Ana SayfaGüncel
2012-02-04 14:18
Raporuna Tanımadığı Hizbullah'ı da Kattı

Raporuna Tanımadığı Hizbullah'ı da Kattı

HSH- Son günlerde devlet projesi çerçevesinde Türkiye'ye getirilerek PKK ve Hizbullah'ın devlet tarafından kullanıldığını iddia eden Kemal Burkay'ın ardından, şimdi de benzer söylemlerle başka bir ismin piyasaya sürüldü.
Paylaş | Facebook   | + Ο -
Yazdir
Bütün ömrünü sol örgütler içerisinde geçiren, solcu/sosyalist geleneğe sahip ve halen aynı alemde yaşayan (Türk-istihbarat medyasının tanımıyla "Ala Rizgarî" adlı örgütün lideri) İbrahim Güçlü adlı şahıs, Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na sunduğu raporda, hakkında bilgi sahibi olmadığı Hizbullah Cemaatini de kattı.
 
İşte İbrahim Güçlü'nün devlete sunduğu ve esas itibariyle PKK'yi hedef aldığı, her nekadar tanımasa da yeni derin yapının da gönlünü almak için Hizbullah Cemaatini de içine kattığı raporun yayınlanan kasımlarının tamamı...
 
------------------------------------------------
KÜRDİSTAN VE KÜRD MİLLET SORUNU
 
İbrahim GÜÇLÜ
Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun “terörden dolayı yaşam haklarının ihlalini araştıran” alt komisyonunun başkanı, bundan bir dönem önce, komisyonda beni dinlemek istediklerini talep etti. Ben de Komisyon Başkanı Doç Dr. Naci Bostancı’yla yüz-yüze görüşerek bu talebini olumlu karşıladım.
 
Bostancı’nın talebinden sonra hazırlıklara başladım. Hafızamı ve bilgilerimi tazeledim. Yenilenmiş bilgilere dayalı olarak bir rapor hazırlamak için çalışmaya başladım.
 
Komisyon, 19 Ocak 2012 tarihinde saat 11.00’de, beni dinlemek istediğine karar verdiğini bildirdi. O gün ben de hazırlıklı olarak Meclis’e komisyonunda konuşmak üzere gittim. Anakaralı bir Kürd olmama, Lise ve Üniversiteyi Ankara’da okumama, siyasetin içinde yoğun faaliyette bulunmama, mecliste her dönemde yakın dostlarımın bulunmasına rağmen, üçüncü sefer oluyordu ki, meclise gidiyordum. İki sefer gidişim, Komisyon Başkanı ile ön görüşme yapmak ve komisyonda konuşmak içindi. Bir sefer de 2000 yılların başında bir milletvekili dostumun davetine icabet etmek içindi.
 
Bu bağlamda, Meclis, siyaset anlayışı itibariyle, Meclis’in ve diğer tüm devlet kurumlarının Kürdleri temsil etmemelerinden dolayı, benim dışımda olan, kişiselliğim için hesaba katmadığım bir kurum.. Sadece Kemalist Sömürgeci Devletin siyasetinin üretildiği bir mekanizma, kurum olması itibariyle itibar ettiğim ve hesaba kattığım bir kurum.
 
Bugüne dek, Türk siyasi partilerinin hiçbirine oy vermemem, Türk siyasi partilerine karşı “anti-sömürgeci siyaset seçim siyasetinin ilkelerine” bağlılığım da bunun en önemli göstergelerinden biridir.
 
Komisyon toplantısı başlamadan önce, Komisyon toplantı salonunun önünde bir televizyon ordusuna 7 dakikalık açıklamada bulundum. Komisyonda sunacağım konsepti kendilerine özetledim.
 
Basın toplantısında yazılarımda kullandığım; Kürdistan ve Kürd Millet Sorunun anahtar kavramlarından, sistematik olarak literatürümden hiçbir taviz vermedim.
 
Komisyon Toplantısı başladığı zaman: Televizyonlar görüntü aldılar, daha sonra televizyonların, gazetelerin, ajansların temsilcilerinin izlediği bir toplantıya dönüştü. Komisyon’da AK Parti adına üç ( Manisa Milletvekili Naci Bostancı, Van Milletvekili Gülşen Orhan, Diyarbakır Milletvekili Oya Orant) BDP adına Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, CHP adına Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün bulunuyorlardı. Ayrıca partiler adına dinleyici olarak katılan, soru sorma hakları da olan milletvekilleri vardı. Kürd kamuoyunun dikkati açısından, BDP’nın Muş Milletvekili Sırrı Sakık da toplantıdaydı.
 
Ayrıca konuşulanların tutanak haline getirmek için stenegroflar, Komisyonda rapor hazırlamaya yardımcı olacak danışmanlar vardı.
 
Toplantının açılışı, Komisyon Başkanı tarafından yapıldı. Komisyon Başkanı, bana, komisyon üyelerine, katılımcı milletvekillerine, misafirlere, basın mensuplarına “hoş geldin” dedikten sonra, benim şahsımla ilgili çok iyi hazırlanmış ve iyi çerçevelenmiş biyografimi toplantıya sundu.
 
Konuşma hakkını bana tanıdı. Ben de konuşmama Kürdçe başladım. Komisyona beni dinledikleri teşekkür ettim. Komisyon üyelerine, katılımcı milletvekillerine, teknik elemanlara, basın mensuplarına merhaba dedim.
 
Toplantıda, Kürdler, Kürd Milleti, Kürdistan, Kürdistan’ın değişik parçaları,Kürd ayaklanmalarına, Kürd örgütlerine ve liderlerine, Türk Devletinin tanımı, devletin yaptığı jenosid ve katliamlar hakkında total olarak bütün yazılarımda, konferanslarda, kongrelerde, evimde, arkadaş toplantılarında ve sohbetlerinde kullandığım literatürden taviz vermedim. Bilindiği gibi takiye yapmayı yalancılık, riyakarlık, tehlikeli bulduğumu her zaman yazıyor, anlatıyorum. Televizyonlarda, basın toplantılarında, mahkemelerde de aynı literatürümü kullanmayı bir zorunluluk; kişi olarak olmazsa olmaz şartlarımdan biri olarak değerlendiriyorum.
 
Örneğin, Dersim Katliamı ile ilgili devlet televizyonu olan TRT 6’de katıldığım canlı yayında da aynı tavrımı sürdürdüm ve ilkelerime bağlı kaldım.
 
Komisyon toplantısında da bu ilke ve temel anlayışıma bağlı kaldım. Eğer kendi literatürümle konuşmama izin verilmesiydi, Komisyona görüş belirtmeyecek, yazılı rapor sunmayacaktım.
 
Komisyondan çıktıktan sonra,, basın toplantısı kanalıyla davranış-düşünce kalıbımın nedenlerini açıklayacaktım.
 
Komisyon üyelerinin bir kısmı, benim konuşmalarımdan rahatsız olmalarına rağmen, Komisyon Başkanı sabırla, güler yüzle, anlayışla sonuna kadar beni dinledi Rahatsızlıklara izin vermedi.
 
Komisyon’da 2 saat 20 dakika sözlü sunum yaptım. Konuşmam, bazı konular açıklık kazansın diye sorulan sorularla zenginleştirildi.
 
Sözlü sunumdan sonra, Komisyon üyeleri ve milletvekilleri sorular sordular. Ben de onların sorularına sınırlandırılmış 25 dakika içinde cevapladım.
 
Komisyondaki sözlü sunumum, sizlerle paylaştığım yazılı görüşlerim çerçevesinde oldu. Önümüzdeki günlerde, toplantı tutanağı, CD’si hazırlanıp bana da ulaştırılacak. Bu tutanakları ve CD’yi de kamuoyu ile paylaşacağım.
 
Tutanaklar, CD’i ve yazılı hazırladığım rapor bütünlüklü değerlendirildiği zaman, sağlıklı sonuçlara varmak olanaklı olacaktır..
 
DEVLET-PKK-HİZBULLAH TERÖRÜ KONUSUNDA ÇERÇEVE ANLAYIŞIM; BU ORTAK VE DEVLET MERKEZLİ TERÖRÜN YOL AÇTIĞI ÖLÜMLERİN RAPORU…
 
Sayın Komisyon Üyeleri,
İnsanlarımızı geçmişe, karanlığa, faşizme, totalitarizme mahkûm ederek, yaşamlarını zehirlemeye hakkımızın olmadığını bilmek zorundayız.
 
Sizin Komisyonunuz da, Türkiye’deki değişim sürecine siyasi ve hukuki boyutta katkı yapacak, geçmişteki karanlık hayati sorunları, tek-tek ve toplu cinayetleri aydınlatacak bir görev görmesi umudunu taşıyorum.
 
Komisyonun temsil gücü, yeteneği konusunda çok şey söylenebilir. Ama tartışmasız olan bir şey var ki, Komisyonunuz Meclis’te grubu bulunan tüm partilerin temsilcilerinden oluşmaktadır. Bunun anlamlı olması gerekir.
 
Bilindiği gibi, Kemalist Devletin Tarihi, katliamlar, darbeler, haksızlıklar, adaletsizlikler, hukuksuzluklar, eşitsizlikler, zulümler, işkenceler, tutuklamalar, tarihidir. Kürdlerin, diğer etnik grupların, Kemalist din ve mezhep; Kemalist resmi devlet ideolojisi dışındaki düşüncelerin, meşru kabul edilmediği, baskılandığı, ötekileştirildiği bir devlettir.
 
Ama bulunduğumuz aşamada Dünya’da, Ortadoğu’da ve Türkiye’de önemli değişimler oluyor, olmak zorunda.
 
Hiçbir şey eskisi gibi olma şansına sahip değildir. Her şey değişmek, ileriye gitmek zorundadır. İnsanlık, geçmiş çağlardan ve dönemlerden kalan bütün olumsuz enstrümanları, arkaik değerleri ortadan kaldırmak, kendisi için daha insanca, daha özgürce, daha adaletli ve demokrat bir yaşam tarzı kurmak istemektedir.
 
Türkler, Kürdler, diğer etnik gruplar, değişik fikirlerden, değişik dinlerden ve mezheplerden, değişik sınıf ve tabakalardan insanlarımız da eski otoriter yaşam tarzı ve devlet yapısından kurtulmayı; demokratik yeni bir yaşam tarzı yaratmayı; etnik ve ulusal nitelikli olmayan, halkların hizmetinde olan uluslar, dinler, mezhepler, ideolojiler üstü bir devlet, ortak yeni bir devlet yapılandırmayı amaçlamalıdır.
 
Çünkü otoriter/faşizan, kolonyal, halka hükmeden devlet yapısı, demokratik olmayan sistem, bütün farklı uluslardan, etnik gruplardan, dinlerden, mezheplerden, düşüncelerden insanlarımızın hayatını zindana çevirdi. Çatışmayı, kanlı dönemlerin yaratılmasını, darbelere temel oluşturdu.
 
Türkiye Cumhuriyeti devleti, bir Türk ulus devleti olarak yapılandığı iddiasına rağmen, bir Türk ulus devleti olmadı. Kemalist sivil-bürokrasi denilen küçük bir elitin devleti oldu. Hatta diyebiliriz ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir Kemalist Cunta Devleti olarak kuruldu.
 
Osmanlı İmparatorluğunun mirasına dayalı olarak kurulduğunu iddia etmesine rağmen, Osmanlı Dönemindeki bütün olumlu değerleri, halkın değer yargılarını karşı alarak kuruldu.
 
Osmanlı İmparatorluğu’nun Türkiye Cumhuriyeti devlet-ulusa evrimleşmesi çetin ve acılı bir hesaplaşma sonucu oldu. M. Kemal ve arkadaşlarının iktidarı ele geçirmesi sürecinde de keskin ve çetin bir hesaplaşma gündeme geldi; M. Kemal ve arkadaşları, birçok ittihat-terakkici arkadaşını tasfiye ederek, Çerkez Ethem’i düşman ilan ederek ve tasfiye ederek, iktidarı ele geçirdiler.
Bu iktidar mücadelesi kanlı olduğu gibi, ahlakî ve insani ölçüleri aşan bir mücadele oldu.
 
M. Kemal ve arkadaşları iktidar olduktan sonra da, bu iktidar hesaplaşması devam etti. M. Kemal’in lider ve yönetici kadrosu arasında da ayrılıklar oldu. M. Kemal iktidarı o ayrılıklarda da vicdani davranmadı. Özellikle M. Kemal ve arkadaşları, Serbest Fıkra ve Terakki Perver Partilerinin kurulmasını hem teşvik ettiler; hem de bu partilerin halk içinde gelişimlerini gördükleri zaman, hemen kapatma yoluna gittiler. Bu partilerin yöneticileri, olmayan olaylarla ilgili olarak suçlandılar; Kürd Milliyetçilerini, Kürd liderlerini ve savaşçılarını keyfi ve hukuk dışı ölçülerle yargılayan İstiklal Mahkemelerinde yargıladılar.
 
M. Kemal ve arkadaşlarının, kendilerini destekleyen komünistleri, M. Suphi ve arkadaşlarını Karadeniz’de Topal Osman eliyle katletmeleri ve boğmaları da, bu iç hesaplaşmanın ve mücadelenin bir sonucuydu.
 
Kemalistlerin, Kürd ulusal ayaklanma döneminde Kürdlerle hesaplaşması, farklı kapsamda, genişlikte, derinlikte oldu; katliamlarla sonuçlandı.
 
M. Kemal’in iktidar olmasından sonra, Batı ve Türk Bölgesinde ortaya çıkan, dinci ve şeriatçı denilen ayaklanmalar, halk güçleriyle ittihat terakkici asker ve sivil bürokrasi arasındaki bir mücadele ve hesaplaşmaydı.
 
1946 yılına kadar asker ve sivil bürokrasi (Kemalistlerle) halk güçleri arasındaki mücadele ve hesaplaşma, her zaman Kemalistlerin lehine ve çıkarlarına göre sonuçlandı.
 
1946 yılında, İkinci Dünya ve Paylaşım Savaşı’ndan sonra Türkiye’de, dünyadaki faşizmin yenilgisi ve demokrasinin egemen sistem haline gelmesinin etkisiyle küçük bir değişiklik oldu. Türkiye Cumhuriyeti merkezi anlamda ve Kemalistlerin kararıyla çok partili sistemi, anayasal sistem olarak benimsedi. Kemalistlerin benimsediği bu çok partili sistem, onların gönlünce olmadığı gibi, hızla onların aleyhine bir gelişme haline geldi.
 
Demokrat Parti(DP), Celal Bayar ve Adnan Menderes tarafından kuruldu. DP, kısa süre içinde halk kitlelerinin, uluslararası güçlerin, ABD ve Batı Avrupa’nın desteğini kazandı. 1946 yılında açık oylama ve gizli sayım sonucunda hile ve hurda ile seçimi kaybetmesine rağmen, 1950 yılında ezici bir çoğunlukla seçimleri kazandı ve tek başına hükümet oldu.
 
DP’nın seçim yoluyla iktidar olması, Türk halk güçlerinin jakoben, otoriter, faşizan Kemalist güçler karşısındaki ilk zaferiydi. Türk Halk güçlerinin DP kanalıyla Kemalistlere darbe vurmasının ve alt etmelerinde Kürd halk güçlerinin DP’ye verdiği desteğin rolü büyüktü.
 
Kürd halk güçleri de DP’ye oy vererek, Kemalistlerden, Kürdistan’da ulusal ayaklanmaları bastıran, Kürdistan’ı yakan, Kürd liderlerini ve savaşçılarını mahkemesiz idam eden, katliamlar ve jenosidler yapan, Kürd milletlini inkâr eden Kemalistlerden dolaylı da olsa hesap sormuş oluyorlardı.
 
Kemalistlerle, halk güçleri ve başka bir deyimle asker ve sivil bürokrasi ile sivil halk güçleri arasındaki mücadele, 1950 tarihinden sonra daha da keskinleşti. Kemalistlerin iktidarı birçok olaydan dolayı yargılamaya konu oldu. Özalp’ta 33 Kürd köylüsünü katleden General Muğlalı hakkında Meclis Komisyonunun araştırma yapması ve araştırma sonucu Muğlalı hakkında yargılamanın yapılmasına karar verilmesi, yargılama sonucunda General Muğlalının idama mahkûm edilmesi bu hesaplaşmanın en sembolik olaylarından biridir. CHP hakkında Tahkikat Komisyonlarının kurulması da bunu hesaplaşmanın somut örnekleriydi.
 
Halk güçleriyle Kemalistler arasındaki mücadele, 1960 yılında askerlerin yaptıkları darbe ile Kemalistlerin diktatörlüğü ve iktidarı ile sonuçlandı. Bu darbe sonrasında Kemalistlerle halk güçleri arasındaki hesaplaşma trajik oldu. Yüzlerce Demokrat Partili milletvekili ve diğer parti yöneticileri keyfi bir mahkemede yargılandılar. Yargılamalar sonucu, Başbakan Adnan menderes ve iki bakan arkadaşı idam edildiler, birçok DP’li de yüksek cezalara çarptırıldılar. Kemalistler, Kürd halk güçlerinin DP’ye verdiği desteğini hesabını Kürd ağalarını, beylerini, şeyhlerini, aşiret reislerini, geleneksel aydınlarını Sivas Kampında esir almakla, 3-4 ay sonra 55’ini sürgüne göndermekle sordu.
 
Türk halk güçleriyle, Kemalistler arasındaki mücadele 1960 sonrası daha renkli ve çoğulcu bir hal aldı. Bu mücadele, güçler arasında farklı geçişler, zaman-zaman Kemalistlerle burjuvazi arasında gerçekleşen ittifakla beraber devam etti. 12 Mart 1971 Muhtırası ile burjuvazinin ve orta sınıfların temsilcisi olan Demirel, şapkasını aldı gitti. Komünistler, sosyalistler, solcular, bir kesim Kemalistler (Uğur Mumcu, İlhan Selçuk), Kürd milliyetçileri ve solcuları yargılandılar, büyük cezalara çarptırıldılar.
 
12 Eylül’de iktidarı ele geçiren ve monolitik diktatörlük kuran askeri elit herkesi, tüm halk güçlerini, burjuvaları, faşistleri, Kemalistleri, Kürdleri, Komünistleri, dindarları, tüm siyasal ve sivil kurumları karşı aldı ve onlarla amansız bir hesaplaşma içine girdi.
 
Bu hesaplaşma, çatışma, AK Parti’nin iktidar olmasından sonra da başka bir düzlemde devam etti. Askeri ve sivil iktidar eliti, AK Parti iktidarının son bulması için, soğuk savaş koşullarına uygun darbe girişimlerinde bulundu, darbe hazırlıkları yaptı. Bu çatışma ve hesaplaşma Anayasa’nın 26 maddesinin değişikliği ile yeni bir aşamaya geldi.
 
AK Parti İktidarı, başka bir ifadeyle en genel anlamda sivillerin iktidarı, darbe girişimcileri ve hazırlayıcılarını mahkeme karşısına çıkarmaya başlamış durumda. Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı Davaları bunun en somut örneklerini oluşturuyor.
 
Anayasa Değişikliği referandumundan sonra, 12 Eylül diktatörlerinin yargılanmasına inanılmamasına rağmen, 12 Eylül Diktatörlerinin yargılanması için dava açılmış durumda.
 
Bu gelişmeler, Türkiye’de radikal ve gereğince olmazsa bile, suç işleyenlerin, keyfi adam öldürenlerin, darbe hazırlığı yapanların, darbe girişiminde bulunanların yargılanacağıyla ilgili bir süreç başlamış durumda.
 
Bu sürecin, yeni enstrümanlarla ve yeni biçimler altında sürdürüleceğinin ipuçları var.
 
KÜRD ALANINDA SORGULANMA VE YARGILANMA SORUNU…
Kürd Halk Güçleri, PKK ve Öcalan, Hizbullah açısından da bu durum, haklı olarak gündemi işgal eden bir durumdur. PKK ve Öcalan’ın Kürd halk güçlerine, Kürd ulusal muhalefet güçlerine, kendi içindeki muhaliflere, Türk sol örgütlerine yönelik yaptıklarıyla ilgili hesap vermesi için halen görünürde bir gelişme olmadığı gibi, bu yönde aydınca talepler de yok.
 
Herkes, Türkler ve Kürdler gibi bir kamplaşmada, suç ve cinayet işleyen Kürdleri, cinayet görmezlikten geliyor. Ya da korkudan dolayı bunu dillendirmek istemiyor.
 
Bu durumu aşmamak, Kürdler açısından, demokratikleşme, insan hak ve özgürlüklerinin korunması, hukukun üstünlüğünün sağlanması; demokratik çoğulculuğun siyaset ve toplumsal yaşama yansımasını engelleyecek tehlikeli bir konumdur.
 
Bu sorunun tartışma gündemine getirilmesi, suçluların açığa çıkması, onların yargılanmasının talep edilmesi gerekir.
 
Bunun için PKK ve Öcalan’ın yapısal durumu, olup-bitenlerle ilgili kısa bir tarihi gezinti yaparak, olayların saptanması ve durum tespitinin sağlanması yoluna gitmek gerekir.
 
Kürdler, Türk Kemalist Devleti tarafından ulus ve topluluk olarak varlığı inkâr edilmiş, bütün ulusal hakları gasp edilmiş, ülkesi işgal edilmiş durumda. Bu nedenle, Kürdlerin sorunu, ulusal, Kürd ulusunun kendi kaderini kendi eliyle tayin etmesi, Kürdistan’da egemenliği ele geçirmesi, iktidar olması, Türk ulusu ve diğer dünya uluslarıyla siyasi statü ve haklar açısından eşit olması sorunudur.
 
Bu nedenle Kürd ulusal sorunu, bir tek sınıf ve tabakanın sorunu değil, Kürdistan’daki tüm sınıf ve tabakaların sorunu: Kürd burjuvazisinin, esnafının, ağasının, beyinin, şeyhinin, aşiret reisinin, köylülerinin, işçilerinin, kadınlarının, erkeklerini, gençlerinin ve aydınlarının sorunu. Milliyetçilerin, liberallerin, sosyal demokratların, soysal liberal demokratların, komünistlerin, dindarların, inançsızların, inançlıların, tüm mezheplerin sorunu.
 
PKK, Ulusal Kurtuluş Ordusu, Kürdistan Devrimcileri, Apocular gibi grup aşamasından başlamak üzere 1978 yılında PKK olarak kendisini tanımlamasından sonra, kuruluş felsefesi olarak tek ideoloji, tek lider, tek parti, tek sınıf paradigmasını benimsedi. PKK, kendi dışındaki tüm Kürdistanlı örgütleri gayri meşru ve düşman ilân etti. Kendi içinde ortaya çıkan ve çıkacak muhalefeti işbirlikçi, hain, ajan olarak tanımladı. Kendisine taraf olamayan tüm toplumsal kesimleri, özellikle de toplumun üst, egemen, yönetici sınıflarını düşman kabul etti. Hem kendi dışındaki siyasi örgüt ve partilerin, hem tüm Kürdistan toplumsal kesimlerini birinci derecede tasfiye etmek için katı, faşizan, otoriter bir eylem çizgisini ve yol haritasını benimsedi.
PKK’nın benimsediği paradigma, Türk devlet-ulus, Kemalizm’in benimsediği bir paradigmaydı. Bu kabulleri ve yapısıyla da, bir Türk Devlet Projesi olarak her yanıyla kendisini açığa vuruyordu. PKK, bir devlet projesi olarak, devletin Kürd ulusal hareketini içerde teslim alması stratejisini çok plânlı ve programlı bir şekilde hayata geçirdi.
 
12 MART MUHTIRASI: KÜRD ULUSAL HAREKETİN YENİ ÖNCÜ GÜCÜNÜ BASTIRMAK…
Kürd ulusal hareketinin yeni dinamiklere dayalı olarak, yeni öncü toplumsal güçlerle hızla geliştiği devlet tarafından tespit ediliyordu.
 
Kürd ulusal hareketinin yeni, dinamik toplumsal gücünün örgütü olan DDKO Kürdistan’ın bütün bölgelerinde legal örgütlenmenin koşullarını yaratırken; aynı güç illegal planda da Türkiye ve Türkiye de Kürdistan Demokrat Partilerinde yaygın örgütlenme olanaklarına sahip olmuştu.
 
Devlet, ayaklanma yaratarak ve hareketi içerden kuşatarak yok edemediği, engelleyemediği, bastıramadığı yeni Kürd ulusal hareketini, 12 Mart Askeri darbesiyle bastırma yoluna gitti.
 
Kürdlerin ilk açık ve legal örgütlenmeleri olan DDKO’ları yasakladı. DDKO ve KDP’lerin üye ve taraftarlarını, Güney Kürdistan Hareketine destek olan toplumsal kesimlerden unsurları, kitlesel olarak tutukladı, Kürdistan’ın merkezi olan Diyarbakır’da yargıladı.
 
Bu tutuklama ve yargılananlar arasında sadece üniversite ve lise öğrencileri, Kürd aydınları yoktu. Kürd hareketine öncülük etme yeteneğini kaybeden geleneksel sınıflardan ağalar, beyler, şeyhler, şehirlilerden de tutuklanan ve yargılananlar vardı.
 
Devlet, Muhtıra ile Kürd ulusal hareketini ve Kürd öncülerini bastıracağını, 1938 sonrası gibi bir sessizlik dönemini başlatacağını düşünürken, böyle olmadığı ortaya çıktı. Kürd ulusal hareketinin yeni öncü gücünün mensupları hapishane ve mahkemelerde yeni bir mücadele tarzı ve refleksi göstermeye başladılar. Toplu savunmaları strateji olarak belirlediler. Dışarıda da legal ve illegal düzeyde yeni örgütlenme çabaları gelişmeye başladı.
 
Devlet, 12 Mart Askeri Darbesi’nden umduğunu bulmadı, rüzgâr ekti ve fırtına biçmeye başladı. Kürd ulusal hareketi daha zinde, yeni öncü toplumsal gücü toparlayıcı, yeni bir çekim merkezi olmaya başladı.
 
1974 sonrası yeni öncü gücün çoğulcu örgütlenmeyle genişlemesi ve örgütlenmesi…
 
Dünyadaki ve Türkiye’deki toplumsal gelişmeler, ordunun açık siyaset ve yönetme sahnesinden çekilmesini sağladı. Siyasi Partileri eliyle yeniden yönetme süreci başladı.
 
Genel Af’la birlikte Kürd siyasi tutuklularının da serbest bırakılmasından sonra, içerde ve dışarıda devam eden siyasi ve örgütlenme çalışmalarıyla yeni bir milat başladı: Kürd Hareketi’nin yeni dönem İkinci Baharı gelişmeye başladı.
 
Kürd ulusal Hareketi’nin yeni, genç öncü toplumsal gücü hızla legal ve illegal planda örgütlenmeye başladı. İllegal planda partiler, legal planda dernekler: Başta da DDKO’nun bir devamı olarak ulusal demokratik kitlesel bir dernek olarak DDKD, daha sonra ideolojik dernekler DDKD, DHKD ve ASDK-DER’ler, yayınevleri, kooperatifler, işçi ve köylü örgütleri, liselerde ve üniversitelerde öğrenci dernekleri kuruldu. Dergi ve gazete yayınları başladı. Sendikalar, öğretmen kuruluşu TÖB-DER, diğer meslek örgütleri içinde Kürd grupları oluşturuldu; bu kuruluşlarda Türkiye genelinde yönetimleri paylaşmak, Kürdistan’da bu kuruluşların yönetimine egemen olmak için çalışıldı.
 
İlk bir ve iki yılda, bütün Kürd siyasi kesimleri birlikte, büyük kitle gösterileri, mitingler yaptılar. Üniversitelerde, derneklerde, meslek kuruluşlarında yoğun bir şekilde paneller, konferanslar, seminerler düzenlendi. Kürd yeni öncü gücün bilincinde yeni gelişmeler oldu, aynı zamanda öncü güç sayısal olarak da genişledi.
 
Bütün bu gelişmeler, 12 Mart Askeri Darbesinden sonra, Kürd ulusal hareketinin hem nitelik ve nicelik olarak, hem de sahip olduğu yeni mücadele örgütleri, biçimleri, enstrümanları olarak birkaç kat üzerine çıktığı açıkça görüldü. Bu durum fazlasıyla devleti ürküttü. Devlet bu hareketin bastırılması için dernek kapatma, dergi yasaklama, tutuklamalar, sivil faşist güçlerle, Ülkü Ocakları elemanlarıyla Kürd yurtseverleri öldürme yoluna başvurdu. Ama bu yetmedi.
 
PKK DEVLET PROJESİ OLARAK YAPILANDI…
Devletin, Kürd Ulusal Hareketini bastırması için, 1974’ten sonra devreye soktuğu uygulamalar: Tutuklamalar, işkenceler, dernek ve dergi kapatmalar, Ülkü Ocakları elemanlarıyla Kürd yurtseverlerini öldürtmelerdi. Bu uygulamalar, Kürd ulusal hareketinin gelişmesini daha da alevlendiriyor, ateşe benzin dökmeye benziyordu. Devletin her yaptığı, birkaç kat aleyhine büyüyerek Kürd ulusal hareketinin lehine gelişmeye dönüyordu.
 
Dünyanın o günkü koşulları,, Türkiye’deki güçler dengesi, Kürd ulusal hareketinin yeni öncü gücünün sahip olduğu güçlü direnme refleksi, devletin 1919 yılından sonra Kürdleri fiziki olarak yok etmek için doğrudan askeri jenosid ve katliama da başvurması olanaklı değildi.
 
Tam da bu dönemde devlet PKK’yı Kürd Ulusal Hareketine karşı örgütlemeye başladı.
 
PKK de Stalinizmi benimseyen, Çinci ve Sovyetçi olmayan bir radikal hareket konumundaydı. PKK’nin yaklaşımları, yaptıkları bir sol hareketin, sol maceracı hareketin parametrelerini aşan, devletin yaptıkları ve yapmak istedikleriyle örtüşen ve çakışan bir konumdaydı.
 
PKK’nin devlet tarafından oluşturulmuş ve kurulmuş bir örgüt olduğu alternatifini bir tarafa bırakarak PKK’yi incelemeye ve analiz etmeye başlarsak, karşımıza çıkan tablonun, PKK’nın, Devletin, mevcut dünya ve Türkiye dengelerinden dolayı uygulayamadığı politikaları uygulayan; örgütlü ve örgütsüz Kürd halk güçlerine karşı bir örgütlenme olduğunu rahatlıkla görebiliriz.
 
PKK’NIN KÜRD HAREKETİYLE ORGANİK BİR BAĞA SAHİP OLMAMASI…
PKK’nın öncüsü konumunda olan Abdullah Öcalan ve diğer grup-parti kurucuları, 1960 sonrası gelişen Kürd ulusal hareketinin hiçbir örgütsel, fikirsel platformuyla ilişkili değildi. PKK’nın kurucularının önemli bir kesimi de Türklerden oluşmuştu.
 
Böyle bir oluşumun kendisi dikkat çekici, endişe verici durumdaydı. Ulusal kurtuluş hareketlerinin parametreleri, gelenekleri, kültürüyle de bağdaşır bir yanı yoktu. Böyle bir yapılanma Kürd oluşumundan ziyade, yabancı bir oluşumun parametre ve verilerini sunar durumdaydı.
 
PKK’nın kurucu ve öncülerinin, Kürd ulusal hareketiyle bir organik bağa, Kürd ulusal hareketiyle ilgili bir birikim ve bilgiye sahip olmamaları, Kürd ulusal hareketin organik kadrolarıyla, PKK öncesinde kurulmuş olan Kürd parti ve siyasi hareketleriyle ilişki kurmaması, aksine onları dışlaması ve karşı alması da olağan bir durum değildi.
 
PKK, partileşmeden önce bir grup hareketi olarak örgütlenmeye başlamasından sonra, girdiği alanlarda, üretim dışı, Kürd ulusal hareketinin dışladığı, toplumun en kriminal, aslı-fesli belli olmayan kesimleriyle ilişkiler kurdu ve onları örgütledi. Bunun da çok planlı ve düşünülmüş, sıra dışı bir hareket olduğu kendisini ele veriyordu.
 
Çünkü kriminal, üretim dışı, aslı-fesli olmayan insanlar eliyle Kürdlük adına Kürd ulusal güçlerine ve kadrolarına saldırmak ancak olanaklı olabilirdi. PKK daha sonra, bu yaklaşımını daha sistematik bir hale getirdi. Bünyesine aldığı unsurları, ailelerine düşman etti ve yabancılaştırdı. Ailenin devrimin ve ulusal kurtuluşun en büyük düşmanı olduğunu ileri sürdü. Öcalan’ın tanımıyla Osmanlı Kürd yeniçerisini yaratmaya çalıştı ve yarattı da.
 
PKK’nın bölgelerde ve alanlarda, o bölgelerden insanları sorumlu yapmaması, bir başka aşiret unsurunu bir başka aşiretin tepesinde sorumlu hale getirmesi, Kürdistan’ın bir parçasındaki bir unsuru bir başka Kürdistan parçasında sorumlu hale getirmesi de bu anlayışın ürünlerinden biridir. PKK halen de bu anlayışı sürdürmektedir.
 
PKK, taraftarları eliyle, faşistlerin uygulamalarına denk düşen bir zihniyetle, gittikleri her yerde korku yaydılar.
 
PKK, kuruluş manifestosunda devletten önce, Kürd egemenlerini ağaları, beyleri, şeyhleri hain ve düşman ilan etti. Kürd ulusal örgütlerini ve kadrolarını reformist, revizyonist ve baş düşman ilan etti. Bu güçleri tasfiye etmeden, Ulusal Devrimi gerçekleşmeyeceği, Kürdistan’ın özgür ve bağımsız olmayacağı düşüncesini bir doğma haline getirdi, taraftarlarını buna göre eğitti. Bundan sonra da, Kürd halk güçlerinin üzerine sürdü.
 
PKK’NIN İÇ MUHALEFETİNİ VE KÜRD LİDERLERİ YOKETME STRATEJİSİ…
 
PKK, daha parti olmadan önce, kendi dışındaki Kürd Örgütlerini düşman görme stratejisinden dolayı, ortadan kaldırmayı hedef haline getirdi. Bunun için de, bütün Kürd örgütlerine pervasız saldırılar içine girdi. Kürd örgütlerini yok etmek için de, liderlerinden işe başlamanın daha etkin ve başarı sağlayacağını saptayarak hareket etti. Bu strateji devletin izleyip de beceremeyeceği ve güçler dengesi itibariyle kolaylıkla başvuramayacağı bir stratejiydi. Bu stratejinin, kendisine Kürd yurtseveri diyen bir gücün daha rahat yapması, devlet için daha ekonomik ve risksiz bir olaydı.
 
PKK, kendi içinde hiçbir muhalefete izin vermedi. PKK’nın kendi içindeki muhalefeti yok etmesi için yaptıklarını saptamak için, Selim Çürükkaya başta olmak üzere PKK’dan ayrılan PKK kurucusu, yöneticisi, üyelerinin anlattıklarına ve yazdıklarına bakmak yeterlidir. Bunların sayısı binlerle ifade edilmektedir.
 
PKK bu strateji gereği, bütün Kürd örgütlerine eşi zamanlı olarak saldırdı. Öncelikle saldırdığı Kürd örgütlerinden biri KAWA oldu. Kawa’nın liderlerinden Ferit Uzun’u 22 Kasım 1978 yılında Siverek’te silahlı bir suikast sonucu katletti. Bu eylemini gizledi. Çünkü Ferit Uzun, hem 12 Mart’ta DDKO’dan dolayı yargılanan ve ceza alan, hapishanedeki direnmesinden dolayı yurtsever hareket üzerinde etkisi olan, halk içindeki çalışmalarından dolayı sevilen Kürd liderlerinden biriydi. Hem de bir örgüte ve Birodirêj aşiretine tabiydi. Ferit Uzun’un bu konumu, halk güçleri arasında, aşiretler, Kawa ile Bucaklar arasında çatışma yaratmaya elverişli bir konumdu. Bu nedenle de Ferit Uzun’un Bucaklar tarafından katledildiğini ileri sürdü.
 
Daha sonra, PKK’den ayrılanlar ve 12 Mart sorgulamalarından itiraf eden PKK’liler, Ferit Uzun’un PKK tarafından öldürüldüğünü ve bunun Kürd liderlerini öldürme stratejisinin bir parçası olduğunu açıkladılar.
 
Kawa örgütünde Ferit Uzun dışında başka yurtseverleri de katlettiler.
 
PKK, Kawa ile birlikte Özgürlük Yolu, DDKD, Rizgarî, Beş Parçacılar, KUK ve Têkoşîn’e karşı saldırı düzenledi.
 
Özgürlük Yolu ve DDKD’den yurtseverleri katletti. Rizgarî’de yaralamalar oldu. Beş Parçacılar denilen Kürd yurtsever Grubu tümden yok etti. KUK ve Têkoşîn'e karşı tam anlamıyla bir savaş açtı. Têkoşîn geniş bir kitleye sahip olmadığı için, PKK’nin saldırısı sonucu savaşın boyutları fazla genişlemedi. Ama Têkoşîn Örgütü PKK’nın saldırısı sonucu çok değerli yöneticilerini ve üyelerini kaybettiler. KUK’la olan savaş, her iki grubun kitle tabanının geniş olmasından dolayı sınırları ve çapı geniş olan tam bir savaş oldu. Bu savaşta, yüzlerce sıradan Kürd ve Kurt yurtseveri katledildi.
 
PKK, Kürd örgütlerine karşı savaşırken, Kürd yurtseverlerini katlederken, Türk sosyalist muhalefetine karşı olan görevini de ihmal etmiyordu. PKK, Türk sosyalistlerinin Kürdistan’da örgütlenme hakkına sahip olmadığı stratejisini ileri sürerek, Türk sosyalist örgütlerinin yöneticilerini ve üyelerini de katletti.
 
PKK’nın bu yaptığını, devlet bu rahatlıkla, ekonomik ve risksiz yapabilir miydi?
 
PKK’nın bu yaptıklarıyla, devletin politikalarının ve stratejisinin bir bütünlük içinde olduğunu ileri sürmek objektif bir olay değil midir?
 
HİLVAN, SİVEREK, BATMAN, NUSAYBİN’DEKİ İÇ SAVAŞ: DEVLETİN ZAMANSIZ BİR AYAKLANMA YARATMA PLÂNININ DEVAMI…
 
Devletin, Kürd ulusal hareketini bastırma ve halk güçlerini dağıtma/tasfiye etmek için izlediği stratejilerden biri, zamansız ve hazırlanmadan önce provokasyonla hareketi ortaya çıkarmadır.
 
1974 yılından sonra Kürd ulusal hareketinin sağlıklı gelişimi, farklı mücadele biçimleriyle ulusal hareketin geliştirilmeye çalışılması, silahlı mücadelenin öne alınmaması, devletin kolaylıkla provoke edemeyeceği ve zamansız başkaldırıyı yaratamayacağı ve bu nedenle de müdahale edemeyeceği bir durum söz konusu idi.
 
PKK, devletin yapmak isteyip de sağlıklı gelişmeden dolayı yapmadığını yaptı. Bir grup olarak ortaya çıktığı günden itibaren, bütün mücadele biçimlerini ret ederek, silahlı mücadeleyi tek mücadele biçimi olarak benimsedi. Bu stratejisi gereği de, kendisine göre alanlar bulmaya çalıştı. Hilvan ve Siverek dar ve devletin de istediği bir iç savaş alanları olarak seçildiler.
 
Hilvan’da bir aşirete dayanarak (Tüysüzler), başka bir aşirete (Süleymanlara) savaş açtı. Devletin ve sistemin Kürdistan’da yarattığı çelişkileri ve çatışmaları derinleştirdi. Halk güçleri arasında çatışma ve düşmanlık yaratarak, devletin kendi planlarını daha rahat uygulama alanı bulmasına önayak oldu. Hilvan’da yüzlerce Kürd insanı katledildi. Bu alanda, PKK dışındaki Kürd yurtseverleri tasfiye edildi.
 
Siverek, Kürd yurtsever Hareketi ve Sol Muhalefet açısından 1960’tan sonra önemli yerlerden biriydi. TİP, Siverek’ten bir milletvekili çıkaracak kadar güçlüydü. DDKO ve KDP taraftarlarının yoğun olduğu bir alandı. 12 Mart’taki kitlesel tutuklama ve yargılamalara rağmen, sindirilemeyen bir yerdi. 1974’ten sonra Kürdistan’da yurtsever hareketin kitlesel bir karakter kazandığı, on binlerce insanla devletin sömürgeci, ekonomik, sosyal baskılarını protesto eden bir alan; DKDK, Rizgarî-Ala Rıizgarî ve Kawa’nın, TİKKO’nun örgütlü olduğu; DDKD’nın büyük bir gücünün olduğu Kürdistan ilçelerinden biriydi.
 
Siverek aynı zamanda aydını ve okumuşu çok olan bir ilçeydi. Siverek Kürdistan hareketi için lider yetiştirmiş bir alandı. Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Faik Bucak, Siverek’in Bucak Aşiretine tabi bir avukattı. M. Remzi Bucak’ta Siverek’in tanınmış, parlamentoda Kürd sorununu savunmuş, zorunlu olarak ABD’ye gidip yerleşmiş ve ABD’de olduğu zaman İnönü’ye Kürd sorununun eyalet ve federasyon sistemi içinde çözümlenmesi için mektup yazan bir Kürd aydınıydı. Ferit Uzun ve Necmettin Büyükkaya da katledilen Siverekli iki liderdir.
 
PKK, Siverek’te, devletin, halk güçlerini ve Kürd Yurtsever Hareketini dağıtma stratejisine, Mehmet Bucak’ı teslim almak ve öldürmek provakasyon eylemiyle ön ayak oldu. Mehmet Bucak’a saldırıldığı günden itibaren, Kürd Yurtsever güçlerine karşı saldırılar düzenlendi. O provakasyonda sonra, PKK örgütlü olmadığı halde, Siverek açısından çaplı denilecek bir savaşı örgütledi. Kim olduğu belirsiz kişiler PKK tarafından Siverek’e getirilerek, çatışmalar, halk güçlerini ve Kürd yurtsever hareketini tasfiye savaşı sürdürüldü. Aşiretler bu çatışmada, çıkarlarına göre konumlandılar. Kırwar ve İzol Aşireti PKK’nın yanında yer aldı.
 
Hilvan’da ve Siverek’te bu çatışmalar ve iç savaş sonucu büyük bir göç başladı. Siverek’in nüfusu çatışmalar başladığı zaman 60.000 idi, 12 Eylül 1980de çatışmaların ve iç savaşın garip bir biçimde son bulduğu koşullarda, 29.000’e düştü.
 
Devlet, Siverek’te bir taşla birkaç kuş vurdu. Bir yanda gizli düşman gördüğü aşiret güç odaklarını dağıttı, onlar arasında düşmanlığı derinleştirdi; onları yeniden teslim aldı. Bucaklar aşiretinin Sedat Bucak kesiminin tümüyle devlet yanında olması, devletin bu başarılı ve PKK eliyle sürdürülen politikasının bir ürünüdür. Diğer yandan da Kürd yurtsever hareketini tasfiye etti.
 
DDKO yargılamaları sırasında hazırlanan, daha önce ve sonra hazırlanan devlet raporlarında da, devlet işbirliği içinde olan aşiretlerin, ağaların, beylerin, şeyhlerin güvenilir müttefik olmadığı, onların da devlet düşmanı olarak nitelendirildiği bilinmektedir.
 
Halka ve Kürd Yurtsever Güçlerine karşı savaş yürüten PKK, 12 Eylül askeri darbesinden sonra ise, devlete karşı bir savaş açmadı. Savaşa hazır olan PKK, savaşmayı tabu haline getiren PKK, Kürdleri öldürmede pervasız olan PKK, Devlete karşı savaşmayı düşünmedi, alanları terk etti. Oysa PKK açısında doğal olanı, eğer iç savaşı ve alanlarda çatışmaları geliştirme amaç ise, Kürdistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü ise, doğal olanı 12 Eylül’de Askeri Darbeye ve Sömürgeci Faşist diktatörlüğe karşı da savaşma kararı alması gerekirdi. Bu kararı almadı.
 
PKK’nın bu tutumu ve 12 Eylül’den sonra alanları boşatması, Devletin politikalarına altlık olması, devletin politikalarını sürdürdüğünün ifadesi bakımından üzerinde durulması gereken önemli bir konu olduğunun altını çiziyorum.
 
Ayrıca, PKK’nın iç savaş yarattığı alanlarda, derin devletin seyirci kaldığını, askerin bu kırsal alanlarda duruma gereğince müdahale etmediğini Demirel ve Urfalı Bakanı Mustafa Kılıç’ın açıklamaları da var. Bu da duruma farklı bir anlam yüklemektedir.
 
PKK silahlı mücadele dışındaki bütün mücadele biçimlerini, bütün legal örgütlenme ve çalışma biçimlerini ret etmekle Devletin kurmak istediği tuzağa ön ayak oldu… PKK, grup olarak ortaya çıktığı andan itibaren, silahlı mücadele dışındaki tüm mücadele biçimlerine karşı çıktı. Bu karşı çıkışını, düşüncesini ifade etme kapsamının dışına taşıyarak, fiziki çatışma konusu yaptı.
 
Kürd ulusal hareketinin ve örgütlerinin, demokratik düzeyde kitlesel dernekleşmelerine, diğer tüm legal örgütlenme biçimlerine karşı çıktı, bu dernekleşmeleri, tüm legal örgütlenmeleri; legal olarak dergi ve dergi yayınlarını; yayınevlerini kurmayı, meslek örgütlerinde çalışmayı ve bu örgütlerin yönetimine gelmeyi; devlette memurluğunu, devletle işbirliği olarak ilan etti.
 
Bu anlayışı gereği de, derneklerde ve legal tüm çalışma alanlarında tahribatlar yaptı. Legal çalışma alanlarında ve dernek toplantılarında provokasyonlar ve çatışmalar yarattı. Bu provokasyon ve çatışma eylemleriyle, devlet güçlerinin müdahalesine yol açtı.
 
PKK’nın bu bakış açısı, ideolojik bir sol maceracılık ve sol çocukluk hastalığı içinde mütalaa edilen bir olay gibi de görülse de, onun ötesine geçen, devletin Kürd yurtsever güçlerini tek mücadele alanına sıkıştırma, o mücadele alanının da silahlı mücadele olması, bununla Kürdleri ve Kürd yurtsever hareketini kolaylıkla şiddetle, katliamlarla bastırma olanağını elde etmesi siyasetiyle bir örtüşme göstermektedir.
 
12 Eylül’den önce ve 1984 yılından sonra, PKK silahlı eylemlerinin sonuçları, öldürülen on binlerce Kürd, boşaltılan binlerce köy, Batı’ya göç eden milyonlarca Kürd, ileri sürdüğüm düşünceler ve tezler açısından önemli parametreler oluşturma durumundadır.
 
PKK 12 EYLÜL’ÜN HAZIRLANMASINDA ÖNEMLİ BİR AKTÖR OLDU. AMA NE YAZIK Kİ 12 EYLÜL İDDİANEMESİNDE DEVLET DESTEKLİ PKK ELİYLE KÜRDDİSTAN’DA İŞLEYEN TOPLU ÖLÜMLERİN OLMAMASI DİKKAT ÇEKİCİ…
 
Devlet desteğiyle PKK’nın sürdürdüğü silahlı çatışma ve iç savaş stratejisi, 12 Eylül askeri Diktatörlüğün hazırlanmasında tek neden olmazsa da, bir neden oldu.
 
12 Eylül 1980 Darbesi’nden önce PKK’nın Kürdistan’da Kürd Örgütleriyle ve halk güçleriyle yarattığı çatışma, onlara karşı sürdürdüğü iç savaş, büyük bir can güvenliği sorunu ortaya çıkarmıştı. Kürd aileleri çocuklarının yaşamından her dakika ve her saniye için endişe duyar durumdaydılar.
 
12 Eylül’de asker açıkça yönetime müdahale edip yönetimi ele aldığı zaman, bu çatışmaların son bulması, halkı, istemeyerek de olsa 12 Eylül Askeri Darbesini destekler duruma getirdi ve halkı sevindirdi.
 
Kürd halkının kendi cellâtlarının açık yönetime el koymasında memnuniyet duyması olağan bir şey olabilir mi? Bu memnuniyet, PKK’nın yarattığı çaresizliğin bir ürünüydü. Bu memnuniyet, PKK’nın, devletin sürdüremediği politikaları, yapamadığını yaptığından dolayı ortaya çıktı. Halk iki kötü arasından, bir “iyi kötüyü” tercih etti.
 
Bu sonucun kendisi de, PKK’nın değerlendirilmesi açısından hayati bir parametre sunar durumdadır.
 
12 Eylül Darbecileri, PKK eliyle de darbeyi hazırlayan olayları organize ettikleri halde, darbeciler hakkında hazırlanan iddianamede Kürd Bölgesindeki gelişmelerden bahsedilmemesi de dikkat çekici bir olaydır.
 
KÜRDİSTAN’IN DİĞER PARÇALARINDA KÜRD ÖRGÜTLERİNE DÜŞMANLIK…
 
PKK, Kürdistan’ın diğer parçalarına açıldıktan, İran, Suriye, Irak devletleriyle işbirliği ve müttefik olduktan sonra da, Kuzey Kürdistan’da yaptıklarının aynısını Kürdistan’ın diğer parçalarında yaptı.
 
Kürdistan’ın diğer parçalarında da bütün Kürd örgütlerini düşman ilan etti, onlarla çatıştı ve savaştı. Kürdistan’ın diğer parçalarında kendi örgütlerini kurarak ve İran, Suriye ve Irak devletleriyle de uzlaşarak ve anlaşarak, Kürd örgütlerine karşı egemenlik ve hegemonya talebinde bulundu. Bugün de bu müdahale ve hegemonya taleplerinden vazgeçmiş değildir.
 
Güney Kürdistan’da PKK’nın Irak Komünist Partisi’nin üyelerini öldürmesi, KUK-SE’nin militanlarını katletmesi ilk gelişmeler oldu. Ondan sonra PKK, Irak KDP ve KYB ile kanlı ve trajedik çatışmalara girdi. Köyleri ve köprüleri bombaladı. Halen bu yaralar sarılmış değildir.
 
Günümüzde de PKK, Güney Kürdistan’ın en büyük baş belası konumundadır. Buna ilişkin yığınla söylenecek şey var. Bugüne kadar ben de dâhil bir çok Kürd örgütü, aydını ve siyasetçisi yığınla şey yazdı. Bu konuyla ilgili tüm gerçekler, gün gibi ortadadır.
 
PKK, Güney Kürdistan’da kurduğu Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi ile hegemonya savaşı siyasi olarak da sürdürmektedir. Güney Kürdistan’da halkı örgütlenme çabalarını legal ve illegal bir biçimde devam etmektedir.
 
PKK, yine bu aşamada bile Doğu ve Batı Kürdistan’da Kürd ulusal hareketinin gerçek dinamiklerine dayalı gelişmemesi, ulusal hareketin ve örgütlerinin tasfiye edilmesi için, kukla örgütler oluşturmuş durumdadır. Doğu Kürdistan’da PAJK, Batı Kürdistan’da Demokratik Çözüm Partisi bunun en somut göstergeleridir.
 
Sonuç olarak, PKK, Kürd Halk ve Yurtsever Güçlerine karşı düşman bir örgütlenme olarak kuruldu. Devletin kendi eliyle gerçekleştirmek istediği, ama yapamadığı katletme ve Kürd yurtsever güçlerini yok etme eylemlerini, Kürd liderlerini ve siyasi kadrolarını yok etmeyi PKK eliyle yaptı.
 
PKK’NIN İNFAZLARINA BAZI ÖRNEKLER…
PKK, hem grup aşamasında ve hem de parti olma aşamasında, kendisi ile birlikte olmayan herkesi, her siyasal grubu, her toplumsal kesimi ve onların temsilcilerini düşman kabul etti. Bu düşüncelerini, kuruluş manifestosunda açıkça ilân etti. PKK bunun yanında, kendi içindeki farklı düşüncelere ve muhalefete de kesinlikle izin vermeyeceğini kısa bir süre içinde yaptığı uygulamalar ortaya koydu.
 
Kürd egemenlerine karşı infaz hareketi…
 
PKK, Türk Kemalist Devleti’nin 1919 yılında başlayan ve 1938 yılında Dersim’de noktalanan ulusal ayaklanmalar sonucunda tasfiye ettiği, yargıladığı, cezalandırdığı, katlettiği, tarih ve siyasetin dışına ittiği Kürd egemen sınıflarını, “sömürgecilerin işbirlikçileri” olarak tanımladı. Kürd egemen sınıflarının temsil ettiği geleneksel sosyal ve ekonomik sistemi süreç içinde doğal ve meşru yöntemlerle tasfiye etmeyi ve ortadan kaldırmayı değil; egemen sınıf temsilcilerini tek-tek fiziki olarak ve öldürerek ortadan kaldırmayı strateji olarak benimsedi. Bu stratejisini de, daha grup aşaması döneminde hayata geçirdi, parti aşamasında da sistemleştirdi ve kurumlaştırdı.
 
İlk aşamada Hilvan’da Süleymanlılar aşiretine karşı savaş açması, o aşiretten onlarca insanı öldürmesi bunun en somut örneklerinden biridir. PKK, Süleymanlılar aşiretine karşı savaş açtığında da, Süleymanlarla çelişkisi olan Paydaşları ve Tüysüzleri de, Kürdlük duygularını ve Kürd milletinin özgürlük isteği değerlerini istismar ederek yanına aldı.
 
İkinci aşamada Siverek’te Devletin de kurtulmak istediği, önemli bir güç odağı olan M. Celal Bucak’a suikast düzenlemesi, PKK’nın bu şiddet politikasının en üst düzeye tırmanmasına, katliam düzeyinde hayat bulmasına yol açtı. Siverek’te M. Celal Bucak’a karşı savaş açarken, İzol ve Kırvar aşiretlerinin de desteğini almayı önemli bir askeri taktik olarak benimsedi. PKK’nın M. Celal Bucak’a suikastinden sonra, M. Celal Bucak ve taraftarları, Kürd ulusal ve devrimci örgütlerine karşı büyük bir saldırı başlattılar.
 
PKK’nin ve devletin de istediği, bir taşla birkaç kuş vurmaktı. Biryandan Kürd egemen sınıflarından oluşan bloğu ve güç odağını tasfiye etmek isterken, bunun yanında Siverek’te güçlü olan Kürd ulusal ve devrimci örgütlerini tasfiye etmek; devletin yeniden örgütlenmesini yaratmak, Kürd ulusal ve devrimci örgütlerinin yerine, devletin projesi ve en azından desteği ve kontrolünde olan PKK’yı ikame etmek, güç haline getirmekti.
 
Siverek’teki bu kanlı ve tehlikeli strateji, on binlerin Siverek’i terk etmesine, 1000’den fazla Kürd yurtseveri ve sıradan insanın katledilmesine yol açtı. (1979-80)
PKK üçüncü Aşamada da, Batman’da büyük ve toplumsal/siyasal etkinliği olan, bünyesinde Sait ve Mustafa Ramanlı gibi Kürdlükten 1959 yılında ve 12 Mart Döneminde tutuklanan ve yargılanan önemli şahsiyetleri barındıran Ramanlılara karşı savaşı başlattı. Bu savaşı başlatması için de bir gerekçe bulması gerekti. O dönemde PKK’nın desteklediği ve Belediye Başkanlığını kazanan Edip Solmaz’ın katledilmesi bu saldırıların başlaması için gerekçe oldu.
 
Edip Solmaz’ın Ramanlılar tarafından katledilmediği ve ölümünden izlerin PKK’ya gittiği de herkesin bildiği bir olay.
 
Bu çatışmalar sırasında da onlarca Kürd katledildi.
 
PKK, bu stratejisini Kürdistan’ın diğer il ve ilçelerinde de uygulamaya geçirmeye çalıştı. Ceylanpınar ve Nusaybin’de de aynı stratejiyi sürdürdü. Nusaybin’de de Hemolar ailesini yanına alarak yurtsever Ömerliler aşiretine karşı saldırı başlattı.
 
Kürd örgütlerine karşı infaz ve iç infaz…
 
Bu ilçelerde kanlı stratejisini ve Kürd ulusal örgütlerini tasfiye stratejisini sürdürürken, KDP-Kürdistan Ulusal Kurtuluşçular (KUK) isimli Kürd örgütünün onlarca militanını ve seçkin kadrosunu katletti, öldürdü, ele geçirdiği yerlerde vahşetçe işkence ederek, infaz etti.
 
“Apocular olarak ortaya çıkan Abdullah Öcalan liderliğindeki PKK ilk çıktığı günden günümüze dek binlerce militan ve sempatizanını “örgüte ihanet, ajan-provokatör“ suçlamasıyla infaz etmiştir.
 
“PKK ortaya çıkışıyla birlikte, 1976’da Ankara’da kendi arkadaşları Ali Doğan Yıldırım’ı kaldığı evde kafasına bir kurşun sıkarak öldürdüğü ve bunun PKK’nin ilk cinayeti olduğu iddia edilir. PKK önce bu cinayeti üstlenmez ve polise yıkmaya çalışır. Ancak, daha sonra kabul etmek zorunda kalır ve bir kaza olduğunu iddia eder. Keza, Ali Doğan Yıldırım PKK’nın iç ve dış infazları 12 Eylül Rejiminden önce başladı ve 12 Eylül sonrasında da devam etti. Bu infazların bilinenleri ve halk içinde sembol hale gelenleri söz konusu. Bu infazlar, PKK’yı tanımaya ve tanımlamaya yeter niteliktedir.
 
I- 12 Eylül öncesi infazlar…
 
1) Mustafa Çamlıbel: Kürdistan’da PKK’nın katlettiği ilk yurtsever Ağrı’da Özgürlük Yolu yandaşı Mustafa Çamlıbel’dir.
1974 yılından sonra, Kürd örgütleri Kürdistan’ın tümünden olmazsa da belirli kentlerinde örgütlü ve etkin bir konumdaydılar. Özgürlük Yolu da Ağrı’da etkin olan Kürd sol örgütlerinden biriydi. PKK, Ağrı’da kitleyi ve Özgürlük Yolu taraftarlarını sindirerek, Ağrı’ya egemen olmak istediği için o sevimli genç insanı öldürdü.
Mustafa Çamlıbel’in öldürülmesi PKK’nın kodunu çözen ilk vakıa oldu. Özgürlük Yolu’yla çatışmayı genişletip, derinleştirmek istediği halde, Özgürlük Yolu bu oyuna gelmedi. PKK de 12 Eylül öncesi Ağrı’da egemen olma şansını elde edemedi.
 
2) Haki Karer: PKK, Kürd ulusal örgütlerinin güçlü olmadığı alanlarda örgütlenmek istiyordu. Örgütlenme yaparken de lumpen, üretim dışı, toplum tarafından dışlananları örgütlemeye çalışıyordu.
 
PKK, alanlarda örgütlenip güçlenerek, Kürd ulusal örgütlerinin etkin ve örgütlü olduğu alanları, şehirleri ve kentleri kuşatmak istiyorlardı. Bu bağlamda ilk dönemlerde, Gaziantep’e öncelik tanıdı. Gaziantep’te örgütlenmek isterken, Kürd örgütlerinden Têkoşîn Gaziantep’te güçlü ve örgütlü konumdaydı. Gaziantep’te örgütlenmesi için, Têkoşîn’i sindirmesi ve bunun içinde provokasyonlar yapması gerekirdi. Bu yaptığı provokasyonlar sonucu, kendi içinde de muhalefetten de kurtulmak istediği Haki Karer’i de kurbanlık kuzu haline getirdi.
Bir düşünceye göre, Haki Karer’i yaraladı ve daha sonra hastanede öldürdü. Ya da Têkoşînle çatışmada Haki Karer yaralandı, hastanede de PKK tarafından öldürüldü.
 
3) Mehmet Uzun ve Ali Kınacık: Haki Karer’in öldürülmesi gerekçe gösterilerek, Têkoşînî Antep’te tasfiye etmek için öldürülen Kürd yurtseverlerdir.
 
4) Ferit Uzun: Dengê Kawa lideri ve PKK tarafından 22 Kasım 1978 yılında Siverek’te katledildi.
 
Daha sonraki tarihlerde deşifre olan PKK raporlarına, PKK’dan ayrılan Merkez Komitesi ve PKK Kurucusu unsurların açıklamalarına göre, PKK, kendi dışındaki Kürd yurtsever örgütlerini tasfiye etmek için, liderlerini ortadan kaldırmakla sonuca ulaşacağını hesap ediyor. Ama diğer örgütlerin duyarlılıkları, hesap dışı gelişmeler, PKK’nın bu karanlık, tehlikeli, iğrenç amacına 12 Eylül 1980’den önce tümüyle ulaşmasını engelledi.
 
Ferit Uzun’dan sonra Kurtalan ve diğer kentlerde de başka Dengê Kawa taraftarı ve kadroları katledildi.
 
5) Mehmet Çakmak: TKP’nin Kürdistan’daki örgütlenmesinin önde gelen önder unsurlarından biriydi. PKK, bütün diğer sol ve Kürd örgütleri gibi TKP’yi de düşman ilân etti. Bu nedenle, Diyarbakır’da TKP’lilere ait kitapevi basılarak Mehmet Çakmak katledildi. Arkadaşı Liceli Ömer Ağın da felç oldu.
 
6) Beş Parçacıların katledilmesi: PKK, Kürdistan’ının beş parça olduğunu savunan, Kürdistan’ın bağımsız ve bileşik devlet yapısını amaç edinen Beş Parçacı Grubu kendisine rakip gördüğünden, Beş Parçacıların tüm yönetimini ajan ilân ederek, çoğunu katletti.
 
7) Abdullah Irmak: Rizgarî ve Komal’ın Kızıltepe’deki yöneticilerinden biriydi. Komal Yayınevi’nde otururken PKK’nın plânlı saldırısı ile karşı-karşıya kaldı. Ağır yaralandı. Ölümden kurtuldu.
 
8) Zabit Kaplan: Şivan Hareketi’nin Diyarbakır Çermik Kazasının yöneticilerinden biriydi. PKK tarafından katledildi.
 
9) PKK, KUK’u Kürdistan’da kendisi için engel gördüğünden savaş açtı. PKK’nın bu saldırılarında, Abdulvahap Akman (Nusaybin), Mehmet Akagündüz (Suruç), Kerim Hamidanoğlu (Siverek), Sıdık Matzar (Derik), Abdulkadir Umur (Derik), Ziver Kaya (Nusaybin), Şeyhmus Kaya (Nusaybin), Mahmut Zıngırtlı (Derik), Neytullah Özgen (Derik)Murat Yalçın (Ömerli), Bekir Öztürk (Kızıltepe), Cemil Onur (Gercüş), Cemil Çakır (Nusaybin), Resul (Eruh), Abdurrahman Aslan (Nusaybin), Sadık Özen (Nusaybin), Mahmut Karahan (Şêxêreş), M. Selim Aslan (Kızıltepe), Ubeyit Sana (Lice Serdê), tespit edebildiğim öldürülen kişilerdir.
 
10- Ayrıca, Halkın –Yolu, Halkın Devrimcileri, İşçi Köylü Partisi, TİKKO, DEV-YOL, Kurtuluş Hareketi üyeleri de hem PKK saldırısıyla karşıya kaldılar ve hem de öldürülenleri oldu.
Özcesi, 12 Eylül Diktatörlüğünden önce PKK’nın saldırmadığı Türk ve Kürd Devrimci, yurtsever örgütü yok.
 
II- PKK’da İnfaz Edilen Kurucular, Merkez komitesi Üyeleri ve Üst Düzey Yöneticiler:
 
1) Mehmet Turan: 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde PKK’in Kuruluş Kongresi’ne katılan kadrolardan ve ilk oluşum safhasında örgütün önde gelen eylem adamlarından biridir. 1979 yılında Abdullah Öcalan’ın emriyle ve ajan olduğu gerekçesiyle Mardin’de öldürüldü.
 
2) Murat Bayraklı: PKK, 1982 yılında gerçekleştirdiği 2.Kongresinden sonra örgüt içinde “temizlik” hareketi başlattı. Birçok PKK’lı militan sırtını Suriye devletine de dayamış olan Öcalan’ın emriyle örgüte ihanet ve karşı-devrime hizmet gerekçeleriyle ortadan kaldırıldı. Suriye kontrolünde olan Lübnan’daki eğitim kampında olduğu gibi Avrupa’da da birçok PKK’li için ölüm emri verildi. Murat Bayraklı 5 Haziran 1984 günü Batı Berlin’de bir çöp konteynırında yakılarak öldürüldü. Onun da “suçu” örgüte ihanetti (!)
 
3) Süphi Karakuş (Şoreş): (1) Öcalan’ın emriyle Mahsum Korkmaz tarafından infaz edilir. (Abdullah Öcalan, “Gerçeğin Dili”, s.65-66)
 
4) Zülfi Gök: 7 Ağustos 1984 yılında Almanya’nın Rüsselsheim şehrinde bir trafik şeridinde arabasının içerisinde beklerken kurşunlanarak öldürüldü. PKK bu cinayete sahip çıkarak; “PKK’ye muhalif gruplarla (Enver Ata) işbirliği yaptığı için Abdullah Öcalan’ın emriyle görevlendirilen PKK’nin Avrupa’daki İnfaz Timleri’nce infaz edildi” diye açıklama yaptı.
 
5) Enver Ata: 20 Haziran 1984’de İsveç’in Uppsala şehrinde infaz edildi
 
6) İzzettin Evcil: 1977-79 yılları arasında Örgütün Batman sorumluluğunu yapmıştı. 1982-84 yılları arasında ise, PKK’nin Botan Bölge Sorumlusu olarak görev yaptı. 1984 sonlarında ”PKK içerisinde muhalif çizgi oluşturmak, önderliğe başkaldırmak, silahlı propaganda yönetmenliğine ve örgüt talimatlarına uymamak” suçundan Öcalan’ın emriyle infaz edildi.
 
7) Çetin Güngör (Semir): PKK merkez Komitesi Üyesi ve Öcalan’a muhalefet yaptığı için 2 Kasım 1985 günü İsveç’in Başkenti Stockholm’da yüzlerce Kürdün gözleri önünde infaz edildi ve katili olay yerinde yakalandı. Katil Öcalan’ın verdiği görevi yerine getirmiş olmaktan mutlu olduğunu mahkemede açıkladı.
Çetin Güngör; 18 Mart 1984 tarihli açıklamasında, ”artık PKK’li değilim” PKK’nin uygulamış olduğu silahlı mücadelenin ve Kürd gruplarına karşı izlemiş olduğu davranışların yanlış ve çıkmaz yol olduğunu söylüyordu.
 
8) Abdullah Kumral: 1979 yılından 1980 yılının ortalarına kadar, PKK’nin Gaziantep İl Sekreteri olan, 1980 sonrasında ise, Şanlıurfa Bölge Sekreterliğine getirilen, PKK Merkez Komitesi Üyesi olan Kumral, Apo’nun izlemiş olduğu politikalara karşı çıktığından dolayı, önce göz hapsine alınmış, hapis edildiği evden kaçmayı başarmış, ama daha sonra Suriye istihbaratı tarafından yakalanarak tekrar PKK’ye teslim (!) edilmiş. Öcalan’ın hamiliğini üslenen Suriye istihbaratı tarafından yakalanarak, PKK’ye teslim edildikten sonra, Abdullah Öcalan’ın emriyle cellatları tarafından kulaklarına tüfek harbisi sokulmak suretiyle Bekaa’da öldürülmüş.
 
9) Resul Altınok: 1980’lerin başında PKK Merkez Komitesi Üyesi olan Altınok; Öcalan’a karşı muhalefet yaptığı gerekçesiyle infaz kararı alındı. PKK’nin önden gelen isimlerinden Öcalan’ın iki infaz eri Ali Haydar Kaytan ve Rıza Altun Resul Altınok’u PKK kampında önce kendisine bir çukur kazdırıp daha sonra kafasına kurşun sıkarak infaz ettiler. (daha geniş bilgi için: Hasan Yıldız, ”Muhatapsız Savaş Muhatapsız Barış” s.146-150)
 
10) Lamia Baksi ve 67 militan 1987’de infaz edildiler
 
11) Dilaver Yıldırım: Apocuların ilk oluşum dönemlerinden beri PKK’ye dönüşen çizginin içerisinde yer almıştır. 1977 yılı başlarında Kemal Pir’in Sinop Ulubey Hapishanesinden kaçırılışında yer alarak, ilk eylemini gerçekleştirmişti. Örgütün en güvendiği isimlerden biri olan Yıldırım Ankara’da örgüte silah ve malzeme almak için gerekli olan parayı bulabilmek amacıyla Güven Hastanesi soygununa katılmış ve bu soygun olayından sonra yakalanarak 12 Eylül dönemini cezaevinde geçirmişti. Suriye’de rehin olan Öcalan 1987 yılının sonlarına doğru Dilaver’i ziyaret etmek için Bulgaristan’a gider ve görüşür. Öcalan’ın talimatıyla Bekaa kampına getirtilen Yıldırım, bir sürü uygulamadan sonra bir gece nöbetinde intihar (!) ettiği söylenir. (Daha geniş bilgi için: Hüseyin Yıldırm ve Kesire Öcalan’ın 29 sayfalık broşür ”Dilaver Yıldırım Olayı” Milliyet, 31 Mart 1993- Selim Çürükkaya ”Aponun Ayetleri” s.40-41- Mümtaz Kotan ” Yenilginin İzdüşümleri” s.120-121)
 
12) Av. Mahmut Bilgili: 12 Eylül 1980 sonrası Av. Şerafettin Kaya’nın öncülük ettiği ”Avukatlık Bürosu” yazıhanesinde işe başlamıştır. Bu avukatlık bürosu başta PKK olmak üzere birçok Kürd örgütünün davalarına bakıyordu. Mahmut Bilgili de PKK davasına girenlerden biriydi. Bu davalardan dolayı PKK taraftarı olmaktan tutuklanarak beş yıl Diyarbakır zindanında yattı. Tahliye olduktan sonra Avrupa’ya çıkan Mahmut Bilgili, Avrupa’daki PKK temsilciliğinin almış olduğu infaz kararıyla 1987 yılının Mart ayının başında Hollanda’da yemek masasında boğdurulup, cesedi satırla parçalanıp kanalizasyona atıldı. Cesedi 26 Mart’ta Twente kanalında bulundu. O da örgüte göre ”ihanet etmişti”. Yani, devletin Diyarbakır Zindanı’nda yapamadığını PKK’ye havale etmişti. Yurtseverliğinin bedelini Bilgili de diğer soydaşları gibi ödedi.
 
13) Mehmet Tunç: bir dönem Avrupa’daki PKK yapılanmasında yer alan Mehmet Tunç lideri Öcalan tarafından çağrıldığı Lübnan’daki Mahsum Korkmaz Akademisi’nde gerilla eğitimi yapar. Burada eğitim yaparken Paris’te tanıştığı yine kendisi gibi PKK’li olan Ali Toprak’ın kız kardeşi olan Hevi (Şafak)’a aşık olmuştur. Sevgilisi Şafak, sevgilisi Mehmet Tunç’u ziyaret etmek üzere Lübnan’daki örgüt kampına gelir. İkisinin arasındaki bu duygusal ilişki lideri Öcalan’ın ve örgüt mensuplarının tepkisini çeker. Mahmut Tunç bu duygusal ilişkiden dolayı Öcalan’ın yasalarını çiğnemiştir. İnfazına karar verilir ve sevgilisi de dahil orada bulunanların gözü önünde kurşuna dizilir. Bu vahşet videoya da çekilir ve her tarafa yollanır. Bu vahşeti belgeleyen videokaseti, Almanya’nın Düseldorf mahkemesinin dosyalarında bulunmaktadır.
 
14) Mustafa Ömürcan ve dört arkadaşının infazı: Mustafa Ömürcan, PKK’nin 1980 öncesi kadrolarındandır. “Örgüt talimatlarına karşı gelmek ve önderliğe baş kaldırmak” suçlarından dört arkadaşı ile birlikte, Halil Kaya tarafından infaz edilirler. ”Kör Cemal” kod adlı Halil Kaya da Öcalan sisteminin bir gereği olarak, bir yıl sonra Öcalan’ın emriyle infaz edilir. Arkada canlı tanık bırakmak, PKK ve Öcalan’ın metodu değildir.
 
15) Şahin Baliç: 1980’lerin başında henüz liseden yeni mezun olmuşken, PKK’ye katılan Metin kod adlı Şahin Bilgiç, Mardin bölgesinde birçok eyleme katılmış, eylemlerdeki kararlılığı Öcalan’ın dikkatini çekmişti. 1986 yılında bizzat Öcalan’ın talimatıyla PKK-MK üyeliğine, daha sonra da ARGK (Askeri Konsey) üyeliğine getirilmiş.1988 yılında girdiği bir çatışmada yaralanan Baliç, Aponun özel çabalarıyla Suriye’ye getirilir. Bir dönem tedavi gördükten sonra Aponun Şam’daki evine yerleşir ve lideriyle çok içli dışlı olan militanlardan biri olur. Apo’nun yakın adamlarından biri olan, Öcalan’ın ayak işlerine bakan hemşerisi Hasan Bindal’ın 25 Ocak 1990 tarihinde bir kaza kurşunu sonucu ölmesiyle, bu ölüm olayından dolayı Öcalan tarafından hakkında idam fermanı hazırlanır ve Apo’nun talimatıyla PKK’nin infaz timi, kaza kurşunuyla ölen Hasan Bindal’ın ölümünden Akademi Komutanı olarak Bekaa’da görev yapan Şahin Baliç’i sorumlu tutar ve infaz eder.
 
16) Şahin Dönmez: PKK’nin kurucularından ve ilk Merkez Komitesi Üyelerinden Şahin Dönmez, 1979 yılında yakalanır, çözülür ve bildiği tüm arkadaşlarını ele verir. 3 Nisan 1990 yılında İstanbul’da infaz edilir. Şahin Dönmez, yakalanmadan önce Apo’nun göz bebeklerinden biridir.
 
17) Mustafa Çimen: Mahsum Korkmaz’ın başını çektiği ”14 Temmuz Silahlı Propaganda Takımı”nın bir üyesi ve Mahsum Korkmaz’ın hem siyasi hem de askeri yardımcısıydı. 15 Ağustos 1984 yılında yapılan Eruh baskınında yer aldı. Mustafa Çimen, Eruh ilçe merkezine asılan ”Kahrolsun Faşist Türk Sömürgeciliği! Yaşasın HRK!”, ”Halk Düşmanı canilerden hesap Sorulacaktır! Yaşasın HRK!” yazılı pankartları hazırlayan ve asan militanlardan biri. Mustafa Çimen 1985’de yakalanınca itirafçı olur. Urfa Hilvan doğumlu ve PKK içerisindeyken (2) ”Tevfik” kod adıyla tanınan Mustafa Çimen, 1990’ların başında cezaevinden çıktıktan sonra PKK infaz timleri tarafından öldürülür.
 
18) Osman Tim: 1992 yılının Aralık ayında PKK’nin cezaevi temsilcisiyken ”polisle işbirliği” yaptığı gerekçesiyle Bayrampaşa Cezaevi’nde boğularak öldürülür.. Osman Tim’in boğularak öldürülmesine gösterilen gerekçe, ”hiçbir tokat bile yemeden arkadaşlarını ihbar ettiği” gösterilir. (Yalçın Küçük’ün Apo ile yaptığı ve adına, ”Kürd Bahçesinde Söyleşi” s.270)
 
19) Mehmet Çimen: Avrupa örgütünün koordinatör yardımcısı olarak görev yaptı. On yıl cezaevi yattı. 1992 yılının ortalarında Avrupa’ya geldi. Öcalan’ın kadın sorunuyla ilgili koyduğu yasaları çiğnedi. Sorgulandı ve 1993’te ”buharlaştırılarak” yok edildi.( geniş bilgi için: Selim Çürükkaya ”Aponun Ayetleri”s.194-197)
 
20) Yıldırım Merkit: 27 Kasım 1978 yılında yapılan Fis toplantısında PKK’nin Dersim ve Erzincan bölge sorumlusu olarak atanır. Ama Apo ile ayrılığa düşer ve Apo’nun talimatlarına uymaz. Yıldırım Merkit 1994 yılında Romanya’da öldürülür. Keza, babası da PKK tarafından öldürülür. Kendisi gibi PKK’li olan bacısı Cemile Merkit (Seher) hakkında ölüm kararı çıkartılır. O Avrupa’ya kaçarak canını kurtarır.
 
21) Mehmet Şener: 1 Kasım 1991 yılında Suriye’nin Kamışlı ilçesinde Suriye istihbaratının da katkısıyla infaz edildi. Kamışlı istihbarat sorumlusu Akid Ömer ile Ebu Adnan yanlarında iki PKK’li olduğu halde, Mehmet Cahit Şener’in kaldığı eve giderek öldürürler. (Jitem’ci Ersever, Derin Sol, 2.cilt, s.1260) 1 Kasım 1991 günü Şener’in yanında bulunan Fatma Temel (Dilan) adlı bayan da kurşunlara hedef olmur ve olay yerinde yaşamını yitirir.. Kuşkusuz cinayetler Şener’le sınırlı kalmadı. Şener’in sağ kolu olarak bilinen Mustafa Pusa (Şiyar) ise 7 Kasım 1991’de İstanbul Küçük Ayasofya’da infaz edilir. Eşi Ayşe Pusa da Bekaa vadisindeki Mahsum Korkmaz Akademisi’nde öldürülür.
 
22) Sîpan Rojhilat: 5 Ekim günü öğlen saatlerinde, Güney Kürdistan’da Maxmur kampı yakınlarında, Kongre Gel mensuplarınca kaçırılan PWD üyesi Sipan Rojhilat’ın (Şapur Badoşiva) 7 Ekim günü infaz edilir.
 
23) Kemal Şahin: 7 Şubat 2005 tarihinde PKK timlerince infaz edilir ve katilleri Güney Kürdistan Bölge Yönetimi güvenlik güçleri tarafından yakalanır.
 
24) Hikmet Fidan: Öcalan Kenya’dan getirilirken dediği “Türkiye’nin hizmetindeyim” sözü örgüt tarihindeki ilk ciddi kırılmaydı. İkinci kırılmayı İmralı’dan gelen “Ateşkese son verin” talimatıyla yaşayan PKK, üçüncü ve en büyük kırılmayı muhalif kanadın temsilcilerinden Hikmet Fidan’ın öldürülmesiyle yaşadı. Diyarbakır’ın Bağlar semtinin dar sokaklarında 6 Temmuz 2005 sabahı, susturucu takılı tabancadan ensesine sıkılan tek kurşunla öldürüldü. Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) Eski Genel Başkan Yardımcısıdır. Cinayet, ertesi gün gazete sayfalarında kendine küçük bir yer bulabildi. Her ne kadar haber bu şekilde yer alsa da etkisi sonradan büyük oldu.
 
25) Kanî Yılmaz: Güney Kürdistan’da araçlarına yerleştirilmiş bir bombanın patlaması sonucunda, PWD- K Koordinasyon Kurulu üyesi Faysal Dumlayıcı ( Kani Yılmaz ) ve aynı örgüt üyelerinden Serdar Kaya ( Sabri Tori ) 12 Temmuz 2005 günü PKK timlerince infaz edildiler.
 
III- 12 Eylül sonrasında PKK infazları…
 
1) Bingöllü Dawud(Resul Altıok): PKK’nın kurucusu ve Merkez Komite üyesi. 12 Eylül’den sonra Öcalan’a yaptığı muhalefetten dolayı gözaltına alındı. Suriye Kürdistan’ın Efrin ve Suriye’nin Halep şehrinde tutuklu olduğu zaman, yanından kaçan nöbetçinin bize haber vermesiyle durumu anlaşıldı. O zaman, Ala Rizgarî, Pêşeng (Şivancı Hareket), KUK, Têkoşîn, Özgürlük Yolu bir güç birliği çalışması içindeydik. PKK de, DEV-YOL, Mihri Belli, Teslim Töre ile Faşizme Karşı Birleşik Cephe içindeydi. Durum cephe yönetimine iletildi. Sorunun çözüleceği belirtilmesine rağmen, daha sonra Güney Kürdistan’da yapılan işkencelerle katledildi.
 
2) Dersimli Semir (Çetin Güngör): 12 Eylül sonrasında, PKK’ya karşı en sistemli, en ilkeli muhalefet yapan grubun liderleri arasındaydı. Öcalan’ın en çok korktuğu muhalefet lideriydi. O da Stockholm’da 1000 kişinin katıldığı Şivanci Hareket Pêşeng’in kuruluş toplantısında intihar eylemi sonucu katledildi.
 
3) Batmanlı Enver Ata: PKK’nın hapishaneden kaçan Batmanlı kadrolarından biriydi. İsveç’in Uppsala şehrinde kalıyor ve tedavi görüyordu. Uppsala şehrinin merkezinde ensesine sıkılan tek kurşunla katledildi.
 
Katleden kişi yakalandı, halk adına Enver Ata’yı cezalandırdığına dair mahkemede açıklama yaptı.
 
4) Necla Baksi: Kürd Yazar Mahmut Baksi ve Lütfi Baksi’nin (KADEP Kurucusu ve Meclis Üyesi) bacısı ve İsveç’te doktorluğu bitirmiş yetenekli bir Kürd kızı. Küçük burjuva değer yargılarından ve alışkanlıklarından vazgeçmediği için katledildi. Necla ile aynı gerekçe ile 67 militanın da katledildiği PKK’nın Serxwebûn gazetesinde açıklandı.
 
5) Eyüp Kemal Atsız: Şivancı Hareketi (DDKD) taraftarı, Danimarka’da katledildi.
 
6) Mustafa Tangüner: Şivan Hareketi (DDKD) taraftarı, Danimarka’da katledildi.
 
7) Viranşehirli Emin: Rizgarî’nin Hollanda’ya iltica eden Viranşehirli taraftarlarından biriydi. PKK’ya muhalefet eden Merkez Komitesi üyesi Çetin Güngör’e (Semir’e) yardım ettiği, evinde barındırdığı için Hollanda’nın Amsterdam şehrinde katledildi.
 
8) Avukat Mahmut Bilgili: Dersimli ve PKK taraftarı. Hollanda’da ilticacıydı. PKK’ya muhalefet ettiğinden dolayı Amsterdam’da öldürüldü. Öldürüldüğü zaman da, parça-parça haline getirilip çuvala konup, Amsterdam su kanallarına bırakıldı.
 
9) Ramazan Adı Güzel: Özgürlük Yolu taraftarı. Fransa’da katledildi.
 
10) Ali Aka Gündüz: Özgürlük Yolu taraftarı, Almanya’da katledildi.

(Kaynak: Bangaheq)




Yorum Ekle
muhammed hoseyn
kullanılmak
2012-02-06
hizbullahı kullanmaya bırakın devleti emir atanız siyonist israil ve büyük şeytan ABDnin bile gücü yetmez. canını ve malını cennet karşılığı Allaha satan bir gücü ne kimse kullanabiliir ne de kimse mağlup edebilir. bu iftiralar eskidi artık daha tutarlı iftiralara kulaç atın.
Zülfikar Botanlı
Aynı Sahnenin farklı oyuncuları
2012-02-05
Altan Tan seçildiğinde gazını alamayıp Hizbullah'a sataştı.Şerafettin Elçi seçildiğinde Hizbullah'a sataştı.Kemal Burkay TC ye döndüğünde Hizbullah'a sataştı.İbrahim Güçlü TV ekranlarına konuk olduğunda Hizbullah'a sataştı...sataştı da sataştı.yani anlıyacağımız bunlar TV ekranlarında prim yapmak, kendisinden bahsedilmesini istemek için bulmuşlar ağızlarında Hizbullah'ı, bilgisizce, delilsiz, mesnetsiz, hiçbir foto olmadan, hiçbir gerekçe olmadan, hiçbir resmiyet olmadan, sadece bir fasığın uyduruk haberleriyle hareket etmekteler...

Sayın Güçlü Hizbullah'ı nasıl tanıyor veya tanıyor mu.Hiç sanmam.çünkü bu güne kadar o da diğer batılı enteller gibi gelipte bir selam vermedi ki tanısın.bir gün gelip te Hizbullah'ı kendi ağzından dinleme gayretinde bulunmadı ki öğrensin.Yani ekranlara çıkanlar mesele 90'lı yıllar olduğunda Jitemin yanına Hizbullah'ı koyup geceyi geçirmek, programa renk katmak derdindeler.Bir cemaatimi zan altında tutmuş, bir mazluma mı suç yüklemiş, yapmadıklarından dolayı mı karalanmış, onlara çifte standart mı uygulanmış...Onların hiiiç umurlarında değil ki...

Hizbullah'ın kapısı açıktır."Bizi bizden sorun" dediği halde gidip başkalarına sormak ne kadar doğru değil mi Cotyar Amedi?
Ali Asgar
Yalancıyı Allah çarpsın ve kahretsin
2012-02-05
Cotyar Amedi; Cenab-ı Allah, yalancıyı, yanlış haber ve senaryo üreteni Kahhar ve Cebbar ismi şerifleriyle yakalayıp paramparça etsin.

Yüce Allah bu duamı bu satırlarda bırakmasın ve bırakmaması için bütün yüreğimle diyorum ki, Yarabb ismi Azamın hürmetine sen kabul et.

Ayrıca Hizbullahın Kemalist sistem tarafından kullanıldığına dair ciddi ve doğruluğundan şüphe olmayan görüntü, ses kaydı, elle tutulur bilgi ve bulgu ve deliller getirmezsen bir müfteri olarak seni ilan ediyorum ki, benim şahsen müfteri olduğundan şüphem yok.

Eğer getirirsen söz veriyorum bütün samimiyetimle senden özür dileyeceğim ve asla bu konu hakkında konuşmayacağım.

Allah Azze ve Celle şahittir ki, bu camia çıktığı günden bugüne kadar Kuran ve Sünnet nuruyla tertemiz, pak ve ulvi bir camiadır. Ayrıca senin gibi şeytan ve dostları tarafından kullanılan kişileri de gayet iyi tanımaktadır.
COTYAR AMEDİ
YALANCIYI ALLAH ÇARPAR
2012-02-05
Sayın Zulfikar Botanlı. Ibrahim Güçlü nün Tv. Konuşmaları ile Meclis İnsan hakları komisyonundaki açıklamasına bakıldıgında, AKP hükümetini suçlkayan çıkışları yanında genel olarak katliamdan Kemalist devleti sorumlu tuttuğu görülecektişr.Hizbullah ve PKK nin, kemalist devlet tarafından kullanıldıgı ise sır olmaktan çıkmıştır.Gerçekleri kabul edip, kendinizi temize çıkarın.Aksi takdirde, kullanılma işlemi devam eder.

Sayın Güçlü nün belirttiğiniz insanlarla bir siyasi oluşum için biraraya gelmesi dogru değildir.Yaklaşık iki yıldan beridir bir grup arkadaşıyla Kürdistani bir parti çalışması içindedir.

Yalan yanlış haber ve senaryo üretmek, ayıptır günahtır.Böylelerini Cenab ı Allah çarpar.
Kategoriye Ait Diğer Haberler
Haber1
Yeni Teşvik Paketi Komisyondan Geçti
Yatırımcılara yeni teşvikler getiren Kanun Tasarısı, Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edildi.
Haber1
'Mavi Marmara İddanamesi Tamamlandı
''Mavi Marmara'' saldırısına ilişkin İstanbul Cumhuriyet Savcılığının iddianamesi tamamlandı.
Haber1
Mavi Marmara İddianamesi Mahkemeye Sunuldu
Mavi Marmara iddianamesi tamamlanarak İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesine teslim edildi.
Haber1
İslami STK Duruşması 10 Ekim'e Ertelendi
Aralarında; Anadolu Der Başkanı Yılmaz Geçer, Adana İhya Der Başkanı Ekrem Ertaş ve Adana Umut Der Başkanı Selahaddin Yeniay'ın da bulunduğu 33 tutuksuz sanığın yargılanmasına bu gün devam edildi.
Haber1
Ankara'daki 'El Kaide Üyeliği' Davası
'Ensar Kardeşlik Platformu' çevresinde örgütlendikleri ve 'El Kaide'ye üye oldukları' ileri sürülen 7 kişinin yargılanmasına başlandı.
Haber1
Askerlik Kanununda Köklü Değişiklik
TBMM Genel Kurulu'nda, Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı kabul edildi.
Haber1
Can Erik Denizli'de Can Aldı
Akrabalarının düğününe katılmak üzere Kanada'dan Denizli'ye gelen Alancı ailesinin 1.5 yaşındaki ferdi, ağzına aldığı bir eriğin nefes borusuna kaçması sonucu hayatını kaybetti.
Haber1
'Mavi Marmara ve Kudüs'ün Özgürlüğü İçin Yürüyoruz'
İHH İnsani Yardım Vakfı, Mavi Marmara saldırılarının ikinci yıldönümünde Taksim'de büyük bir yürüyüş gerçekleştirecek. 30 Mayıs akşamı tüm gemi katılımcılarının tekrar Mavi Marmara'da bir araya gelerek gemide sabahlayacakları belirtildi.
Haber1
Eczacı Olmayan Eczane Açamayacak
60 yıllık eczacılık kanunu değişiyor.
Haber1
Güllü Çevik’e Verilen Cezayı Kınıyoruz!
Başörtülü okumak isteyen kızına destek verdiği için ceza verilen Güllü Çevik'e bir destek de Mazlum-Der İstanbul şubesinden geldi. Yapılan açıklamada, verilen karar kınanarak "Ulus Devlet, bütün küstahlığı ile çocuklarımız, gençliğimiz, bilgilerimiz ve yaşantımız üzerindeki söz sahipliğinden vazgeçmiyor" denildi.
Haber1
Mersin'de Mustazaf-Der'in Kapatılması Protestosu
Tesettür Seferberliği Platformu (TESSEP) düzenlediği kitlesel basın açıklamasıyla Mustazaf Der'in yargı kararıyla kapatılmasını kınadı. Basın açıklamasında, Mustazaf Der'in küresel güçlerin oyunlarını bozduğu ve hesaplarını altüst ettiği vurgulandı.
Haber1
'Emri Degil Yetkiyi Ben Verdim'
Başbakan Erdoğan, Uludere'de operasyon emrini kendisinin verdiğine ilişkin iddiaları Pakistan'da yalanladı. Operasyondan önceden haberi olmadığını belirten Erdoğan, "biz yetkiyi vermişiz TSK da kullanmış. Hata da olabilir, hatayı da özrü de açıkladık" dedi.
Haber1
"Haklarımız İçin Yarın Eylemdeyiz"
Eğitim Bir Sen Hükümetle yapılan toplu görüşmelerde bir sonuç alınmaması üzerine yarın tüm Türkiye'de sevksiz iş bırakma eylemi yapacak
Haber1
'Tebrikler! Kutlarım Sizi! Sonunda Başardınız!'
Türkiyede sistem korkusuna dayanan bir muhafazakarlık var.
Haber1
Mustazaf-der Kapatıldı...
Yazar Cevdet Kara, Mustazaflarla Dayanışma Derneği'nin kapatılmasını konu alan yazısının sonunda, "Mustazaflar üzülmesin… Elbet güneş yeniden doğacak… Çünkü Hak geldi batıl zail olacak…" şeklinde bitirdi.
Haber1
Başörtüsünden Ötürü Ödül Verilmedi
Kros yarışmasında dereceye giren başörtülü öğrencinin ödülü verilmedi! Hatayı, kaymakam telafi etti.
Haber1
Konya ile Belh "Kardeş Şehir" Oldu
Konya Büyükşehir Belediyesi ile Hazreti Mevlana'nın doğduğu şehir olan Afganistan'ın Belh Vilayeti Mezar-ı Şerif şehri arasında kardeşlik protokolü imzalandı.
Haber1
Ankara'da AKP Kadın Kollarına Tepki Eylemi
İHH Ankara Yönetim Kurulu Üyesi Serkan Codal, “Başörtülü hanımların belli alanlara girememesinin hem de AK Parti Kadın Kolları tarafından hazırlanan böyle abes bir metinle legalleştirilmeye çalışmasını akıl iz’an almamaktadır” dedi.
Haber1
Mustazaf-Der Şube Başkanı: Üstüme 30 Polis Çullandı!
Yaklaşık 30 polis tarafından darp edilen Mustazaf Der Osmaniye Şube Başkanı Abdulkadir Alakuş, yaşadığı olayı İLKHA'ya anlattı. Polisin terörist muamelesi yaparak kendilerine silah doğrulttuğunu, biber gazı sıkarak darp ettiğini ifade eden Alakuş, hem darp ettiklerini, hem de kendilerini temize çıkarmak için davacı olduklarını söyledi.
Haber1
Ülkemizde Hukuk Eliyle Cinayetler İşleniyor!
Marmara İnsani Hak ve Özgürlükler Platformu İstanbul'da yaptığı kitlesel basın açıklamasıyla Mustazaf-Der'ın kapatılması ve Gaziantep'te kızının başörtüsüyle okuması için mücadele eden Güllü Çevik'e ceza verilmesini kınadı.
Gazete Son Dakika RSS Hava Durumu twitter facebook
GÜNÜN RESMİ
-Yorumsuz-
-Yorumsuz-
reklam
ANKET
Neden Mustazaf-Der Hakkında Kapatılma Kararı Verildi?
Anket
VİDEOLU HABERLER
Haber1
Kalkınma Varsa Adalet Nerede?
Hükümet ile memurun 21 gün süren zam pazarlığından sonuç çıkmayınca kamu çalışanları aldıkları kararla greve gittiler. Özgür Eğitim-Sen Diyarbakır Temsilciliği bir basın açıklaması yaparak, 3+3 zam teklifinin son derece ciddiyetten uzak olduğunu belirtti.
Haber1
Uludere Özür Dilenecek Bir Olay Değil!
HSH- İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Uludere'de sınırı geçerken savaş uçaklarıyla vurularak katledilen ve kamuoyunda Uludere Katliamı olarak adlandırılan olayla ilgili tarihin kara sayfalarına yazılacak açıklamalarda bulundu.
Haber1
Arkadaşlarıyla İlk Defa Cuma Namazı Kıldı
Açlık grevi anlaşması sonucu tek kişilik hücreden koğuşa çıkarılan Muhammed Arman, ilk defa cuma namazı kıldı.
Haber1
Seyyid Nasrallah'tan İtidal Çağrısı
HSH- Lübnan İslami Direniş Hareketi Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, türbe ziyareti için gittikleri Suriye'nin Halep kentinde kaçırılan 12 Lübnanlı haberinin ülkede gerginliğe sebep olması üzerine, halka itidal çağrısında bulundu.
Haber1
Mustazaf-Der Şube Başkanı: Üstüme 30 Polis Çullandı!
Yaklaşık 30 polis tarafından darp edilen Mustazaf Der Osmaniye Şube Başkanı Abdulkadir Alakuş, yaşadığı olayı İLKHA'ya anlattı. Polisin terörist muamelesi yaparak kendilerine silah doğrulttuğunu, biber gazı sıkarak darp ettiğini ifade eden Alakuş, hem darp ettiklerini, hem de kendilerini temize çıkarmak için davacı olduklarını söyledi.
EN ÇOK OKUNANLAR
Haber Resim Yok
Seyyid Nasrallah'tan Büyük Vefa Örneği
HSH- Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah'ın, şehid İmad Muğniye'nin şahadetinden birkaç ay sonra sivil kıyafetlerle şehidin mezarını ziyaret ettiği ortaya çıktı.
Haber Resim Yok
Hizbullah'tan Şehid Alimler İçin Başsağlığı
Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Şeyh Nuaym Kasım, Lübnan Müftüsü Muhammed Reşid Kabbani'yi arayarak, Nasrullah'ın Kuzey Lübnan'da şehid edilen iki alimle ilgili taziyelerini ilettiği öğrenildi.
Haber Resim Yok
Seyyid Nasrallah'tan İtidal Çağrısı
HSH- Lübnan İslami Direniş Hareketi Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, türbe ziyareti için gittikleri Suriye'nin Halep kentinde kaçırılan 12 Lübnanlı haberinin ülkede gerginliğe sebep olması üzerine, halka itidal çağrısında bulundu.
Haber Resim Yok
Arkadaşlarıyla İlk Defa Cuma Namazı Kıldı
Açlık grevi anlaşması sonucu tek kişilik hücreden koğuşa çıkarılan Muhammed Arman, ilk defa cuma namazı kıldı.
Haber Resim Yok
Türkiye Alman Müslüman'ı İade Edecek
Türkiye'nin, Alman Federal savcılığınca "terör örgütü" üyesi olmakla suçlanan Alman Müslüman Thomas U’yu önümüzdeki günlerde Almanya’ya iade edeceği bildirildi.
sag alt
Sitemiz Sadece İnternet Üzerinden Yayın Yapmaktadır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz.
hur-seda@hotmail.com   © 2008 - 2012   Tüm Hakları Saklıdır.