Kurtuluş reçetemiz

23 Aralık 2016 Cuma, 03:54

“İbadet Halık’la abd arasında pek yüksek bir nisbet ve şerefli bir rabıtadır.”

Bediüzzaman Said NURSİ

Yeryüzünde cereyan eden olayların görünen zahiri sebeplerin yansıra görünmeyen batıni sebepleri vardır. Âlemi İslam’ın başına gelen bu musibetlerin de zahiri sebeplerinin yanında batıni nedenleri vardır. Genel olarak İslam âlemi olarak şu anda mağlup olmamızın nedeni olarak gördüğümüz ve odaklandığımız tek şey zahiri nedenlerdir. Bizi böyle düşünmeye sevk eden saik ile, mağlup olmamıza neden olan saik aynı şeydir.  Bizim zahiri ve batıni en büyük silahımız imanımızdır. Çünkü müminlerin cesaretlerinin kaynağı iman, korkaklıklarının kaynağı iman zafiyetidir. “Evet, her hakiki hasenât gibi, cesâretin dahi menbaı imândır, ubûdiyettir. Her seyyiât gibi, cebânetin dahi menbaı dalâlettir.”[1]  İslam aleminin kemiyet olarak büyük bir rakama sahip olmasına rağmen, keyfiyet olarak bir anlam ifade etmemesinin nedeni de budur.

Oysaki bu ümmet kahramanlığın destanını yazan bir ümmettir. Bu ümmet bağrından, Peygamber efendimiz (sav)’in “Yavaş yürü ya Hamza yürüyüşün ölümü korkutuyor.” dediği Hamzaları çıkaran bir ümmettir. O kahramanların varislerinden olan Bediüzzeman, hayatı boyunca yaşamadığı iki şeyden birinin korku olduğunu söyler. “Bütün sergüzeşt-i hayatım şahittir ki, hak gördüğüm meslekte gitmeye karşı korku, elimi tutup men edememiş ve edemiyor. Hem neden korkum olacak?”[2] tek endişesi malı serveti ve nefsi olan böylesi bir korkunun İslam aleminin tamamını kuşatmasının nedeni iman zafiyetidir. Hicret sırasında müşriklerin yaklaştığını gören Hz. Ebubekir'in ağladığını gören Allah Resulü (sav)’in niçin ağlıyorsun sorusuna, "ey Allah’ın Resülü vallahi ben kendim için ağlamıyorum sizin için ağlıyorum" diyen o büyük insan gibi bedeni değil iman endişesi taşıyamayışımızdan kaynaklanan iman zafiyettir. Çünkü müminin en öncelikli endişesi davasıdır. O şahsı için değil davası için korkar. Onun korku ve endişesi ahretidir. Ehli küfrün ahret gibi bir kaygıları olmadığı için, onların tüm kaygıları dünyalarıdır.  Dünyaya ve şahıslarına gelebilecek en ufak bir tehlike ya da tehlike söylentisi hayatlarını mahvetmeye yetmektedir. Mümin için ise Rabbi razı olduktan sonra geri kalan tüm musibet ve belalar Rabbinin esmalarının kainatta tecellileri içindir.  “Evet, tam münevverü’l-kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimâldir ki, onu korkutmaz. Belki hârika bir kudret-i Samedâniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat, meşhur bir münevverü’l-akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise, gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer. “Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?” der, evhâma düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hânelerini terk ettiler.)

Zayıf olan iman artabileceği gibi, imanın zayıflaması da söz konusudur. İmanın artmasıyla ilgili olarak ayeti kerimede şöyle buyrulmuştur: 

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ ﴿٢﴾

”Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.”[3]

Şu hadisi şerif de iman zafiyetinin insanları nasıl bir zillet ve felakete götürdüğünü gözler önüne sermektedir. “İnsanlar öyle bir devir yaşayacaklar ki, o devirde dini üzerine sabretmek, elinde ateş tutmak gibi zordur. Çünkü o devirde mümin, (öyle hakaretlere maruz kalır ki) davarından daha zelil, (daha haysiyetsiz bir) duruma düşer. Bu hakaret ve baskıya birçok insan dayanamaz. Zayıf olanlar, fire vererek, beş paralık menfaat için din ve mukaddesatından rüşvet verme durumuna düşer. Gündüz ve gecelerin akması öyle devir getirecektir ki, o zaman biri kalkıp alenen: “Bir avuç menfaati için bize din (ve mukaddesatını) kim satacak?” diye sorar. Bu soruş boşa değildir de: “Birçokları dinlerini çok az bir dünya malı karşılığında satar.”[4]

Üstad Bediüzzeman hazretleri, imanın zafiyetinin ve kuvvetinin seviyesini belirleyen en öncelikli etmenlerin başında ibadetin geldiğini söyler. “Akaidi ve imani hükümleri kavi ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir. Evet, Allah’ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle, vicdani ve akli olan imanı hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve tesirleri zayıf kalır. Bu hale, alem-i İslam'ın hal-i hazırdaki vaziyeti şahittir.” İbadetsizdik sadece ahirette Allah’ın azaplandırması sonucunu doğurmamaktadır. Aynı zamanda, dünyada İslam ve Müslümanların izzet ve şerefine de etki eden amil ibadettir.  “Ve keza, ibadet, dünya ve ahiret saadetlerine vesile olduğu gibi, maaş ve maade, yani dünya ve ahiret işlerini tanzime sebeptir ve şahsi ve nev’i kemalata vasıtadır ve Halıkla abd arasında pek yüksek bir nisbet ve şerefli bir rabıtadır.” [5]Müminlerin güç ve kuvvetinin kaynağı Allah’ın yardımıdır. Bu yardımın müminlere akışını sağlayacak olan kaynak da, ibadettir.

Sözlerimin başında dediğim gibi Müslümanlar, bugünkü mağlubiyetlerinin nedenini sayısal çokluk, silah ve lojistik desteğin azlığı olduğu kanaatini taşımaktadırlar. Bu mağlubiyetin zahiri yönüdür. Bu da mağlubiyetin en zayıf yönüdür. Mağlubiyetin asıl yönü batıni yönüdür.  Bâtıni yön olan ibadet, yani Allah’a kayıtsız şartsız bağlılık yemini olmazsa, bu zahiri sebepler de bir anlam ifade etmez. Nitekim birçok kavmin başına gelenler, ibadetsizlik sonucu işlenen günahlar nedeniyledir.وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ ”Başınıza her ne musibet gelirse kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.”[6] İbadet, gücün ve yardımın gerçek kaynağına Müslümanları bağlayan en sağlam borudur. Bu borudan müminlere yardım akar. Bu akışın sorunsuz ve istenilen şekilde sağlanabilmesi de, boruların kaynağa sağlam bir şekilde bağlanması ve suyu taşıyacak bu boruların suyu sızdırmaması ya da patlamamasına bağlıdır.  “İbadet, fikirleri Sani-i Hakime çevirttirmek içindir. Abdin Sani-i Hakime olan teveccühü, itaat ve inkıyadını intaç eder.”[7]       

İbadetsizliğimiz ya da ibadetlerin asıl işlevini yerine getirmeyişimiz, aramızdaki muhabbet ve sevginin olmamasına neden olmaktadır. “İnsan, İslamiyet sayesinde, ibadet saikasıyla bütün Müslümanlara karşı sabit bir münasebet peyda eder ve kavi bir irtibat ve bağlılık elde eder. Bunlar ise, sarsılmaz bir uhuvvete, hakiki bir muhabbete sebep olur. Zaten heyet-i içtimaiyenin kemaline ve terakkisine ilk ve en birinci basamaklar, uhuvvetle muhabbettir.”

Bizden sayıca ve silahça güçlü olan ordulara karşı aciziz, zayıfız, naçarız. İbadet dergâhı izzet huzurunda el açıp bu acziyetimizi itiraf etmektir. İbadetle hadsiz düşmanlara karşı rabbin huzurunda durup Allah’a acziyetimizi ve zafiyetimiz şikâyet ediyoruz. Ya rabbi biz aciz ve zayıfız. Senin dergahına geldik senden başka gidecek kimsemiz yok, sen bize yardım et diyoruz. “İbâdetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı İlâhîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp, kemâl-i Rubûbiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.” [8]

Sözlerime yine Bediüzzeman Said Nursinin ibadetle ilgili u sözleriyle son veriyorum: “Elhasıl, ibadeti terk eden hem kendi nefsine zulmeder -nefis ise Cenâb-ı Hakkın abdi ve memlûküdür- hem kâinatın hukuk-u kemâlâtına karşı bir tecavüz, bir zulümdür. Evet, nasıl ki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir; terk-i ibadet dahi, kâinatın kemâlâtını bir inkârdır. Hem hikmet-i İlâhiyeye karşı bir tecavüz olduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak olur.”[9]Rabbim bizlere de imanımızı artıracak ibadetler yapmayı nasib etsin.

Bizleri de dualarınızda unutmamanız dileğiyle. (Zafer Birikli - Hürseda Haber)

 
[1] Risalei Nur Külliyatı, 3. Söz
[2] Risalei Nur Külliyatı, Şualar
[3] Enfâl Sûresi (2)
[4] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/457-459
[5] Risalei Nur Külliyatı, İşaretül icaz, Bakara Suresinin tefsiri
[6] Şura Suresi 30
[7] Risalei Nur Külliyatı, İşaretül icaz, Bakara Suresinin tefsiri
[8] Risalei Nur Külliyatı 9. Söz
[9] Risalei Nur Külliyatı, 23. Lem'anın Hâtimesi