40. Yılında İslam İnkılabı Öncesi Halimiz

22 Şubat 2019 Cuma, 00:04

İslam inkılabı öncesi özellikle zihinlerimiz işgal altında idi. Bu öylesine korkunç bir şey ki yer üstü ve yer altı kaynaklarımızın istismarının sömürülmesinin farkında bile değildik. Maalesef celladına âşık bir zillet içerisinde idik.

İki kutuplu bir dünya coğrafyamızı zihnen de parçalamış bir kısım insanımız solculuk adı altında Rus emperyalizminin, bir kısmı da (içinde bizlerin bulunduğu) sağcılık adı altında başını ABD’nin çektiği batı emperyalizminin gönüllü Müdafii olmuştuk. 

Namaz kılanlara “hoca” diye birazda alaylı bir üslupla hitap edildiği toplumda ibadetin hocalara özgü olduğu biraz da irticai bir faaliyet sayılacağı düşüncesi ile her yerde açıktan namaz kılınmadığı bir zamanda yaşıyorduk.

Bizim mahallenin gazetesi ılıcakların tercümanında zaman zaman ABD RUS askeri gücü kıyaslanır ABD’ savaş gücü fazla olduğunda kendimizi daha güvende ve mutlu hisseder ancak Rusların gücü fazla olduğunda adeta uykularımız kaçardı.

Uzatmayayım işte böyle bir dünyada İslam düşüncesinin siyasi bir boyutunun olduğu Müslümanların siyaset yoluyla yönetime talip ve müdahil olması gerektiği fikri filizlenmeye başladı. Bu işin öncülüğünü İhvanın Şehit lider kadrosu Merhum Mevdudi ve Ülkemizde Merhum Erbakan yürütüyordu.

Evet, bunlar bize siyasal bilinç veriyor, İslami bir devletin Müslümanlar için olmazsa olmaz derecede gerekli olduğunu söylüyorlardı. Merhum Erbakan hoca bu amaçla Milli Nizam ve Milli Selamet partilerini kurmuştu.

Biz bu hareketleri izliyor kitap ve yayınlarını takip ediyor öncelikle zihnimizi küresel Siyonizm’in esaretinden kurtarmaya çalışıyorduk. Bir yandan da bu devirde İslam devleti olamaz, Uluslararası kurallar böyle bir devleti kabul etmez. Faizsiz ekonomi asla hayata geçirilemez. “İslam’ın çağı kapandı bir daha diriltilemez” iddialarına karşı fikren kavlen direniyoruz ama kendi savunmalarımız hakkında akımıza gelen şüphelere de mani olamıyoruz. İçimizde “bu adamlar haklı olamaz mı? Haklı değillerse neden 1.5 milyarlık bir nüfusa rağmen küçücük de olsa bir İslam devletimiz yok” diyoruz.

İşte tam da böyle bir zamanda Rabbimizin Lütuf ve İnayeti ile İslam inkılabı oldu. Nur topu gibi bir İslam devletimiz oldu. Mazlum dünya Müslümanları müthiş bir sevinç ve heyecana adeta gark oldular.

Öyle bir coğrafya ki şartlarının en zor olduğu bölgenin en güçlü acımasız ordusunun olduğu despotizmin zirve yaptığı muhaliflerin elektrikli tabutlarda yakılarak eritildiği ağır şartlardan bu inkılap doğdu.

Dahası böyle bir inkılabı olsa olsa siyasetçiler hukukçular mühendisler kısaca modern eğitim almış “aydınlarımızdan” beklerken öncülüğünü ulema yapmıştı. Oysa Küresel emperyalizm ulemanın ağzıyla bize dindarlığın siyasetle bağdaşmayacağını dinin temiz, siyasetin kirli olduğunu öğretmişti. Biz böyle bir inkılaba kalkıştığımızda ilk önce ulemayı karşımızda göreceğimizi zannederken tam aksine ulema bu inkılaba öncü olmuştu.

Mesela İslam inkılabına ülkemizde ilk karşı çıkan ve sonuna kadar acımazsızca saldıran Küresel Siyonizm’in uşaklığını yapan F.Gülen âlim ve vaiz kılıklı idi. Rabbim Onu inkılabın 38. Yılında rezil etti zelil etti. Tıpkı Küresel Siyonizm’e köpeklik yapıp yeni doğan İnkılabı büyümeden boğmaya kalkışan Saddam’ı rezil ettiği gibi.

Küresel Siyonizm inkılaptan sonra da boş durmadı kafaları karıştırmak için İnkılabın arkasında Rusya’nın olduğundan, Şiiliğin beşinci mezhep olduğundan, İslam’da dört mezhepten başka hak mezhep olmadığından dem vurup mezhep üzerinden Şiiliğe saldırıya geçtiler.

İster istemez bu mezhebi araştırmak zorunda kaldık. Şiiliğin Sünnilikle gerek itikadi gerekse ameli bakımdan ortak ve farklı yönlerini araştırdık. Müracaat ettiğimiz âlimler rabbim ruhlarını şad etsin özetle Şiilerle farklarımızın kendi aramızdakilerden çok fazla olmadığını söylüyor ve özellikle şu hadise dikkat çekiyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.) elini, Selman’ın üzerine koydu ve şöyle buyurdu: “Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, İman, Surayya yıldızında olsaydı; bunlardan bir kısım insanlar onu elde ederlerdi.” (Buhârî, Tefsir-ul Kur’ân: 27; Muslim, Fedail: 17)

Bu hadis şerifi aktardıktan sonra Allah’a yemin ederek işte bu inkılap bu hadisin zuhurudur, İmam Humeyni rahmetullahi aleyh işaret buyurulan Selman-ı Farisi r.a’ın evladıdır diyorlardı. (Devam edeceğiz inşallah) (Hacı Hisarlı - HÜRSEDA)