Rasmussen Belası

14 Şubat 2012 Salı, 17:55

Rasmussen, Danimarka'nın eski başbakanıdır. Bu ülkede Sevgili Peygamberimize yönelik o bildik çizimler yayınlandığında Rasmussen dolaylı destek verdi. Daha sonra Alman Başbakan Merkel çizimleri yapan ve yayınlayanlara 'Cesaret Nişanı' taktı. ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler, Rasmussen'in bu tavrını takdir etmek amacıyla onu NATO Genel Sekreteri seçtiler. Başlangıçta Türkiye itiraz etti ama sonunda ikna edildi. Başkan Obama ''Rasmussen özür diler iş biter'' dedi ama 7 Nisan 2009'da İstanbul'daki Medeniyetler İttifakı Formu'na katılan Rasmussen tüm taleplere rağmen 'Ben özür dilemem''  dedi ve iş kapandı.

Peşinden NATO'nun füze kalkanı meselsi geldi.19 Kasım 2010'da Lizbon'da toplanan NATO liderleri benzer bir oyunla Türkiye'yi ikna etti. Başlangıçta Füze Kalkanı Projesi'ne karşı gelen Türkiye sonunda bu proje kapsamı içinde radarların Malatya'da yerleştirilmesine izin verdi. Bu radarlar ise Türkiye'nin hem İran hem de Rusya ile ilişkilerini gerginleştirdi. Zamanı gelince bu gerginliğin sonuçlarını daha sonra mutlaka göreceğiz. Çünkü Ankara'nın başından beri 'Bu radarlar İran'a karşı değil ve İsrail ile hiç bir ilgisi yok''  demesine rağmen başta Dışişleri Bakanı Clinton olmak üzere tüm Amerikalı yetkililer 'Vallahi billahi bu radarlar İsrail'i de koruyacak' diyor. Ama en ilginç olanı NATO Genel Sekreteri Rasmussen'in üç gün önce NTV'ye verdiği demeçti. Çünkü Rasmussen, 'Malatya'daki radarları biz önermedik Türkiye kendisi istedi'' dedi. Bir gün sonra da NATO Sözcüsü Carman Romero ise NATO'nun İsrail'in 'Akdeniz'de birlikte askeri işbirliği yapalım'' önerisini kabul ettiğini açıkladı. Yani bu doğru ise bundan böyle bırakın Malatya'daki NATO radarlarını NATO Türkiye'deki tüm askersel varlığıyla İsrail ile işbirliği yapacak demektir. Varın siz düşünün bu işbirliğinin hedeflerini. Çünkü NATO ve İsrail eğer birlikte bir iş yapacaksa bu yalnız ve yalnız İran'ın füzeleri ve nükleer tesisleri için olabilir. Çünkü bu kadar güç ancak İran için kullanılabilir. Yoksa Lübnan ya da Suriye'nin işgali için bu kadar güce ihtiyaç yok. Çünkü NATO yöneticileri ve onların Washington, Paris, Londra, Berlin ve diğer başkentlerdeki patronları  'Suriye'yi Türkler işgal edebilir, etmelidir'' türünden provokasyon ve gazlamayı uzun süredir yapıyorlar. Yani bir 'Hıristiyan' Kulüp olarak NATO böyle bir kimlikten Müslüman Türkiye ile kurtuluyor ama aynı zamanda Türkiye'ye oyun oynamaktan da haz alıyor. Aynı şey Libya'da da olmuştu. 'Hıristiyan' Kulüp olarak NATO Libya saldırısında Türkiye'nin onayını bile beklememiş ve giderken yanında bu kez 'Müslüman' Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün'den ajanları almıştı. Böylece Müslümanlar, Müslümanlara karşı savaşmış oldu. Bu arada Müslüman Libyalıların birbirini boğazlamasını unutmayalım.

NATO bu işi de çok iyi beceriyor. Yani Müslümanları birbirine kırdırmayı. Şii ya da Sünni olmaları da çok önemli değil. Örneğin Afganistan'da birbirine karşı savaşanlar hep Sünni'dir. Hatta Afgan'dır ve Paştun'dur. Irak'ta ise Şiilerle Sünniler karşı karşıya. Ama Bosna'da bağnaz Hıristiyan Sırplar NATO'nun dolaylı desteği ile Müslüman Bosnalılara karşı katliam yapıyordu... NATO bunun için kurulmuştur. NATO kandan hoşlanır. Varşova Paktı dağılmasına rağmen NATO hala devam ediyor. NATO'nun düşman bulması zor değil. Bizim coğrafyada bundan böyle NATO'ya çok malzeme var. NATO siftahını Libya'da yaptı. Bakalım sıra kimde... Yoksa İsraillilere mi sormalı! (Akşam)