu kast etmiş olabilir: “Ey Allah’a ve onun resulü Muhammed’e (sav)’e iman edenler, ister dostlarınız olsun ister muhalifleriniz, Allah için adaleti ayakta tutmak sizin ahlâkınız ve sıfatınız olsun. Onların size olan düşmanlıklarından dolayı hükümleriniz ve fiillerinizle onlara zulmederek tayin ettiğim sınırları çiğnemeyin. Dostlarınızla olan ilişkilerinizden dolayı benim hüküm ve hadlerimde asla gevşeklik göstermeyiniz. Bütün hüküm ve davranışlarınızda hadlerimi çiğnemeyin, her zaman emrimle hareket edin. Bir kavme olan düşmanlığınız onlara karşı zalimce davranıp hükümleriniz ve ilişkilerinizde onlara karşı adaletsiz davranmaya sevk etmesin.”5

Şeyhul İslam İmam İbn-i Teymiyye’nin dediği gibi; “Bu ayet kâfirlere karşı gösterilmesi gereken buğz hakkında indi. Bu, kâfire karşı gösterilmesi emr olunan buğzdur. Allahu Teâlâ buğz etmemizi istediği kişilere bile buğz ederken zulmü yasaklamışken, Müslümanın diğer Müslümanlara teville, şüpheyle, nefsin hevasına kapılarak zulmetmemesi daha doğru ve yerinde olur.” 6 Bugün İslam coğrafyasında kendi Müslüman kardeşine düşmanlıkta sınır tanımayanlara ne demeli? Düşmanlarımızın dahi elimizden emin olmaları gerekirken, dindaşlarımızın bizden emin olmamaları ne kadar acı…

Allah (cc) cümlemize kulluk kitabımız olan Kur’an’ı hakkıyla anlamayı ve yaşamayı nasip etsin. Bir dahaki yazımızda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olun. Dualarınızı bekliyorum.

1 Enam suresi, 8

2 Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/299.

3 Seyyid Kutup, Fizilalil Kur’an

4 Seyyid Kutup, Fizilalil Kur’an

5 Taberî Tefsiri (10/95) 6 Minhacu Essünne Ennebeviye (5-125)