Davası olan devasa olur, davası olanın deva'sı olur

30 Ekim 2015 Cuma, 14:26

İstisnasız her akıl sahibi insanın bir davası vardır. Akıl şuura membaa olur, şuur ilmi kuşanır. Bunlar birleşip hakikat istikametinde yol alırsa kişi hak yolunda dava ehli-eri olmuş olur.

Aksi halde ise insanlığın kahir ekseriyetini oluşturanların arkasından koşturdukları küçük dertlerle, küçük amaçlarla ömür hazinelerini tüketenler gibi batılın dava ehli yazılırlar.

Takribi 70 yıllık bir ömrü “Geçim davası –ekmek davası-cinsellik davası – koltuk davası.... kısaca masa-kasa-nisa davası” yörüngesinde tam bir hasaratla harcayanlar küçük dertler peşindeki küçük ve basit insanlar olabilirler.

Bunların hali biraz da “Helva ve Bıldırcın etini beğenmeyen, az bulan “yerin bitirdiklerinden istiyoruz. Soğan sarımsak...” diyen nankör israiloğullarına benziyor. Merhum Seyyid Kutup haklı olarak bunlara “basit insanlar ve basit istekleri!” der. Oysa Men u selva onlara gökte, ücretsiz, emeksiz, olarak indiriyordu.

Hak ehlinin dava anlayışında da bu basit istkler yer bulur. Ancak bunlar hayatın zaruretleri nispetinde değerlendirilir. Ekmek vs. gayreti de olacak. Bu mühim olabilir. Ama ehem olan yani daha mühim olan, kişinin varlık alemindeki varoluşuna anlam katan ana davasının yerini tutmamalıdır.

Nedir bu ana dava?

Yüce Allah, her aklın anlayabileceği üslupla buna “kulluk” (zariyat-56) adını verir. Öyleyse “insanın kulluk gayreti insanın temel varoluş sebebi ana davasıdır.” Denilebilir. Bu vazifesi, yani yüce Allah'ın razı olacağı şekilde yaşama gayreti tüm ömre şamil olduğu için buna insanın amacı denilebilir. O zaman “dava amaçtır. Amaçsız insan anlam bulmamış sıradanlaşmış, basit olana razı olmuştur.” Şeklinde yorumlanabilir.

Dava insana bir amaç verir. Amaç insana anlam katar, insana güç verir, insanı araç arayaşına sokar.

Araç arayaşında soru sorulur. Sorgulanır her şey: “Rabbim bunu neden yarattı, bu akıl, bu kalp, bu el... amacım yolunda ne iş görür, nasıl kullanabilirim. Rabbimin rızası için bunlardan nasıl istifade edebilirim.” diye arayış başlar. Öyle ya insanoğlunun yaptığı her eşyanın (çorap ayakkabı-şapka) bir amacı var olur da yüce Allah'ın hiç yoktan yarattığı elin dilin kalbin... bir amacı bir vazifesi olmaz mı?

Dava şuuruna eren insan bunları sorgular, tüm eşyayı yerli yerinde anlam hafızasına kaydeder. Soyut ve somut her şeyin belli bir hiyerarşik sıralaması olur. Ana dava olan “Allah rızasının” yol haritası olan “İslam dini” insanlığın kurtuluş gemisi olduğu kadar belli ilkeler ve değerler sistemi olarak ele alınır. Kişinin davası onun pusulasıdır. Onu illaki bir yerlere ulaştırır.

Kişi davasıyla tanınır, çünkü dava iddiadır, dava davettir, dava insanın kendine taraf tuttuğu aynadır.

Dava anlayışındaki farkındalık amacın ne denli özümsendiğine bağlıdır. İnsan anladığı kadarını yansıtır. Büyük davanın ne olduğunu anlamamak zamanla aracın amaçsallaşmasına da yol açabilir. O zaman dava kişi için fedakârlık yapılması gereken bir mana bütünlüğü olmaktan çıkıp ya monoton hayattan bir çeşit küçük bir kaçamak ya da basit haliyle geçim kapısı olur.

Gerçekte davası Allah olan devasa olur, kıymet bulur. Dağ taş... O'na selamda bulunur, çünkü o artık haliyetü-l arz makamında bulunur.

Davası Allah olanın, devası olur. Bu deva ile insanlığa davette bulunabilir. Davası olmayanın bütün varlığı ancak etrafındaki birkaç kişiye sunabileceği soluk ile sınırlı kalır.

Davası olanın hayatının manası olur. “Rabbim Allahtır. Her şey O'nun rızası içindir.” der, yaşam yürüyüşü anlam kazanır. Davası olmayanın hevası olur. Hevası onun en büyük davası olur. Ve ne hazindir ki bu gök kubbenin altında yüce Allah dışında en çok tapılanın Heva olduğudur.

Özcesi;

-İnsanın davası varlığının anlamıdır.

-İnsanın davası duasıdır.

-İnsanın davası en ciddi iddiasıdır.

-İnsanın davası nihai vizyonudur.

-İnsanın davası en büyük amacıdır.

-İnsanın davası karşılıksız adanmışlığıdır.

-İnsanın davası çağrısı davetidir.

-İnsanın davası varoluş sebebidir....

“İnsanın amacı kalmayınca hayatının da bitmesi uygun olur” derler.

Öyleyse birkez daha gözden geçirmeli kendini;

-Davam nedir?

-Davam bana nasıl bir anlam yüklüyor?

-Ben davama ne kadar adanmışım?

-Ben davama hayatımdan ne kadarını sunuyorum?

Denir ya: “Dava olmaz bedava!”

(Faruk Kuzu)