Mecburi istikamet

13 Ekim 2018 Cumartesi, 12:09

Ortak şikâyetlerden, müşterek dertlerden biri de saygı eksikliği. Saygısız insanların açtığı yaralar, yaptığı fenalıklar. Yollarda, iş ortamlarında, sosyal medyada. Günlük hayatımızın her ânında ve alanında. Emniyet şeridini kullananların çokluğu, gittiğimiz yeri göstermesi açısından bir fikir veriyor.

Saygısızlığın yanına bir de sevgisizlik gelirse ne olur? Özellikle son yıllarda, bunun nasıl bir şey olduğunu hep birlikte görüyor ve yaşıyoruz. Sonuçlar üzücü.

Hemen söyleyelim: Saygı, sevgiden önce gelir. Sevgide kusur olur, saygıda olmaz.

Sevgi gönül işidir. Bazı kimseleri gönlümüz almaz. Kaderimizde, ömür serüvenimizde yoktur o. Yazılmamıştır. Bazılarını da sevmekten vazgeçmeyiz. Hatalarını, yanlışlarını gözümüz görmez.

Saygı, mecburi istikamettir. Takip mesafesini korumaktır. Sadece bizim hayatımız ve haysiyetimiz yok. Herkesin bir hayatı ve haysiyeti var. Tek dertli, sevinçli, bilgili veya istekli biz değiliz. Evet, mesafeyi korumak ve aradaki boşluğu başka bir şeyle doldurmamak. O boşluk öylece kalsın, kalmalıdır.

‘Mecburi istikamet’ dedik. Uzak durduğumuz, hoşlanmadığımız insanlara bile saygı göstermek zorundayız. Saygı, herkesin hakkını ve hukukunu gözetmektir. Ortak buluşma noktasıdır. Zalimler, hainler ve maneviyata hasımlık edenler hariç. Karıştırmayalım.

***

Sadece kendine çalışanların ödüllendirildiği bir ortamda, muhitte yaşıyoruz.

İşini sevdiğini söyleyen insanların başkalarına yaptığı eziyetlere çok sık şahit oluyoruz.

Korkudan kaynaklanan, menfaatten beslenen saygıyı artık tanıyoruz. Çünkü sürekli değişiyor. Çıkar kimde ve neredeyse, oraya dönülüyor. Övgü dolu sözler eşliğinde.

Altını çizelim: Saygıyı hep büyükler küçüklerden, üsttekiler alttakilerden bekliyor. Yukarda olan, aşağıda bulunandan. Böyle bir saygı taliplisinin olsun.

Elbette büyükleri saymak, onların izzetini korumak şart. Büyüklerin de küçüklere özenle, rikkatle ve hakkaniyetli yaklaşması gerekiyor. Bu da saygıdır. Sevgi tek taraflı olabilir, fakat saygı karşılıklıdır.

Gülü kokluyor, beğenirse kırıp alıyor. Sevdiği çiçekleri toplayıp demet yapıyor. Solup gidiyor hepsi. Ölüyorlar.

Büyüklerin küçüklere yaklaşımı çoğunlukla ve maalesef böyle. Özellikle yazı dünyasında. Yolun sonunda, yalnızlıktan veya vefasızlıktan şikâyet etmeleri de manidar.

***

Daha sağlam diye birçok şeyin eskisini arıyor ve alıyoruz. Eskiden kalma olan iyidir, kıymetlidir. Sözümüzün içini dolduralım: Sınanmış dostluklar, yıkılmamış gelenekler, bizi muhafaza altına alıp koruyan değerler. Evet, koruyan. Biz onları korumayız, onlar bizi korur.

İstikamet ve itaat bahsini birbirinden ayıramayız. Bütün bu yazdıklarımıza rağmen, saygı ve sevgi de öyledir.

‘Saygısız ağız anahtarsız açılır’ derler. Her konuda fikri olan, durmadan hesap soran bir kimseden saygı bekleyebilir miyiz? Her şeyi biliyor, yalnızca haddini bilmiyor. Artık sevgi de uzağında kalmıştır.

Saadettin Acar iyi yazmış: “Hesap sormadan evvel, hesap vermeye hazır olmalıyız.” (İlim ve İrfan dergisi.) İşte buna herkes yanaşmaz. Olgunluk, buradan başlıyor gibi.

Saygı, emeği incitmemeyi öğütler bize. Hemen yıkmaya, karalamaya girişmeyiz.

Konuşanları dinler, susanları rahatsız etmeyiz. Nihayetinde saygı duyulan, sevgi gösterilen bir şeydir.

Her daim ‘hürmet’ diyoruz. Bu kelimeyi çok sık kullanıyoruz. Saygı ve sevginin bir araya gelmesi, beraber olması, hürmetin kapısını açar. Bir derinlik oluşur. En güzeli budur. Hürmet ederim efendim. (Yeni Şafak)