yazar_isim
2012-01-23

MUKADDİME
Bu kitap üç makale ile üç kitap üzerine müretteptir. Birinci Makale, unsur-u hakikatin veyahut bazı mukaddemat ve mesaille İslâmiyete saykal vurmanın beyanındadır. İkinci Makale, unsur-u belâgatı keşfeder. Üçüncüsü, unsur-u akideyle ecvibe-i Japoniye beyanındadır. Kitaplar ise, Kur'ân'da işaret bulunan ilmü's-sema ve ilmü'l-arz ve ilmü'l-beşeri tahkikle bir nevi tefsirdir.

Bu kitap; üç makale ve üç kitap üzerine bina edilmiştir.

Birinci Makale; hakikatin unsurlarının veyahut bazı mukaddime ve misallerle, İslamiyet’e cila vurmanın beyanındadır.

İkinci Makale; Belagat ilminin unsurlarını, kısımlarını keşfeder.

Üçüncüsü; İmanın esaslarıyla Japonlara verilen cevapların beyanındadır.

Kitaplar ise; Kur’an’da işaret edilen Gök ilmi (Astronomi), Yer ilmi (Jeoloji) ve Beşeri İlimleri (Sosyoloji, Antropoloji) incelemekle bir tür tefsirdir.

BİRİNCİ MAKALE

Maksada uruc etmek için mukaddimelerden istimdad etmek, ehl-i tahkikin düsturlarındandır. Öyleyse, biz de on iki basamaklı bir merdiven yapacağız.

“Amaca ulaşmak için, mukaddimelerden faydalanmak hakikati araştıranların kurallarındandır.  Öyleyse, biz de amacımıza ulaşmak için on iki basamaklı bir merdiven yapacağız.”

BİRİNCİ MUKADDİME

Takarrur etmiş usuldendir: Akıl ve nakil teâruz ettikleri vakitte, akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.

Kesinleşmiş bir kaidedir; Akıl ve nakil yani akıl ile rivayet zıtlaştıklarında, uyuşmadıklarında akıl asıl olarak kabul edilir rivayet ise yoruma tabi tutulur. Fakat rivayete ters düşen ve o rivayeti yorumlanmak zorunda bırakan aklın da akıl olması lazımdır.

Hem de tahakkuk etmiş: Kur'ân'ın her bir tarafında intişar eden makasıd-ı esasiye ve anasır-ı asliye dörttür.

Hem de ortaya çıkmıştır ki; Kur’an’ın tümünde ortaya çıkan esas gayeler ve asıl unsurlar dört tanedir.

Onlar da, ispat-ı Sani-i Vâhid ve nübüvvet ve haşr-i cismanî ve adalettir. Yani, hikmet tarafından kâinata irad olunan suallere (şöyle: "Ey kâinat, nereden ve kimin emriyle geliyorsunuz? Sultanınız kimdir? Delil ve hatibiniz kimdir? Ne edeceksiniz? Ve nereye gideceksiniz?") kat'î cevap verecek, yalnız Kur'ân'dır. Öyleyse, Kur'ân'da makasıddan başka olan kâinat bahsi istitradîdir. Tâ san'atın intizamıyla Sani-i Zülcelâle istidlâl yolu gösterilsin.

Onlar da;

               --- Kâinatı, büyük bir sanat eseri olarak yaratan Allah’ın (CC) birliğinin ispatı

              --- Nübüvvet

              --- Bedeni olarak yeniden diriltilme (Haşr-ı Cismani)

              --- Ve Adalettir.

Yani; hikmet, ilim, fen ve akıl tarafından kâinata yöneltilen “Ey Kâinat! Nereden ve kimin emriyle geliyorsun, sultanın kimdir? Şahidin ve kâtibin kimdir? Ne yapacaksın ve nereye gideceksin?” gibi sorulara net ve kesin cevap verecek olan yalnızca Kur’an’dır. Öyleyse, Kur’an’da kâinata dair olup da anlatılan diğer konular,  bu asıl maksatlara yardımcı konulardır. Bu yardımcı konuların amacı ise, Allah Azze ve Celle’nin sanatına şahitlik etmektir.

Evet, intizam görünür. Ve kemâl-i vuzuh ile kendini gösterir. Sani'in vücud ve kast ve iradesine kat'iyen şehadet eden intizam-ı san'at, kâinatın her cihetinde boynunu kaldırarak her canibinden lemean eden hüsn-ü hilkati nazar-ı hikmete gösteriyor. Güya herbir masnu birer lisan olup Saniin hikmetini tesbih ediyor.

Evet, kâinattaki düzen görünür ve apaçık bir mükemmellikle kendini gösterir. Kâinatı, büyük bir sanat eseri olarak yaratanın varlığına, hedef ve iradesine kesin olarak şehadet eden bu sanat düzeni; Kâinatın her tarafında boynunu kaldırarak her taraftan ışıldayan güzel yaratılışı hikmetli bakışlara gösteriyor. Her bir sanat eseri bir bir dile gelip sanatçılarının hikmetinin yüceliğini anıyorlar.

Madem maksat budur ve madem kâinatın kitabından intizama olan rumuz ve işaratını taallüm ediyoruz. Ve madem netice bir çıkar. Teşekkülât-ı kâinat, nefsülemirde nasıl olursa olsun, bize bizzat taallûk etmez. Fakat o meclis-i âlî-i Kur'ânîye girmiş olan kâinatın her ferdi, dört vazifeyle muvazzaftır.

Madem hedef, kâinat kitabından kâinattaki mükemmel düzenin belirtilerini ve işaretlerini öğrenmektir ve bundan da bir netice çıkarmaktır, o zaman kâinatın oluşumu asıl itibariyle nasıl olursa olsun bizzat bizimle ilgili değildir. Fakat Kur’an’ın yüce meclisine girmiş olan kâinatın her kısmı dört görevle görevlendirilmiştir.

Birincisi: İntizam ve ittifakla Sultan-ı Ezelin saltanatını ilân...

Düzen ve birliktelikle, Ezelin Sultanı olan Rabbimizin saltanatını ilan etmek.

İkincisi: Herbiri birer fenn-i hakikînin mevzu ve müntehabı olduklarından, İslâmiyet fünun-u hakikiyenin zübdesi olduğunu izhar...

Her biri gerçek birer ilmin konusu ve seçilmişi olmaları dolayısıyla, İslamiyet’in gerçek ilimlerin özü, aslı olduğunu ortaya koymak…

Üçüncüsü: Herbiri birer nev'in nümunesi olduklarından, hilkatte cârî olan kavanîn ve nevâmis-i İlâhiyeye İslâmiyeti tatbik ve mutabık olduğunu ispat-tâ o nevâmis-i fıtriyenin imdadıyla İslâmiyet neşvünema bulsun. Evet, bu hâsiyetle, din-i mübin-i İslâm, sair hevâ ve heves içinde muallâk ve medetsiz, bazan ışık ve bazan zulmet veren ve çabuk tagayyüre yüz tutan dinlerden mümtaz ve serfirazdır.

Her biri bir başka türün örneği olduğundan; Yaratılışta geçerli olan kanunların İlahi kanunlara uygun olduğunu ortaya koyup fıtri kanunların yardımıyla İslamiyet’in yayılmasını sağlamak…

Evet, İslamiyet bu yönüyle; heva ve heves içinde kalan, yardımsız, bazen ışık bazen karanlık veren ve çabucak değişen dinlere göre daha seçkin, başı dik ve şereflidir…

Dördüncüsü: Herbiri birer hakikatın nümunesi olduklarından, efkârı hakaik cihetine tevcih ve teşvik ve tenbih etmektir. Ezcümle: Kur'ân'da kasemle temeyyüz etmiş olan ecram-ı ulviye ve süfliyeyi tefekkürden gaflet edenleri daima ikaz ederler. Evet, kasemat-ı Kur'âniye, nevm-i gaflette dalanlara kar'u'l-asâdır.

Her biri bir hakikatin örneği olduğundan, fikirleri doğruluk yönüne yönlendirmekte, teşvik ve ikaz etmektedir.

Kısaca; Kur’an’da üzerlerine yemin edilerek öne çıkarılan göklerdeki ve yerdeki küçük ve büyük nesneleri düşünmekten gafil olanları daima ikaz ederler.

Evet, Kur’an’ın yeminleri gaflet uykusuna dalanlar için uyarı sopasıdır.

Şimdi tahakkuk etmiş, şu şöyledir. Öyleyse, şek ve şüphe etmemek lâzımdır ki, mu’ciz ve en yüksek derece-i belâgatte olan Kur'ân-ı mürşid, esâlib-i Araba en muvafıkı ve tarik-i istidlâlin en müstakîm ve en vâzıhı ve en kısasını ihtiyar edecektir. Demek, hissiyat-ı âmmeyi tefhim ve irşad için bir derece ihtiram edecektir. Demek, delil olan intizam-ı kâinatı öyle bir vecihle zikredecek ki, onlarca mâruf ve akıllarına menûs ola. Yoksa delil, müddeâdan daha hafî olmuş olur. Bu ise, tarik-i irşada ve meslek-i belâgata ve mezheb-i i'câza muhaliftir.

Şimdi bunun böyle olduğu ortaya çıkmıştır.  Öyleyse şüphe etmemek lazımdır ki; mucizeli ve en yüksek belagata sahip olan İrşad kaynağı Kur’an, Arapların uslubuna en uygununu ve delil gösterme konusunda en doğrusunu, en anlaşılır olanını ve en kısasını tercih edecektir.

Demek, herkesin duygularını anlamak ve doğru yola sevk etmek için bir derece saygı gösterecektir. Demek, kâinatın delil olan o nizamını öyle bir şekilde zikredecektir ki, onlarca bilinecek ve akla yatkın olacaktır.

Yoksa delil, iddiadan daha gizli olmuş olacaktır. Bu ise doğru yolu gösteren yola, belağat yoluna ve mucizevî, herkesi acze düşüren yola terstir.

Meselâ, eğer Kur'ân deseydi, "Yâ ey yühennas! Fezada uçan meczup ve misafir ve müteharrik olan küre-i zemine ve cereyanıyla beraber müstakarrında istikrar eden şemse ve ecram-ı ulviyeyi birbiriyle bağlayan cazibe-i umumiyeye ve feza-yı gayr-ı mütenahîde dal ve budakları münteşir olan şecere-i hilkatten, anasır-ı kesireden olan münasebat-ı kimyeviyeye nazar ve tedebbür ediniz-tâ Sâni-i Âlemin azametini tasavvur edesiniz." Veyahut, "O kadar küçüklüğüyle beraber bir âlem-i hayvanat-ı hurdebiniyeyi istiab eden bir katre suya, aklın hurdebiniyle temaşa ediniz-tâ Sâni-i Kâinatın herşeye kadir olduğunu tasdik edesiniz."

Mesela; Eğer Kur’an-ı Kerim,  “Ey insanlar! Gökyüzünde uçan başıboş, misafir ve hareketli olan yer küreye, hareketliliğine rağmen durduğu yerde istikrarla duran güneşe,  gökyüzündeki yüce cisimleri birbirine bağlayan genel çekim gücüne, dal ve budakları sonsuz fezada yayılmış olan yaratılış ağacına, birçok elementten oluşan kimyevi ilişkilere bakın ve üzerlerinde düşünün ki, Âlemin Yaratıcısının yüceliğini anlayasınız.” Deseydi… Veyahut “O kadar küçük olmasına rağmen içinde bir mikroskobik hayvanlar âlemini barındıran bir damla suya, akıl mikroskobuyla bakınız. Ta ki; Kâinatın Yaratıcısı’nın her şeye kadir olduğunu tasdik edersiniz.” Deseydi…

Acaba, o halde delil müddeâdan daha hafî ve daha muhtac-ı izah olmaz mıydı? Hem de onlarca muzlim birşeyle, hakikatı tenvir etmek veyahut onların bedahet-i hislerine karşı mugalâta-i nefis gibi bir emr-i gayr-ı mâkule teklif olmaz mıydı?

Acaba o zaman, delil iddiadan daha gizli ve açıklamaya daha fazla ihtiyaç duymuş olmaz mıydı? Hem de çok karanlık şeylerle, hakikati aydınlatmak ve onların hislerinin açıklığına rağmen, onları yanlışa düşürecek ve kabul edilmez bir yükümlülük olmaz mıydı?

Hâlbuki i'câz-ı Kur'ân pek yüksek ve pek münezzehtir ki, onun safî ve parlak dâmenine ihlâl-i ifham olan gubar konabilsin.

Hal bu ki, Kur’an’ın mucizevîliği, pek yüksek olup onun saf ve parlak eteğine anlamayı zorlaştıracak tozun konmasından münezzehtir.

Bununla beraber Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan, âyât-ı beyyinatın telâfifinde maksad-ı hakikîye telvih ve işaret ettiği gibi, bazı zevahir-i âyâtı-kinayede olduğu gibi-maksada menâr etmiştir.

Bununla beraber, mucizevî beyanların sahibi olan Kur’an, açık ayetlerinin incelikleriyle asıl gayeye işaret ettiği gibi, bazı ayetlerin dolaylı anlatım yapan kelimeleriyle de gayeyi aydınlatmıştır.        

Hem de usul-ü mukarreredendir: Sıdk ve kizb, yahut tasdik ve tekzip, kinayât ve emsallerinde, fenn-i beyanda "maânî-i ûlâ" tâbir olunan suret-i mânâya raci değildirler.

Hem de kesinleşmiş kaidelerdendir ki; kinayelerinde ve örneklerinde geçen; doğruluk ve yalan yahut tasdik ve yalanlama, beyan ilminde ilk manalar (maânî-i ûlâ) olarak adlandırılan, şekli anlamlara yönelik değildirler.

Ancak "maânî-i sânevî" ile tabir olunan maksat ve garaza teveccüh ederler. Mesela: "Filânın kılıcının bendi uzundur" denilse, kılıcı olmazsa da, fakat kameti uzun olursa, yine hüküm doğrudur, yalan değildir.

Ancak, ikinci manalar (maânî-i sânevî) diye adlandırılan maksat ve gayeye yönelirler. Örneğin; “Filanın kılıcının bağı uzundur”  denilse o adamın kılıcı olmasa bile eğer boyu uzunsa, bu hüküm doğrudur, yalan değildir.

Hem de, nasıl kelâmda bir kelime, istiâreye karine-i mecazdır. Öyle de, kelime-i vahid hükmünde olan kelâmullahın bir kısım âyâtı, sair ihvanının hakikat ve cevherlerine karine ve rehnümâ ve komşularının kalblerindeki sırlara delil ve tercüman oluyorlar.

Hem de, nasıl ki; bir cümlede bir kelime, başka bir mana yönüyle mecaza işarettir. Öyle de; tek bir kelime hükmünde olan Kelamullah’ın bazı ayetleri, diğer kardeşlerinin hakikat ve cevherlerine işaret ve yol gösterici olduğu gibi komşularının kalplerindeki sırlara delil ve tercüman oluyorlar.

Elhasıl: Bu hakikati pîş-i nazara getiremeyen ve âyetleri muvazene ve doğru muhakeme edemeyen, meşhur Bektaşî gibi - ki, namazın terkinde taallül yolunda demiş: "Kur'ân diyor * ilerisine de hafız değilim" - nazar-ı hakikate karşı maskara olacaktır.

Bu gerçeği göz önüne getiremeyen ve ayetleri karşılaştırmayan ve doğru değerlendiremeyen kişi,  meşhur Bektaşi gibi, doğruluk karşısında maskara olacaktır.

Bektaşi, namazı terk etmesine delil olarak; Kur’an’ın  * “Namaza Yaklaşmayın”  ayetini delil gösteriyor. Ayetin başına ve sonuna bakmadan, ben daha fazlasını bilmiyorum diyor.

(Hürseda Haber)



Bu makaleye yorum ekleyen ilk siz olun…
Gazete Son Dakika RSS Hava Durumu twitter facebook
GÜNÜN RESMİ
-Yorumsuz-
-Yorumsuz-
reklam
ANKET
Neden Mustazaf-Der Hakkında Kapatılma Kararı Verildi?
Anket
VİDEOLU HABERLER
Haber1
Kalkınma Varsa Adalet Nerede?
Hükümet ile memurun 21 gün süren zam pazarlığından sonuç çıkmayınca kamu çalışanları aldıkları kararla greve gittiler. Özgür Eğitim-Sen Diyarbakır Temsilciliği bir basın açıklaması yaparak, 3+3 zam teklifinin son derece ciddiyetten uzak olduğunu belirtti.
Haber1
Uludere Özür Dilenecek Bir Olay Değil!
HSH- İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Uludere'de sınırı geçerken savaş uçaklarıyla vurularak katledilen ve kamuoyunda Uludere Katliamı olarak adlandırılan olayla ilgili tarihin kara sayfalarına yazılacak açıklamalarda bulundu.
Haber1
Arkadaşlarıyla İlk Defa Cuma Namazı Kıldı
Açlık grevi anlaşması sonucu tek kişilik hücreden koğuşa çıkarılan Muhammed Arman, ilk defa cuma namazı kıldı.
Haber1
Seyyid Nasrallah'tan İtidal Çağrısı
HSH- Lübnan İslami Direniş Hareketi Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, türbe ziyareti için gittikleri Suriye'nin Halep kentinde kaçırılan 12 Lübnanlı haberinin ülkede gerginliğe sebep olması üzerine, halka itidal çağrısında bulundu.
Haber1
Mustazaf-Der Şube Başkanı: Üstüme 30 Polis Çullandı!
Yaklaşık 30 polis tarafından darp edilen Mustazaf Der Osmaniye Şube Başkanı Abdulkadir Alakuş, yaşadığı olayı İLKHA'ya anlattı. Polisin terörist muamelesi yaparak kendilerine silah doğrulttuğunu, biber gazı sıkarak darp ettiğini ifade eden Alakuş, hem darp ettiklerini, hem de kendilerini temize çıkarmak için davacı olduklarını söyledi.
EN ÇOK OKUNANLAR
Haber Resim Yok
Seyyid Nasrallah'tan Büyük Vefa Örneği
HSH- Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah'ın, şehid İmad Muğniye'nin şahadetinden birkaç ay sonra sivil kıyafetlerle şehidin mezarını ziyaret ettiği ortaya çıktı.
Haber Resim Yok
Hizbullah'tan Şehid Alimler İçin Başsağlığı
Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Şeyh Nuaym Kasım, Lübnan Müftüsü Muhammed Reşid Kabbani'yi arayarak, Nasrullah'ın Kuzey Lübnan'da şehid edilen iki alimle ilgili taziyelerini ilettiği öğrenildi.
Haber Resim Yok
Seyyid Nasrallah'tan İtidal Çağrısı
HSH- Lübnan İslami Direniş Hareketi Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, türbe ziyareti için gittikleri Suriye'nin Halep kentinde kaçırılan 12 Lübnanlı haberinin ülkede gerginliğe sebep olması üzerine, halka itidal çağrısında bulundu.
Haber Resim Yok
Arkadaşlarıyla İlk Defa Cuma Namazı Kıldı
Açlık grevi anlaşması sonucu tek kişilik hücreden koğuşa çıkarılan Muhammed Arman, ilk defa cuma namazı kıldı.
Haber Resim Yok
Türkiye Alman Müslüman'ı İade Edecek
Türkiye'nin, Alman Federal savcılığınca "terör örgütü" üyesi olmakla suçlanan Alman Müslüman Thomas U’yu önümüzdeki günlerde Almanya’ya iade edeceği bildirildi.
sag alt
Sitemiz Sadece İnternet Üzerinden Yayın Yapmaktadır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz.
hur-seda@hotmail.com   © 2008 - 2012   Tüm Hakları Saklıdır.