Absürtlükler Dönemi

12 Kasım 2018 Pazartesi, 14:12

Mantığın mantığa uymadığı bir dönem desek yeridir. Saçmalıklar süreci de diyebiliriz. Zihin dünyaları karmakarışık. İnsanların belli bir doğrultu ve dengesi yok gibi. Sürekli bir değişkenlik içinde yaşanıyor. Sürüklenilen duygular kişileri alıp götürüyor.

Müslümanların yaşadığı hayat kendilerine ait değil. Yabancılık içinde dönenip duruyorlar.

Müslümanların hayata ilişkin temel ilke ve kuralları bulunuyor. Bunlara uyma ve yaşama bilinci içinde olurlar genelde. Bunun bir disiplini yok kendiliğinden yaşanan doğal bir hayat anlayışı. Buna bağlı kalınırsa bir anlamı olur. Müslüman olup olmamanın bir önemi kalmıyor.

İnsanlar yaşadıkça olumluluk veya olumsuzlukların biriktirirler. Olumsuzlukların ağır bastığını söylersek yadırganmamalı. İnsanı sürükleyen bir sürü neden ve dalga bulunuyor. Kimi zaman sanki bilinçsiz bir savruluş yaşanıyor.

Adil olma düşüncesi kendini bilen bir insanda kendiliğinden beliriyor. Müslümanların temel bakışlarından haramlar ve yasaklar bir disiplin oluşturur. Bunlar kimi zaman haramı aşan ilkelerdir. İnsana değer vermek gibi. Çocukluktan itibaren büyüklere, özellikle de ilim sahibi insanlara, toplum içinde kendiliğinden yer edinmiş bilgelere sevgiye dayalı bir saygı oluşur.

İnsan bir başına birey olarak güçlü olduğunda bir anlamı olabilir. Ne ki insan sürekli aynı durum üzere yaşamıyor. Anlık bir durum insanı kötürüm ya da özürlü kılabilir. Kazalar, hastalıklar, olağanüstü, beklenmedik kimi durumlar olabilir. Bireysel yaşamanın sınırları da bir yere kadardır.

Müslümanları yabancılıklar ve bunların yaşama biçimi dengesiz kılıyor. Bu bütüne yayılınca kaos ve karmaşa başlıyor. İnsanın doğal dengesi kalmıyor.

Aşırılıklar bu yaşama biçiminin bir tarzı. İlkelerini terk etme ve bu yabancılıklara ayak uydurma çabası büsbütün insanı sarsıyor. Müslüman’ın hayatını dengeleyen temel ilkeler bulunuyor. Aşırılıkların başında günümüzün bir vebası olan tüketim. Buna bağlı olan nesnelerin denetimsizliği ölçüsüzlük getiriyor. İpin ucu kaçınca farkında olunmadan bir uçuruma ya da bir bataklığa sürükleniyor. Toparlanayım derken büsbütün batıyor.

İnsanın insana olan güveni tamamen yok gibi.

Değişen zaman değil. Zamanda var olan insanın değişimleridir söz konusu olan. Mekânı değiştiren ve bozan insan. Demek ki kimi durumları yerli yerinde değerlendirmek gerekiyor. Zaman ve dönemleri tanımlayan sınırlar koyan da insan. İnsanların olağanüstülükleri olabileceği gibi bireysel kimi çıkışlar da dönemi belirleyebilir. Bunlar ister kahramanlar olsun isterse bilgeler, sonuçta eylemde bulunan insan.

Dünyanın en modern ülkelerinde veya kentlerinde çılgın yaşayışlar giderek artıyor. İnsanların bunalım ve çılgınlıkları insanın kanını dondurur gibi. Özenilen toplumların bunalımı çok daha üst düzey. Çünkü insanlar arasında uçurumlar ve dengesizlikler ve aşırılıklarda sınır yok. Zenginliğin sınırı olmadığı fakirlik ve sefalet ise en dipte dense yeridir. İnsanlığın kendinden utanması gereken görünümleri fazlasıyla var.

Çünkü dünyayı yönetenlerin uçsuz bucaksız doyumsuzlukları sınır tanımıyor. Bu, insanlığın ilk gününden beri var olan bir durum. İnsan şeytan ile nefsi arasındaki uçuruma doğru yöneliyor. Peygamberlerin, velilerin ve bilgelerin varlığı bunun için önem kazanıyor.

Emperyalizm veya doymak bilmeyenler insanlığın bir bütün olarak gelecekleriyle birlikte ipotek altına alıyorlar. İnsanlık büyülü bir dünyanın karmaşasına kendini kaptırıyor. Kendi sınırlarını ve gücünü bilmeden ve düşünmeden kapılıyor. Bu, insanın dengesini bozuyor. Bundan sonra da her tür saçmalıkları yapabiliyor.

Hırsızlık ve dolandırıcılık. İnsanların haklarını gasp etme bir alışkanlığa dönüştü. Hatta bir yaşama biçimine. Modern eğitimin ya da anlayışın ve hatta kimi dindar çevrelerin de çok rahatlıkla kapıldıkları bir savruluş oluyor. Burada hiçbir olumsuzluk sınır tanımıyor. Olumsuzluk bir ahlak anlayışı oluşuyor. (Milli Gazete)