Aksayan Şeyler

10 Kasım 2014 Pazartesi, 04:02

Özünde sosyolojik siyasi olayları anlamak için olayların neşvünema bulduğu beşeri-sosyal zemine bakmak lazım.

 “Beşer” sözcüğünü “sosyal olan”ın önüne yerleştirmemin sebebi, Durkheim’ın “sosyolojizm” hatasına düşmekten sakınmaktır. Sosyal olayları “sosyal olan” belirlemez ancak ciddi manada etkiler. Ekonomiden idareye, siyasetten felsefeye hangi beşeri etkinliği anlamak istiyorsak mutlak olarak “belirleyici olan (muayyin)” ile “etkileyici olan (müessir)” arasında farka dikkat etmeliyiz. Aksi halde, insani davranışları hariçten esen kuvvetli rüzgârların önünde bir hazan yaprağı gibi düşünme hatasına düşeriz ki, bunun manası insanın iradesiz varlık farz edilmesidir. Mutlak belirleyici Allah’ın iradesidir, O’nun külli iradesi içinde beşer kendi etkinlik evreninde cüz’i iradesiyle belirler.

Modern Selefiliğin ortaya çıkışında İslam dünyasının askeri ve politik tahakküm altında olması; diktatörlüklerin, monarşik veya otokrat rejimlerin baskısı; İsrail’in hukuk tanımaz pervasızlığı ile toplumsal çözülme, yolsuzluklar ve ahlaki yozlaşma etkileyici rol oynar. Kürt sorununun akut hale gelmesinde 12 Eylül rejiminde işkencehane olarak işleyen Diyarbakır Cezaevi ne kadar rol oynadıysa, Amerikalı ve İngilizlerin işkence yaptıkları Ebu Gureyb Cezaevi ve Guantanamo esir kampı da IŞİD’in ortaya çıkmasında o kadar rol oynadı.

Bunların tümü etkileyici faktör olmakla beraber, zannımca asıl belirleyici olan kendilerini “Selefi” tanımlayan insanların dini referanslardan anladıkları ve bunları kullanma biçimleridir. Etkileyici faktör bugüne ait olsa da, kökleri geçmişe dayanır. Müslümanlar başka faktörlerin etkisinde tarihte benzer ciddi sorunlar yaşadılar, birbirlerinin kanına girdiler.

Maalesef Müslümanların zihin dünyasında kişiler, cemaat ve fırkalar izafi olan algı, anlayış ve yorumlarını “mutlak” olanın yerine kolayca ikame edebilmektedirler. “Benim görüşüm yanlış ihtimali olan bir doğrudur ve benim gibi düşünmeyenin görüşü doğru ihtimali olan bir yanlıştır” bakışı kültürde var ama bu meşru ve makbul usul takip edebilen “kitabi İslam” tarafında yer alanlarla sınırlıdır; meşru usulün etkisini kaybettiği “ümmi İslam”a; zihni derinlikten, İslami müktesebattan uzak siyasetçilere, yöneticilere ve onların arkasındaki halk tabakalarına inildiğinde bu bakış açısı tersine dönmeye başlar. Müslümanları tarihte olduğu gibi bugün de kahir ekseriyetiyle muhteris ve cahil yöneticiler yönetmiştir. Halka doğru mutlaklaştırmada siyasi, sosyal veya maddi çıkarlar önemli rol oynar,  konumlarını itikadi veya fıkhi zemine dayandıranlar görüşlerini mutlak doğru, rakiplerinin görüşlerini mutlak yanlış görür ve gösterirler.

Bir hüküm tabii ki kitaptaki gibi donuk cümle olarak durmaz, siyasi ve sosyal bedene girdiğinde rakip “kâfir” veya “münafık” sıfatını kazanarak hareketlenir. Kâfir ve münafık mutlak anlamda “haktan sapmış ve batıl üzere” olandır.

Kâfir ve münafığın davranışları ile günahkâr Müslüman’ın davranışları benzeşebilir. Ancak her günah işleyene “münafık” denmez, “zalim veya fasık” denir. Muhakkak ki inkârcılar ve münafıklar zulmeder ve yoldan çıkar ama her yalan söyleyen, baskı kuran, çalan kimseye kâfir veya zalim denmez. Dendiği anda Müslüman’ı ortadan kaldırmaya vicdanımızda cevaz bulmuş oluruz ki, bugün İslam dünyasında milyonlarca zalim ve fasık Müslüman, “inkârcı-kâfir, müşrik veya mürted” addedilip kolayca infaz edilebilmektedirler. Burada sorun dinin anahtar kavramlarının yerli yerinde kullanılmamasıdır, bu zihni hata bizatihi adaletsizlik yani zulümdür.

Müslümanların bugünün dünyasında Kur’an’ı lâfzî okumaları, hadislerin sıhhat derecelerinin tespiti ve kullanımı, tarihte çokça tartışılmış kelami konular (iman-amel ilişkisi, büyük günahlar, hüsn-kubh, insan iradesi ve fiilleri vs.) ile bugünün dünyasına yeniden izahı gerektiren fıkhi konular (savaş esirleri, köle ve cariyelik, recm, gayrimüslimlerle ilişkiler, ganimet, cihad, irtidat, bağiler vs.) birer sorun olarak önümüzde durmaktadırlar. Selefiler, hadis ve fıkıh kaynaklarından bu konularla ilgili hüküm cümlelerini alıp amel ettiklerinde, hayatını İslam davasına vakfetmiş insanlar dahi şaşırmakta, dehşete düşmektedirler. Belli ki bir şeyler aksıyor, yerli yerine oturmuyor. Bu nedir? (Zaman)