Doğru teşhis yanlış uygulama

18 Kasım 2016 Cuma, 02:46

Ortaçağ Avrupası'nda Kilise, korku, diktatörlük ve dayatma sonucu elde ettiği güçle Avrupa’da yaptığı baskı ve zulümler sonucunda papalık ve Katolik kilisesinin mutlak egemenliğini tesis etmiştir. Dünya yönetimi kardinaller tarafından seçilen papanın elindedir. Dünyanın dili Latincedir. Kilise ve papalığın gücü sadece dünyayla sınırlı değil, ahirette de geçerlidir. Dileyen Kilise ve papalıktan uygun fiyatlarla, cennetin sevilen ve beğenilen herhangi bir semtinden arsa ve ev alma imkânına sahip olabiliyordu. Adına skolastik düşünce denen kilisenin bu düşünce tarzının, doğru kabul ettiğinden başka doğru yoktur. Bu devirde düşünce özgürlüğü kısmen değil, tamamen yasaklanmıştır. Adına pozitivist düşünce denilen ilmi düşüncenin yerine, incilin, Hristiyanlığın, düşünce tarzının yegâne doğru kabul edilmiştir.

Ortaçağ'ın bu karanlık dönemi ilmi ilerlemelerin durduğu, dahası buna yeltenenlerin şiddetle cezalandırıldığı bir asırdır. Kilisenin, dünya bir tepsi gibidir tezine karşı dünya dönüyor diyen Galileo 1642 yılında öldürülmüştür. Kilisenin damarlarda doku olduğu düşüncesine karşın, damarlarda kan olduğunu keşfeden bilim adamı derisi yüzülerek infaz edilmiştir. Şarlmanın sarayına götürülen ve Müslümanların icad ettiği, ses çıkaran su saati, içinde cin olduğu gerekçesiyle kilise tarafında imha edilmiştir. Sadece bilim adamları değil, bu düşünceyi kabul etmeyen halk da kılıçtan geçirilmiştir. 16. Yüzyılda ispanyanın ikinci büyük şehri Barcelona’da 300 bin Protestan öldürülmüştür.

Yaşanılan tüm bu baskı ve işkenceler halkın kiliseye ve kilisenin şahsında dine düşman olması sonucunu doğurmuştur. Çünkü halka yapılan tüm bu baskı ve zulümler din adına yapılmıştır. 17.yüzyıl Avrupa’sında aydın sınıfı, feodalizmin yaşandığı ve Sezar yönetiminin din adına halkın kanını emdiği bu ortamda, bu ruhani istibdada karşı çıkmıştır. Bu zulümden kurtulmanın yegâne yolunun dinden kurtulmakla, yani dinsiz olmakla olabileceği sonucuna varmışlardır. Şüphesiz bu doğru bir tespitti. Kangrene dönmüş bu hastalığın teşhisi ve tedavi yöntemi de doğru olarak tespit edilmişti. Aydın sınıfın bu tepkimesi sonucunda sonradan birçok düşünce akımı ortaya çıkacaktır. Kominizim, sosyalizm, nasyonalizm vs. hepsi bu tepkinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Matbaanın gelişmesi ve insanların okuma yazma oranlarının artması, aydın sınıfın bu düşüncelerini tüm Avrupa’ya ulaştırmasına vesile olmuştur. Fransa’da Rönesans ve Reform hareketlerinin başlaması, Skolastik düşünceye vurulan en büyük darbe olmuştur. Avrupa yavaş yavaş papalığın aristokratik hükümet anlayışından kurtulup, halkın egemen olduğu ve adına demokrasi denen bir hükmet anlayışına doğru adım adım ilerlemiştir. Papanın dünyayı kapsayan vatan anlayışına karşın, milliyetçi bir anlayış ortaya çıkmıştır. Ve bunun sonucunda bugünkü Avrupa devletleri meydan çıkmıştır. İlimde fende sanayide devrim niteliğinde yenlikler meydana gelmiş, orta çağın karanlık dönemi bir daha açılmamak üzere kapanmıştır.

Tüm bu gelişmelerin yaşandığı Avrupa’da aydınlar, 19. Yüzyılda İslam ülkelerindeki aydın sınıfıyla temasa geçip bu fikirlerini İslam toplumundaki bu aydın sınıfa nakletmiştir. İslam toplumundaki, doğudaki, bu aydın kesim, Avrupa’daki baş döndürücü bu ilerleyişin cazibesine kapılmış Avrupa’daki bu fikirleri kendi toplumlarında moda mod uygulamaya kalkışmışlardır. İslam toplumunda bir geri kalmışlık vardı. Ama bu geri kalmışlığın sebebi din değildi. İslam toplumundaki aydınlar Avrupalı aydınların yaptığı gibi, dini kaldırmakla ilerleyecekleri zannettiler. Hâlbuki bir yerdeki mantıklı, yüzde yüz doğru olan bir gerçek, başka bir sosyal çevrede yüzde yüz zararlı, tehlikeli ve çirkin olabilmektedir. Dünyada hiçbir ilaç her hastalık içn

kullanılamaz. Ama bizim yerli Marksist, Leninist, koministler “din afyondur” teranelerin tutturmaya devam ediyorlardı.

Oysaki Avrupalıların derdi başkaydı. Daha önce haçlı seferleriyle yapamadıklarını silahsız ve kansız bir şekilde yapmak istiyorlardı. Kuzey Afrika’nın en büyük Fransız düşünürlerden biri olan Rene Laboume’nin sözleri onların ne istediğini açıkça ortaya koymaktadır. “Ben tarihi açıdan kuzey Afrika halkının yarısının berberi yarısının ise Arap olduğunu keşfettim. Bunların hiçbirisi Arap mı berberi mi olduklarını düşünmüyorlardı. Daha sonra araştırdım ve berberi olanların çoğunun milliyetçi duygular taşıdığını Arap olanların çoğunun ise dini duygular taşıdığını gördüm. Bundan dolayı ikinci grup arasında onların dini düşüncelerinden uzaklaştırmak için çağdaş aydınlanmanın bilimsel meselelerini gündeme getirmek gerekir. Birinci grup arasında ise şu an İslami birlik içinde birbirleriyle iç içe oldukları ikinci gruptan ayırmak için dini yaymak gerekir. Ama hangi yolla? Milliyetçiliği gündeme getirmek yoluyla”

Batılı dostlarımızın(!) amacı bizim ilerlememiz değil, tam aksine bölünüp parçalanmamızdı. Batılıların geliştirdiği din karşıtı ve milliyetçi söylemlerin onları ilerlettiği doğrudur. Ama aynı fikirler İslam ülkelerinde yayıldıkça Müslümanlar içeriden parçalandı, bölündü, birer lokma haline geldi. Batının rahatlıkla çiğneyebileceği lokmalar. Hâlbuki batıdakinin tam aksine doğunun sorunu din değildi. Avrupa’da skolastik düşüncenin hâkim olduğu dönemde İslam alemi ilim ve bilimde altın çağını yaşıyordu. O zamanda İslam vardı. Şu an bir gerileme varsa o da İslam’dan değil İslam’ın uygulayıcılarından kaynaklanmaktadır.

İslam coğrafyasında halen devam eden savaşların çatışmaların altında yatan asıl nedenlerden bir tanesi de budur. Batıda uygulanan ve batı için olumlu sonuçlar doğuran ilaçların aynısının doğuda Müslümanlar için kullanılmasıdır. İslam âleminde bir gerilemenin varlığı doğru bir teşhistir. Ama batıda kullanılan ve onlar için faydalı sonuçlar doğuran bu ilaçların İslam âleminde uygulanması yanlış olmuştur.

Selam ve dua ile.

(Hürseda Haber)