Merkezden yerele güç kayması

29 Kasım 2018 Perşembe, 13:04

Yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminde en çok tartışılan konu, gücün merkeze toplanmasıydı hatırlayın. Özellikle parlamentonun işlevsiz kalarak, demokrasinin temsil makamının boşa düşmesinden endişe ediliyordu.

Milletvekillerinden bakan yapılmayacağı ve dışarıdan atanacağı söylentileri, birçok konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle hayata geçirilecek olması, parlamentonun fonksiyonunu zayıflattığı algısını oluşturdu.

PARLAMENTOYA İLGİ AZALDI

Nitekim bu algı karşılık bulmuş olmalı ki, vekillik için yapılan başvurularda bir nitelik düşmesi görüldü.

Kalifikasyonu yüksek kişilerin, ‘artık gücü yok’ diye düşündüğü milletvekilliğini tercih etmediği, bunun yerine belediye başkanlığını daha fonksiyonel bulduğu anlaşıldı.

Bürokrasi, yerel yöneticiler ve özel sektör temsilcileri bu nedenle yerlerinde kalmayı tercih ettiler son seçimde.

Bu seçimde ise belediye başkanlıklarına yapılan başvuruların, milletvekilliğine yapılan başvurulara oranla, sayısal olarak benzer ama nitelik olarak daha yüksek olduğu söyleniyor.

Başvuran aday adayları arasından, şimdiye kadar aday olarak açıklanan isimlerin profiline bakıldığında, belediye başkanlıklarına önem verildiği söylenebilir.

AK Parti’nin gösterdiği adayların genel başkan yardımcısı, eski bakan, milletvekili olması çıtayı oldukça yüksekte tuttuğunu gösteriyor.

Bunu şöyle tarif edebiliriz: Ehliyet ve liyakat, gençleştirme beklentisini, tecrübeli isimleri öne çıkartarak karşılamaya çalışmış AK Parti.

SİYASİ TARİHİMİZDE BİR İLK

TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın İstanbul’a aday gösterileceği söylentisi, ortaya önemli bir algının oluşmasına neden oluyor:

‘Parlamentonun gücü eskisi gibi değil, yerel yönetimler daha önemli. TBMM Başkanı bile başkan oluyor.’

Başbakanlık ve şimdi de TBMM Başkanlığı yapan Yıldırım’ın belediye başkanlığına aday gösterilmesi siyasi tarihimizde pek görülmüş bir şey değildir. Zira bugüne kadar güç merkezi Ankara olarak görüldüğü için, belediye başkanları genelde Ankara’da siyasetçi olmaya doğru kayardı.

Şimdi TBMM Başkanı, Mehmet Özhaseki gibi genel başkan yardımcıları merkezi bırakıp, yerel siyasete geçiyor.

MERKEZDEN YERELE GÜÇ KAYDIRMASI MI?

Gücü merkezde toplamak yerine, güçlendirilmiş yerel yönetimlerle gücün çevreye de pay edilmesi, aslında demokrasi açısından sağlıklı bir politikadır. AK Parti’nin birçok seçim manifestosunda, hükümet programında bu vardı.

Ancak uygulamanın böyle olmadığını söylemeliyim. Büyükşehir yasasında yapılan değişiklikler, imar izninin Ankara’da bakanlığa kaydırılması, başta yerel yönetimlerin arzu edilen güce ve etkinliğine kavuşmasına engel olduğunu söyleniyor.

Ortaya garip bir durum çıkıyor aslında. Güçlü adaylar, güçlü belediye başkanlıkları ama gücü sınırlandırılmış yerel yönetim şekli, beraberinde bir paradoksu doğurabilir.

Şimdi şöyle düşünelim, Başbakanlık ve TBMM Başkanlığı yapmış Binali Yıldırım, devlet protokolünde 1 ve 2 numaralı yerdeyken, belediye başkanı olması halinde çok alt sıralara düşecek.

İstanbul’un kendi protokol sıralamasında bile başkan 9. sırada. Yani Binali Bey kısa süre önce kendi emrinde çalışan, kendi atadığı, vali, garnizon komutanı, il başkanı gibi isimlerden daha geride kalmış olacak.

Sanırım bunun sorun yaratacağı ve bir çıkmaza neden olacağı fikri Binali Yıldırım’da da var. Duyduğuma göre bazı düzenlemeler ve değişikliler yapılması konuşuluyor Ankara’da.

BAZI KURUMLARIN İŞLEVİSİZLİĞİ DEMOKRASİYE ZARAR VERİR

Lakin bundan bağımsız olarak, parlamentonun gücünün azaldığı algısının demokrasimiz için zararlı olacağı kanaatindeyim. Bunun önüne geçmek gerekir. Nasıl olacağını uzun uzun tartışmak lazım.

‘TBMM Başkanı bile makamını, İstanbul Belediye Başkanlığından daha az kıymetli buluyor’ algısı, egemenliğimizin temsil makamı için sakıncalı bir algı.

Gücün merkezden yerele kayması değil yaşanılan şey. Merkezde bazı kurumların işlevsiz görülmesi sorunudur.

Parlamentonun, Bakanlıkların, bağımsız kurumların yeni Cumhurbaşkanlığı sistemiyle içinin boşaldığı, gücünü kaybettiği düşüncesi, her geçen gün zihinlerde daha çok yer kaplıyor.

Bu, devletin işlemesi, kuvvetler ayrılığı, demokrasinin daha sağlıklı olması ve gücün paylaşılması konusunda önemli bir mevzudur. Bunu da aklımızda tutalım. (YeniŞafak)