İslami Uyanıştan İslam Birliğine

05 Kasım 2012 Pazartesi, 15:40

Bunca değişimin yaşandığı dünyada Müslümanların en temel görevlerinden biri, Batı dünyasının özellikle de Amerika istikbarının oyun ve desiselerine karşı kararlı bir duruş sergilemektir. Batının oyun ve entrikalarına karşı durmak, dünya Müslümanlarının güç ve iktidar göstergesidir. Böylece İslami öğreti ve iman çerçevesinde büyük güçlere karşı nasıl durulabileceği ortaya konulur. Nihayetinde bu iş İslami kimliğin gelişmesine ve İslami doktrine doğru harekete sebep olur.

Son birkaç asrı, milletlerin uyanış asırları olarak adlandırmak mümkündür. Zira geçen asırlarda Hindistan ve Mısır’daki Müslüman toplumlar ve Afrika’da yaşayan bazı toplumlar, dünyadaki siyasi ve toplumsal gelişmeler paralelinde Batının sömürgeci güçlerine karşı savaşıp sömürgecileri ülkelerinden kovdular. Avrupa’nın sömürge ülkelerinden İngiltere, Fransa, İspanya ve Portekiz; Asya ve Afrika kıtalarında bulunan birçok ülkeyi işgal ettiler. Buralardaki serveti yağmalayıp yöre halklarına büyük acılar çektirdiler. Halkların zamanla direnişe başlaması karşısında gelişmiş silahlarına rağmen tutunamayıp geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu direniş hareketleri, milletlerin uyanışının göstergesi olup; dünya istikbar güçlerinin hegemonyasından ve işgalinden kurtuluşu ortaya koyuyordu.

Batı hiçbir zaman sömürgeci zihniyetinden vazgeçmedi. Özellikle de Müslümanları her zaman öteki ve düşman gördü. Hiçbir zaman Müslümanlara dost ya da komşu gözüyle bakmadı. Hiçbir zaman Müslümanlara saygı göstermedi. Duruş, hiçbir zaman bu çerçeveyi aşmazken; Müslüman milletlerin ve değişik İslami akım ve toplulukların Batıya olan bağımlılıklarına son vermeleri, kendi güç ve imkânlarına dayanıp ayakta durmaları gerekir. İman ve ihlâsla çabalamaları durumunda bunu rahatlıkla başaracaklar. Zaten son yıllarda Arap dünyasında başlayan İslami uyanış hareketiyle, dünyadaki birçok ülkenin siyasi, ekonomik ve düşünsel alanda bağımsızlık peşinde olduklarının ortaya çıkması; bu alandaki ümitleri güçlendirmektedir.

Ancak, İslam dünyasında uyanış ve bilincin, yükselme tirendinde olduğu yerlerde bu uyanışın Müslümanların hedefinin gerçekleşmesi yoluna kanalize edilmesi gerekir. Müslüman fert ve toplulukların bu alanda vazife ve sorumlulukları bulunmakla birlikte İslam dünyasındaki âlimlerin, düşünürlerin ve mütefekkirlerin sorumlulukları hepsinden fazladır. İslami öğreti hakkında yeterli bilgiye sahip olan İslam âlimleri dünyanın siyasi ve toplumsal şartlarını derk ederek insanlığın uyanışı ve İslam’a yönelişinde büyük katkı sağlayabilirler.

İslami uyanışın en önemli yönü ve ana hedefi, yeryüzü Müslümanlarının bayrağı altında toplandığı, Müslüman rehberler tarafından idare edilen ve kâmil bir vahdetin gerçekleştiği dünya İslam hükümetinin kurulmasıdır. Allah’ın ipine sıkıca sarılmakla düşmanın oyun ve desiseleri boşa çıkarılacaktır. İslami vahdetin gerçekleşmesi İslam düşmanlarının plan ve desiselerinin etkisiz kılınmasına büyük imkân sağlayacaktır. Ancak söz konusu uyanışın İslam’ın hâkimiyetiyle neticelenmesi için Müslümanlar her alanda çaba sarf etmelidirler. Zaten böyle bir yaklaşım İslami öğretiye sıkıca sarılmayı gerektirir. “Basiret ve uyanış”, “Sabır ve sabitkadem olma” İslami uyanışta dikkate alınması gereken iki temel konudur. Basirete sahip olma, zahir yerine olayların batın ve muhtevasına dikkat etme, olay ve gelişmeleri bütün yönleriyle ele alıp bunları İslami hedefler ve maslahatlarla ölçme, makul bir neticeye ulaştıracaktır. Bununla birlikte düşmanın gizli plan ve programlarını tanıma imkânını da elde edilecektir.

Sabır ve sabitkadem olma, İslami uyanış hareketinde sürekliliği sağlar. Bu durumda öne çıkan bela ve musibetlere rağmen uzun müddet boyunca istikamet üzere mücadeleye devam etme imkânı elde edilir. Büyük sorunlar ve devasa sıkıntılar karşısında sabır ve tevekküle dayanarak karşılaşılan sorunlara karşı direniş sergilenebilir ve mücadele sabitkadem olarak yürütülebilir.

İslami öğreti, Müslümanları istikamet sahibi olmaya ve sabra davet eder. İslami öğretiye bağlı kalarak dünyadaki gelişmeleri izleme ve bunlara karşı bilinçli tavır geliştirme, dünya istikbarının Müslümanlara yönelik plan ve desiselerini mercek altında tutma ve tehlikelerine karşı önlem alma imkânı doğurur. Böylece düşman tehlikesine karşı tedbir alma fırsatı doğarken, İslami hedef ve ideallerin gerçekleşmesi aşamasında öne çıkan fırsatlardan da istifade etme imkânı elde edilir.

Kaynak: Risalet Gazetesi

Yazan: Yakup Nimeti Veruceni

Çeviren: Ahmet Dağcı