Hasbihal

27 Temmuz 2019 Cumartesi, 12:10

Örgütlerine dokunulmadığı sürece Gülenciler, AK Parti iktidarında yolsuzluk, rüşvet, adaletsizlik, kibir var, bunların önüne geçilmeli filan demiyorlardı.

Bizdeki muhalefet malum, o iyiye iyi, kötüye kötü demez, hep kötüyü arar, bulamazsa uydurur ve yaygarayı basar.

Erdoğan ülkemizin bölünmesi için kurulan tuzaklara ve yapılan mücadeleye karşı çıkıp tedbir almasa, Suriye’den, Irak’tan, Libya’dan, Yemen’den, Bosna’dan, Afrika’dan, Sudan’dan, Katar’dan, Myanmar’dan İhvan’dan, bilcümle mazlumlardan bana ne dese, modern sömürgecilerin tekerine taş koymasa, dünya beşten büyük demese, Kıbrıs halkının haklarını aramasa, Akdeniz’de mevcut zenginlikten haklarının ve hakkımızın peşine düşmese, köprüleri, hava meydanlarını, İkinci Boğaz’ı… yapmaya kalkışmasa, düşmanlar silahları bize doğrultmuş iken milli savunma araçlarına ve yetmediği yerde hariçten hava ve kara savunma silahlarına sahip olmak istemese, Erdoğan namaz kılmasa, Kur’an okumasa, İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakülteleri’ni himaye etmese (diğerlerinin zaten himayeye ihtiyacı yok ve hakları veriliyor), eşi, çocukları ve ülkenin çocukları başlarını örtüyorlar diye bazı haklardan mahrum olsalar… dışardan mevcut baskı ve örtülü savaş, içeriden de yolsuzluk, rüşvet, kibir… ithamlarıyla yıpratma olur muydu?

Olurdu diyorsanız, yazının başında zikrettim, istihbarat başta olmak üzere devlet dairelerindeki yuvalanmalara ve dershaneler yoluyla gençleri avlamaya mani oluncaya kadar bu ithamlar niçin yoktu?

Malum çevreler ve kalemler sözümü sağa sola çekmesinler, “bu kötülükler yoktu” demiyorum, her zaman olduğu ve maalesef olacağı gibi bu iktidarda da çürük elmalar vardı, ancak “dosyalar tutulduğu ve bazıları sahte kayıtlar yapıldığı halde neden vatandaşlarla paylaşılmıyor, şantaj aracı olarak elde tutuluyordu!” diyorum.

Kötülük, ahlaksızlık, zulüm, kibir kimde ve nerede olursa olsun usulü dairesinde onunla mücadele etmek erdemlilerin birinci vazifesidir; benim karşı çıktığım ise samimiyetsizliktir, kötülüklerin ıslahı yerine onları istismar etmektir, zamanı geldiğinde şantaj, yıpratma, aleyhte propaganda aracı olarak kullanmaktır.

İlahiyat Fakülteleri’nde binlerce öğretim üyesi var, bunların onda biri bile sahih İslam’dan sapmış değildir, ilmî durum ve dereceleri de oldukça iyidir; bir kısmı dünyadaki emsali ile boy ölçüşecek derecededir. Bunların içinden bazı çürük elmaları seçip İlahiyatlar’ı itibardan düşürmeye yeltenmenin iyi niyetle alakası olamaz.

İmam Hatip Okulları’na devam eden ve oradan mezun olmuş milyonlarca insanımız var, bunların da kahir çoğunluğu mevcut dini ve ahlaki ortamda oldukça iyi durumdadırlar. Öğrencilerin başarı durumları da iyiye doğru seyrediyor şimdi bunlardan da bazı kötü örnekleri alıp genelleyerek sözde ahlakçılık, dincilik, ıslahçılık yapmak (rolüne soyunmak) iğrençtir ve maksat başkadır.

Üstü açık veya kapalı olarak benim, yolsuzluğa, rüşvete, faize, adaletsizliğe göz yumduğum, fetva verdiği iftirasını yayanlara hakkımı helal etmiyorum. Eğer ahirete gerçekten iman ediyorlarsa bir daha düşünmelerini tavsiye ediyorum.

İyi niyetli ve erdemli insanlarımızı da uyarıyorum; ahlak ve adalet istismarcılarının oyununa gelmeyelim, Erdoğan’a karşı içeride ve dışarıda kampanya yürütenlerin maksadı ahlak ve adalet filan değil, yukarıda sıraladığım icraatı olmasa onu gözleri gibi korurlar.

Adaletten bahseden bazı yazarların bunu eşitlikle karıştırdıklarına da şahid oluyorum.

Eşit karşılığı hak etmeyenlere eşit vermek zulümdür, haksızlıktır. Adaletin gerçekleşebilmesi için kime neyin ne zaman nasıl verileceğinin din, hukuk, ahlak ve siyasette kuralları vardır. Bu kurallara riayet edildiği sürece eşitlik yok diye adaletsizlikten söz edilemez.

Bu cümlede geçen “siyaset kurallarından” maksadım, yüce bir davanın siyasetidir, iktidar için her vasıtayı mubah gören siyasetten söz etmiyorum. (Yeni Şafak)