Zorba da Mazlum da, İpin Aynı Ucundaysa...

22 Şubat 2012 Çarşamba, 14:11

Gündemin yakıcı ağırlığında pek söz konusu edilmedi ama sürecin başından beri hepimizi yakından ilgilendiren bir konudaki gelişmelerden bahsetmek istiyorum; işkence mağdurlarından değil de, işkenceci mağdurlardan.

 

Birkaç yıl önce ilk olarak 78'liler Federasyonu'nun yaptığı çağrıyı işitmiştim. İşkence görenlerin tanıklıklarını toplarken, işkence yapanları da tanıklığa çağırıyorlardı. O süreçte ismini vermeden bunu itiraf edenler olduğunu duymuştuk. 12 Eylül askerî darbesinden sorumlu generallerin yargılanması için iddianame hazırlanmasının ardından ise 78'liler Federasyonu, Mamak Askerî Cezaevi'nde işkence yaptığı belirtilen askerlerin listesini savcılığa teslim etmiş ve suç duyurusunda bulunmuştu.

Aralarında albay, binbaşı, yarbay, yüzbaşı, teğmen, üsteğmen, astsubay, kıdemli çavuş, onbaşı ve sivil gardiyanların bulunduğu bu listenin dışında, işkence yaptıkları belirlenen otuz bin asker, polis ve resmî olmayan görevliler de olduğunu tespit ettiklerini bildirmişler ve bunlar için de suç duyurusunda bulunacaklarını açıklamışlardı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya ile ilgili birçok kişi suç duyurusunda bulundu, iddianame hazırladıktan sonra, kabul edildi. Onlara yurtdışına çıkış yasağı getirildi. 4 Nisan'daki ilk duruşmaya gelmezlerse polis zoruyla mahkemeye getirilecekleri açıklandı. Savcılığın konuyla ilgili Genelkurmay Başkanlığı'ndan o döneme ait bilgi ve belgeleri istediği de belirtildi.

Bu gelişmeler yaşanırken "çok işkence yaptık, affedin" sesleri de ilk kez duyulmaya başladı. 12 Eylül'ün ardından Mamak Cezaevi'nde görevli Doğan Eşlik, kendisine zorla işkence yaptırdıkları gerekçesiyle darbeyi yapanlar ve Mamak Cezaevi'ndeki görevliler hakkında Ankara'da savcılığa suç duyurusunda bulundu. Yaptığı işkenceler yüzünden psikolojisinin bozulduğunu ve evlenemediğini anlattı.

"Bizi insanlıktan çıkarmışlardı" diyerek pişmanlığını açıkça dile getirdi ve işkence mağdurlarından helallik istedi. Bunu ilk duyduğumda şöyle düşündüm: Eşlik gibi belki çok önceden pişmanlık duyan daha birçok işkenceci vardı bu memlekette. Ama ortaya çıkmalarını gerektirecek bir siyasi ortam mevcut değildi.

Çünkü darbecilerin yargılanmadığı, işkencecilerden hesap sorulmadığı, faili meçhullere azmettirenlerin halen gizli kapaklı olarak görevlerini sürdürdüğü bir ülkede kimsenin üstlerine suç atfederek gerçekleri açıklaması mümkün olamamıştı. Birkaç yıl önce olsa, hatta Anayasa maddelerindeki değişikliklerin referanduma sunulmasından önce olsa kimsenin de kendini afişe etmesi düşünülemezdi. Her zamankinin aksine, bu kez zihniyet kanunlardan önce değişmişti işte!

Eşlik'in bu çıkışının ardından, dönemin mağdurlarından Recep Küçükizsiz'den yanıt geldi. "Doğan kardeşime hakkımı helal ediyorum ama ellerim hem bu dünyada hem ahirette onu işkenceye zorlayan darbecilerin yakasında olacaktır." dedi. Küçükizsiz, 11 yıl boyunca tutuklu kalmış ve Eşlik ona komutanlarının emri ile sayımlarda ve nöbetlerde işkence yaptığını açıklamıştı. İşkencecisiyle daha önce de helalleştiğini belirtmişti. Mamak'ta işkence gören Yılma Durak da Eşlik'le bir araya gelerek helalleşmişti.

Her ne olursa olsun bu çok ağır zulüm karşısında affedici olmak, nedamet getirene karşı kin ve intikam hissini çoğaltmamak çok kıymetli bir adım. Öte yandan aklıma takılıyordu: İnsanlar değişik mizaçlıdır, pekala işkence yapmayı reddederek en ağır bedelleri ödemeyi göze almış kişiler de olmalıydı. Emir-itaat ilişkisinin insanların ruhuna ve bedenine yansıması hep aynı ölçüyle tartılamazdı kuşkusuz.

İşte birkaç gün önce 12 Eylül davasına müdahil olmak isteyen yeni bir isim ortaya çıkarak tam da buna bir örnek teşkil etti: "İşkenceye izin vermediğim için beni gözaltına alıp günlerce dövdüler." Darbe sırasında Sıkıyönetim 2 Numaralı Askerî Cezaevi'nde müdür olarak görev yapan Kıbrıs gazisi Bektaş Tufan Güneş, cezaevindeki işkenceye ve insan hakları ihlallerine karşı çıkarak istifa etmiş. Ama işkenceye izin vermediği için istifasından sonra kendisine işkence yapılmış.

"Gözlerimin önünde insanların biçilmiş ekin gibi o sadist kişilerin ellerinde uğradıkları işkencelere şahit oldum." diyordu. Hayatında ilk kez işkence yapacak bir askerin anlattıklarını okumuştum birkaç yıl önce. Mahkuma karşı yumuşak davrandığı için komutanının kendisini her tarafını parçalayana dek dövdüğünü, 'kıvama geldiğine' ikna olunca da "hadi, şimdi git emri uygula" diyerek mahkumun üzerine onu kızışmış bir halde salıverdiğini anlatıyordu. Bazen zorba da mazlum da işte böyle aynı ipin ucunda tutunmaya çalışırlar yaşama. Şimdi sıra adalette. (ZAMAN)