Büyük Bayrama Doğru!

31 Mayıs 2019 Cuma, 02:12

Suudi Amerika’nın hamisi İsrail’in yıkıldığı ve akabinde Körfez’e İslam’ın izzetli evladı İran İslam Cumhuriyetinin hâkim olacağı günler bayramımız olacaktır. Mescid-i  Aksa’da bir Dünya Kudüs Günü kılınacak Cuma ve sonrası bayramlarımız aralıksız birbirini takip edecek inşaAllah.

Mescid-i Aksa “heyhat minezzille” diyenler eliyle özgürleştiğinde Tebük’e giderken yalan söyleyerek izin isteyenler, Hudeybiye öncesi Mekke’ye doğru yola çıkan Efendimizin arkasından geride kalıp “Bunlardan hiç biri çoluk çocuğuna dönemeyecek, müşrikler hepsini kılıçtan geçirecek” diyenler çok hayıflanacaklar, derin pişmanlıklar duyacaklar inşaAllah.

Bu günler hendeğin önüne gelen müşrik münafık kâfir koalisyon güçleri toplantı üzerine toplantılar düzenliyorlar. Ümmetin izzeti için en azizlerini feda edenlere tuzak üzerine tuzaklar kuruyorlar. Ama Allah’ın (cc) tuzak kuranların en hayırlısı olduğunu nereden bilecekler!

Böyle bir zamanda dik durmak, istikametini bozmamak herkese nasip olmuyor. O gün Resulüzişan’ı düşmanı ile baş başa bırakanlar bilahare evladını Yezit karşısında yalnız bırakanlar bu gün de maalesef çeşitli mazeretlerin arkasına sığınarak o izzetli yolun yolcularını yalnız bırakıyorlar.

İslami kimliğin en yalın kavramları olan “Vahdet, Mustaz’af, Hizbullah, Direniş” gibi kelimeleri kullanmaktan çekinenler içine düştükleri zilleti konjonktürle açıklayamazlar!.

Şecerei meluneyi habise olan Suud aleyhine bir cümle kullanmak zorunda kaldıklarında İran yanlısı olma ithamı endişesiyle “ama biz İran rejimine de karşıyız” demek zorunda kalanlar utanmıyorlar mı? “Biz Suudi Şeriatına da İran Şeriatına da karşıyız” diyerek absürt bir ifade kullanıp ümmetin en alçakları ile en azizlerini aynı kefeye koyarak ancak zavallılıklarını izhar etmiş olanlar hiç mi utanmazlar?!

İsrail’in vahşetlerini yarım ağız dile getirmek zorunda kaldıklarında arkasından hemen “ama yanlış anlamayın biz antisemitist değiliz” dedikleri gibi şimdilerde küresel Siyonizm aleyhine birkaç cümle kullanmak zorunda kalanlar da “yanlış anlamayın biz İran yanlısı değiliz!” cümlesini ilave ediyorlar.

Bunlara “neden bu ayıbı bu günahı işliyorsunuz, konjonktür uğruna bu kadar tavize değer mi?” dediğimizde “ama İran’ın da günahları var! Ama İran da masum değil!” Diyorlar. Peki, ne zamandan beri destek vereceğimiz kardeşlerimizde peygamberlere mahsus olan “ismet” sıfatını aramak zorunda kaldık! Peki, bizler masum muyuz? Bizim hiç günahımız yok mu? Üstelik “haydi buyurun İran’ın eksiğini, günahını, yanlışını söyleyin de öğrenelim” dediğimiz de “ne yani siz İran günah işlemez mi demek istiyorsunuz” gibi mugalataya kaçıyorlar. Yazık, hem çok yazık ediyorlar kendilerine!

Adeta bir sefine-i necat hükmünde olan Direniş Gemisini terk edenler Hz. Nuh as’ın oğlunun dağa güvenmesi gibi bir yanılgı içerisindedirler. Ülkesinde bir avukatın kendi kıyafet yönetmeliğine uymasını hatırlatan hâkimini koruyamayanlar sizi mi koruyacak! Bir NATO ülkesini “son kale, okçular tepesi” görmek ne büyük gaflet ya Rabbi!

Ya Rab! Bizi o gafillerden eyleme, onları da bu derin gafletten uyandır. Amin! (Hacı Hisarlı - HÜRSEDA)