İnsanı vampire çeviren tamahkarlık

16 Temmuz 2019 Salı, 11:54

“Örnek bir yurttaş olabilirsin, belki de Hayvanları Koruma Derneği üyesisindir ve hatta dindarlığınla da tanınıyorsundur, fakat senin bana karşı temsil ettiğin şeyin göğsünde kalp yoktur. Onda atar gibi görünen şey, benim kendi kalbimin atışıdır. Diğer her satıcı gibi metamın değerini istediğim için, normal bir iş günü talep ediyorum.” (s.231) Bu sözler Karl Marx’ın ünlü Kapital’inden alınmıştır.

Doğrudur; ilk gençlik yıllarımdaki düşüncelerimde Marx’ın belirleyici bir etkisi vardır ama daha 23 yaşımı doldurmadan onunla işimi bitirdiğim daha doğrudur. Doğrudur; Marx, insanın zihninden bir anda koparılıp atılacak kadar basit bir düşünür değildir ama hayatımın her döneminde, gerektiği her zaman onunla hesaplaştığım daha doğrudur. “Marx ile yolculuğum” boyunca yaptığım bu hesaplaşmaları Hece Dergisi’nin Karl Marx Özel Sayısı’nda yazmaya çalıştım.

Kanaatimce, Marx’ın insan ve toplum ile ilgili birçok eksik ve hatalı kavrayışına rağmen en çok haklı olduğu yan, insanın zihnine ve bilincine maddi yaşam pratiklerinin mutlaka etkide bulunacağı idi. Yazının başındaki alıntı da bu haklı ifadelerinden birisi. Kapitalizm, insanlık tarihinde üretim ilişkilerinin yepyeni bir hali, öncekilerle kıyaslayarak onu anlamamız, mesela efendi-köle diyalektiğinden giderek kapitalist-işçi ilişkisini çözümlememiz mümkün değil. İster işçi ister patron ister ikisi birden dindar olsun, üretim sürecinin kendine has işleyen bir kuralı var. Ancak “doymak bilmez tamahkarlık ve büyüme isteği”yle açıklayabileceğimiz bu kuralı anlamadan sürece müdahil olmak, dönüştürebilmek imkansız.

Marx, kapitalistin doymak bilmez tamahkarlığını “vampir metaforu” ile açıklamaya çalışır ve bu metafor başta “Kapital” olmak üzere onun tüm eseri için temeldir. Hece Dergisi’nin Karl Marx Özel Sayısı’nda Mustafa Ertürk, vampir metaforunun Marx’taki anlam katmanlarıyla ilgili şunları söylüyor: “Birinci düzlemde kapitalist ve burjuvaziyi temsil eder; ikinci düzlemde sermayenin bizatihi kendisini temsil eder; kapitalist ve sermayenin yaşayan-ölü veya “emekle yaşayan-ölü” olma halini temsil eder ve son olarak kapitalist ve sermayenin genişleme nosyonunu temsil eder. Toplumsal gerçekliği ekonomik gerçeklik dolayımıyla aslında metaforlaştıran Marx, döngüsel ve görünmez olan ekonomik gerçekliğin sermaye, emek ve sömürü ilişkisini görünür kılmaktadır.”

Gerçekten de vampir metaforu, kapitalist sermayenin ancak düzenli biçimde artarak yaşamını sürdürebileceği gerçeğine tıpatıp uygun. Ama tam da burada durmak ve şu soruyu sormak gerekir. Peki, bu üretim ilişkilerinin içinde bu süreci tersine çevirmenin yegâne yolu, işçilerinin üretim araçlarına el koyarak onları kamulaştırması mıdır, yok mudur bu işin başka çaresi? Marksistlere göre yoktur. “Portföy Toplumu” (Açılım Kitap) yazarı Ivan Ascher çok daha umutsuzdur. Ascher, Marx’ın Kapital’de yaptığı meta fetişizmine dair analizleri bugünün finans dünyasına uygulamanın sonucunda vampir metaforunun bile yetersiz kaldığı, “vampir”in artık “zombi”ye dönüştüğü sonucuna ulaşır. Zombilerden kaçıp kurtulmaktan başka kimsenin çaresi kalmamıştır.

Günümüzde finans piyasaları, toplumları allak bullak etmektedir, zira kapitalist üretim tarzı, kapitalist öngörü tarzına dönüşmüş, ekonomiye hükmedenler, üretimden öngörüye kaymışlar, ekonomiyi ve toplumsal alanı bir kumar salonuna çevirmişlerdir. Artık bir şeyler üretmenin veya doğrudan hizmet sağlamanın zorluklarıyla kimse uğraşmamaktadır. İnsanlar günümüzde risk toplumunun alt katmanlarına iştirak etmek, riski ve disiplini aşağı doğru dağıtırken işleyişini gizleyen bir sistemi desteklemek zorunda bırakılıyorlar. Günümüzün finans kapitalizmi, Marx’ın çözümlemeye çalıştığı zamanlardan çok daha hızlı ve derin karmaşıklık içermekte, kendi çelişkilerini toplumu büyüleyerek örtmektedir.

Marksistlerin ve umutsuzların görüşleri bunlar. Bizse insandan ve umuttan yana olanlardan, umutsuzluğu büyük günah olarak görenlerdeniz. Umut, doğrudan doğruya kapitalizme savaş açmak, üretim araçlarına el koymakta değil, insanın maneviyatındadır. Bu anlamda geçen yazımızda ele aldığımız Adam Smith, hakikate Marx’tan daha yakındır.

Doğrudur; Marx, her yıl yeni baştan Shakespeare okuyacağına, keşke daha çok insan varoluşu ve psikolojisi üzerine kafa yorsaydı, kapitalizm altında dünyanın neden kalpsizleştiğini düşünseydi diye hayıflanmak boşuna ve saçmadır. Ama “maddi yaşam pratiklerinin müthiş gücü, insan tamahkarlığının en yalın biçimde gözüktüğü ekonomik işleyişteki adaletsizlikler ancak insanın derununda sakladığı maneviyatla ve onun yol gösterdiği akılla aşılabilir” tezi daha doğrudur. (Yenişafak)