Tebliğ ve Davet

10 Ekim 2017 Salı, 00:13

Bismillahirrahmanirrahim

“Nuh dedi ki: “Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet ettim.” (Nuh: 5)

“Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.” (A`raf: 68)

Müslümanlar İslam`ın koyduğu sınırları dikkate alarak yaşamaya çalışırlar. Her türlü ifsat ve sapkınlığa karşı durur ve toplumu ıslah etmek için çabalarlar. Yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve ifsat etmeye çalışanların bozduklarını ve tahrip ettiklerini onarmak, ortamı Allah Teâlâ`nın istediği şekle dönüştürmek için uğraşırlar.

Fitne ve fesadın bu denli yaygınlaştığı, ifsadın Müslümanların hayatını tehdit ettiği bu zor dönemde, Müslümanların her zamankinden daha çok çalışmaya ihtiyacı vardır. Zira yoğun ve kapsamlı çalışma ve gayretin dışında yaygınlaşan ifsadı etkisiz hale getirmek pek mümkün değildir.

Bu hassas dönemde her kardeşimiz, çalıştığı alana yoğunlaşmalı ve işini en güzel şekilde yapmak için çabalamalıdır. Hiç kimse hizmete yönelik çalışmaları sadece mesai dışı boş zamanlara, hafta sonlarına öteleme gibi bir davranışın içerisine girmemelidir. İhmalkârlıklar, gevşemeler ve ertelemeler müfsitlere daha fazla alan açmakta, telafisi mümkün olmayan sıkıntılar oluşturabilmektedir.

Hastalık ve ölümün ne zaman geleceği belli değildir. Eldeki imkânlar sürekli olmadığı gibi müsait zaman ve ortamların ne kadar devam edeceğinin garantisi de yoktur. Müslümanların genelinde, özellikle İslami duyarlılığı olan kardeşlerimizde bir rehavetin yaşandığı görülmektedir. Durum bu olunca İslam`a ve Müslümanlara hizmette ve çalışmalarda istenilen verim elde edilememekte ve istenilen hedeflere ulaşılamamaktadır. İslam`a ve Müslümanlara hizmette aksaklıklar yaşanmaktadır. Bütün bunların önüne geçmek için her bir kardeşimiz, kendi alanı üzerinde kafa yormalı, çalışmaların önünü açacak fikirler üretmeli, yeni önerilerde bulunmalıdır. Kardeşlerimizin tümünü harekete geçirecek çalışmalar yapmalı, rehavete yol açan sebepleri ortaya çıkarmalıdır. Hiç kimse çalışma alanından gafil olmamalı, sürekli olarak çalışma alanını gözden geçirmelidir. Programlı, beraber çalıştığı kardeşleri ile uyumlu, büyük bir azim ve ihlasla çalışıp rehaveti üzerinden atmalıdır. Kardeşlerimiz, İslam dairesi içinde olduğu müddetçe kendisine verilen görevi yerine getirmek için büyük bir gayret içine girmelidir.

Kendisine bir davetçi gözü ile bakan her kardeşimiz ciddi ciddi muhasebesini yapmalı, başkalarıyla ilgilenme konusunda zafiyet içine girmemelidir. Ulaşabileceği, kendisine yakın insanları belirlemeli ve onlarla yakın bir diyaloğa girip ilgilenmelidir. Her ferdimizin dost ve akrabaları üzerinde programı olmalıdır. Onları ziyaret etmeli, bir araya getirip buluşturma faaliyetleri yapmalıdır.

Allah Teâlâ bize hizmet alanları açmış, imkân ve ortam hazırlamıştır. Kendisini bir dava sahibi olarak gören bizlere düşen sorumluluklarımızı en güzel şekilde yerine getirmektir. Rehavet ve faydası olmayan meşgaleler olmazsa, iş yapabilecek, halka açılabilecek, ziyaret ve ilgilenmelerle yeni şahısları davaya kazandırabilecek yetenekte kardeşler az değildir. Rutin işlerimiz, meşgalelerimiz ve hizmetlerimize ek olarak zamanımızı ilgilenme ve ziyaretlere ayırmakla inşallah hayırlı hizmetlere ve neticelere vesile oluruz.

Davet, tebliğ, birebir ilgilenme ve ziyaretler konusunda kendimizle yetinmeyelim, erkek ve kız çocuklarımızı bilinçlendirelim. Boş zamanlarını ganimet bilip iyi değerlendirmelerini sağlayalım. Bu konuda onlara program yapıp yönlendirmeler yapalım ve hesap soralım.

Her bir kardeşimiz hangi alan ve kurumda çalışıyorsa çalışsın işinden arta kalan tüm zamanını akraba, komşu ve çevresiyle geçirmeyi, onlarla iç içe olmayı ve dertleriyle dertlenmeyi bir görev bilsin. Tebliğ görevimizi yerine getirmek için mutlaka çevremizle bütünleşmeliyiz. Bunun en önemli adımı, rehavetten ve faydası olmayan meşgalelerden sıyrılarak, herkesin akraba, tanıdık, komşu, arkadaş, hemşeri ve çevresine yönelmesidir.

Kardeşlerimizle bir araya geldiğimizde birbirimizden isteyeceğimiz, hatırlatacağımız, hesap soracağımız hususlardan biri, birebir ilgilenme ve ziyaretler konusu olsun.

Köydekiler; il ve ilçelerdeki akrabalarını, ilçedekiler il ve köylerdeki akrabalarını, ildekiler ise ilçe ve köylerdeki akrabalarını, programlı bir şekilde ziyaret etmelidirler. Akrabalarımız İslami hassasiyet göstermeseler bile bilerek İslam`a ve Müslümanlara düşmanlık yapmadıkları müddetçe onlarla ilişkiler kesilmemelidir. Arkadaşlarımız ziyaretlerinde muhataplarıyla beraber kaldıkları sürece haramı konuşmamalı ve harama girmekten de sakınmalıdırlar. Ziyaret edilenlerin kendileri veya en azından çocuklarının bir kısmının Müslümanlara dost olmalarını sağlamalı, onları haram ve günahtan uzaklaştırmak için büyük bir gayret içinde olmalıdırlar. İkamet ettiğimiz yerlere uzak olanlar da ihmal edilmemeli, en azından telefon ve mesajlarla sorulmalıdırlar.

Şehir merkezlerinde oturan kardeşlerimizin bir vesile ile köyleriyle irtibatları vardır. Kardeşlerimiz köyleri ile iletişimlerini sıklaştırmalıdırlar. Çeşitli vesilelerle ziyaretler yapmalıdırlar. Köylerinde İslam`a ve Müslümanlara hizmet yapılabilmesi için çalışan arkadaşlara zemin hazırlamalı ve çalışmalara katkı sağlamalıdırlar. Bunun için her kardeşimizin yapabileceklerinin belirlenip takibi yapılmalıdır. Bununla birlikte aynı şehirde oturan, köyleri aynı veya birbirine yakın olan arkadaşlar, köylerine yönelik düzenli bir çalışma yapmak için bir araya gelmeli, yapacakları faaliyetleri belirlemeli ve uygulamaya koymalıdırlar.

Düzenli ve programlı bir çalışmayla, davet ve ilgilenme yönünden çevremize ve bizden sonra geleceklere örnek olacak şekilde bir gayret içinde olmalıyız. Üstad`ın ifadesi ile “ateş her tarafı sarmış.” Çocuklarımız, kardeşlerimiz, yakın ve uzak akrabalarımız, halkımız İslam`dan uzaklaştırılıyor. Sadece birilerinin çalışması ve gayret etmesi ile etrafı saran haram, günah ve isyan ateşinden kimse kurtulamaz ve tehlikelerin önüne geçilemez. Hepimiz topluca silkinmeliyiz.

Halkımız yüz yıldan fazla İslam`dan uzaklaştırılmaya çalışıldı. Bunun neticesinde İslam`ın kendilerinden ne istediği, nasıl olmaları gerektiği, nelere dikkat etmeleri gerektiği konularında cahil bırakıldı, ilgisizliğe sürüklendi. Hal bu iken İslam`a ve Müslümanlara bilmeden düşmanlık yapanlar da dahil herkese ısrarla gitmeliyiz, onlarla oturmalıyız ve onlara anlatmalıyız. Herkes yakınlarına, dost ve akrabalarına, bütün olarak halka İslam`ı anlatmalı, pratiğiyle hem şahıslarında hem aile yaşantılarında hem de sosyal ilişkilerde bunu göstermelidir.

Rabbim bizi, tüm engellemelere rağmen İslam`a sımsıkı sarılan ve İslami hakikatleri çevresine anlatan kullarından eylesin.

Allah`a emanet olunuz.

Başyazı | İnzar Dergisi | Ekim 2017 | 157. Sayı