Tersyüz Edilen Tarih

09 Aralık 2014 Salı, 13:12

Tarih anlaşılmadan günü anlamak mümkün değildir. Tarihi teşrih masasına oturtmak için çok geç kalındı. Bunun hızla aşılması lazım. Özellikle Birinci Paylaşım Savaşının ardından Cumhuriyetin oldubittilerle nasıl kurulduğunun anlaşılması kesin bir zorunluluk halini çoktan almıştır.

Bu amaçla kısa bir çerçeve oluşturmaya çalışalım:  

Ağırlığını Türk ve Kürtlerin oluşturduğu “Müslüman Ahali”, Osmanlı bakiyesi toprakları korumak için 1919’da bir mücadele başlatmıştı. Anadolu ve Kürdistan’daki Müslümanların yürüttüğü ortak mücadele 1922’de galibiyet olarak kayda geçti.

Resmi tarihin iddiasının aksine; bu süreçte İstanbul’daki devlet, bütün imkânlarını gizli veya açık Anadolu’daki hareketin emrine vermişti. Başta Mustafa Kemal olmak üzere İstanbul tarafından görevlendirilen hareketin önderleri danışıklı bir strateji ile savaşı yürütmüşlerdi. Türk ve Kürt halkının varını yoğunu ortaya koyan ortak iradesi de buna eklenince sonuç lehte tecelli etti.

Ancak savaşın bitmesinin ardından aynı kadro bütün müttefiklerini yüzüstü bırakarak düşman devletlerle işbirliği içine girdi. İnanılması güç, bu anormal ve son derece şaşırtıcı gelişme, derin hayal kırıklıklarına neden oldu. Toplumun tarihini ve bütün değerlerini reddeden ve kökten yok etmeyi hedefleyen adımların ard arda atılması büsbütün şaşkınlığa ve derin şoklara yol açtı.

Nasıl olurdu böyle bir şey? Bütün Müslüman halkları sömürgeleştirmek için Osmanlı Devletini çökerttikten sonra, kalan topraklarda bir sömürge oluşturmaya kalkanlarla işbirliği yapmak. Bir kısım topraklarını masa başında onlara bırakmak. Onların tüm isteklerini yerine getirmek. Bunun için bütün yerli kurumları ortadan kaldırmak. En kötüsü; ortak düşmana karşı birlikte savaş veren Kürtleri düşman ilan etmek ve yok saymak.

Olacak şey değildi, ama oldu! Bu yetmezmiş gibi; gerçekler Resmi Tarih tarafından baskı ve dayatma eşliğinde tersyüz edilerek anlatıldı. Zaman içinde kitlelere gerçekler unutturuldu, yalanlar gerçeğin yerine geçirildi. Özellikle okullarda genç beyinler, resmi ideolojinin gerçek dışı tezleriyle yıkandı. Öyle ki; yeni yetişenler, toplumun maddi-manevi değerleriyle kavgalı, Batının her şeyine hayranlık besler oldular. Yani düşmanına âşık bir nesil yetişti.   

Üstü örtülmüş ve unutturulmak istenen bir başka önemli konu da şudur: Savaşın ardından düşmanla hemen işbirliğine girildiğine göre, savaş sırasında onlarla bir danışıklı döğüş planlanmış mıydı? Gizli bir anlaşma var mıydı? Karşılıklı vaatlerde bulunulmuş muydu?

Bu soru kimi araştırmacılar tarafından zaman zaman ortaya atılmıştır. Mustafa Kemal ile İngilizler arasında 19 Mayıs 1919 tarihinden önce bir anlaşmaya varıldığını iddia edenler bile olmuştur.

Konuyla ilgili doyurucu ve yeterli belge olmadığından gizli ilişkiler hakkında çok şey söylemek ve iddialarda bulunmak doğru olmayabilir. Ancak bunun için iki ölçü kullanılabilir.

Birincisi; düşünce sistemini şekillendiren zihin kodlarıdır. Devlet gücü ve imkânlarını elinde bulunduran ve belirleyici konumda olanlara baktığımızda tümünün katıksız Batı hayranı olduğunu görüyoruz. Modernleşmeyi amaç edindikleri, Pozitivizme ve Ulusçuluğa bütün kabalığıyla iman ettikleri ve bu uğurda her şeyi yapmaya hazır oldukları fark edilir. Kimi olaylarda aşina oldukları İttihatçı yöntemlere başvurmaktan geri durmadıkları da bilinen bir husustur.

İkincisi; ortaya çıkan sonuçlar ilişkiler hakkında geçerli ve genelde doğru bilgilere ulaşılmasını mümkün kılar. Bu kural işletilerek bakıldığında Kurtuluş Savaşı, Lozan’ın kabulü ve Cumhuriyetin kurulması aşamalarında ortaya çıkan sonuçlar bütünüyle düşman tarafın yararına uygun olduğu görülür. Buna karşılık, Türkiye halklarının yararına olan bir sonuçtan söz etmek neredeyse imkânsızdır.

İlginç bir örnekle bitirelim: Misakı Milliye göre Osmanlı sınırları içindeki Kürdistan’ın tümü, yani günümüzde Suriye ve Irak’ın kuzeyindeki topraklar Türkiye’ye kalacaktı. Böyle olmasına rağmen Ankara Hükümeti; 1921 yılında yetkili olmayan bir Fransız Milletvekilini muhatap kabul ederek imzaladığı bir “İtilafname” ile Suriye’nin kuzeyinde kalan topraklarından vazgeçmişti.

Bütün bunlar neyi işaret ediyor? Üzerinde ciddi kafa yormaya değer.

(Milat Gazetesi)