Tekrar yaşanmasın diye…

15 Temmuz 2017 Cumartesi, 18:22

Ders almayı değil de vermeyi daha çok seviyoruz. Fakat 15 Temmuz’dan mutlaka almamız gereken dersler, ibretler var. Esaslı ve topyekûn bir muhasebe yapılması gerekiyor.

Bir kimseye hakkından fazla değer ve imkân verirseniz, önce sizi tanımaz. Elindekileri size döndürme ihtimali yüksektir. Başkalarının yetişmiş elemanları üzerine bina edilen her şey yıkılmaya mahkûmdur. Kullandığını düşünen, kullanılıyor olabilir.

Vermemek en tesirli eğitim ve terbiye yöntemlerinden biridir. Bir insana her istediğini vermek, onu şımartmak demektir. Sonunda ne isteyeceğini asla bilemezsiniz. Hadsizlik yapabilir. Nihayetinde devletin kendisini istediler.

Uyarıları ‘fitne’ suçlamasıyla karşılayanlar, şimdilerde en ateşli konuşmaları yapıyorlar.

Kendi beceriksizliğini paralel yapı üzerinden temizlemeye çalışanlar, meselenin ciddiyetini hâlâ kavrayamamış olanlardır.

Devleti ve siyaseti kazanç kapısı, fırsat dünyası, imkân furyası, sıçrama tahtası, reklâm ajansı olarak görenlerden değiliz. Kutlamalarda en önde olanların o gece arkada bile olmadığını biliyoruz. Kendi adımıza içimiz rahat. Cesaretimiz pek. Alnımız ak.

Derneklerden futbol takımlarına kadar her yere sızmış olan bir yapı, sadece AK Parti’ye sızmamış görünüyor. İnanalım mı? İnandırıcı mı? Sürekli başkalarını suçlamak bizi masum yapmaz.

Dünyada yaşayıp da arkadaş kurbanı olmayan yoktur sanırım.

Bu musibetten ancak doğruluk, dürüstlük ve dayanışma duygusuyla kurtulabiliriz. İmtihan ağırdır ve öyle görünüyor ki devam edecektir. İtimat şarttır.

***

15 Temmuz’la birlikte mesuliyetimiz ve mecburiyetimiz iyice artmıştır. Artık adamını bulanla değil, adam olanla yürünmelidir.

İhanet tekrar yaşanmasın diye hataları konuşmalı, yetersizlikleri tartışmalıyız. En ufak bir eleştiriye dahi ‘paralel’ imasıyla yaklaşmak, kimseye fayda sağlamaz.

Tehlike sönmüş değildir. Beş yılda öyle şeyler gördük ki, olmaz diyemiyoruz. Kara bir kine maruz kaldık, kalıyoruz.

Uzayan mahkeme süreçleri, şahitlik ettiğimiz meydan okumalar, lakayıt tavırlar, ana muhalefet partisinin yanlı ve yanlış tutumu, batılı ülkelerin durumu vs. Bunların hepsi kötülüğün cesaretini ve umudunu artırıyor.

Şehitlere değil de darp edilen hainlere üzülen kimselerle beraber yaşıyoruz. Kimi teselli etmiş oluyorlar?

İbrahim Kalın’ın ifadesiyle söyleyelim: 15 Temmuz, aynı zamanda bu ülkenin zihnini, kalbini ve gönül coğrafyasını işgal etme girişimiydi.

Büyük bir travma yaşandı, yaşadık. İnsanları Allah ile aldatmışlar. Yalanı meslek, inkârı mesken edinmişler. Akılları karıştırmış, kalpleri karartmışlar.

Bu süreçte yalnızca hayatların değil, ailelerin de parçalandığını gördük. Müslümanlar arasında olması gereken güven hissi yıkıma sürüklenmiştir.

İmha edilmek istenenleri yeniden ihya etmek zorundayız. Uzağa gitmeden, önce kendimizden, yakın çevremizden başlamak şartıyla. (Yeni Şafak)