İslam Birliği, hayal değil mecburiyettir...

12 Aralık 2018 Çarşamba, 11:46

“Mecbur kalırsak Gazze’ye beklenenden daha büyük bir askeri operasyon yaparız” diyor. Kim mi diyor; terör devleti İsrail’in başbakanı Natenyahu. Meydan okuyor, kime mi?.. Hepimize, bütün insanlığa… Ne zaman mı; daha üç gün önce!

“Bu katil nereden, kimden alıyor bu cesareti, ne bu cür’et” mi diyorsunuz, demeyin! Çünkü bu cür’eti Amerika Birleşik Devletleri’nden, lobilerden, Batılı dostlarından, Siyonist zenginlerden almıyor Netanyahu… Biz Müslümanlar bizzat veriyoruz bu cesareti, bu cür’eti İsrail’in Başbakanı’na. Bütün bu afra-tafraların, kendini bilmezlik ve hadsizliklerin tamamı İsrail’in gücünden ya da bunların cesaretinden değil; İslam âleminin zaaflarından, sessizliğinden, öğrenilmiş çaresizliğinden… Yoksa genel olarak korkaklık karakteriyle nam salmışken, bugün tehdit savurmalarının sebeb-i hikmeti yüreklilikleri değil bizim halimizdir, vesselam.

Yok yok; kimsenin zoruna gitmesin, hakikat bu.

MÜSLÜMANLARIN ÇALINMIŞ GÜNDEMİ: İSLAM BİRLİĞİ

Bu vesileyle isterseniz bugün kendimize bir hatırlatma yapalım. Daha doğrusu, bizden çalınan bir gündemi hatırlayalım istiyorum: İslam Birliği! Farkında mısınız; olur olmaz, dişe dokunur dokunmaz her şeyi konuşuyoruz ama artık İslam Birliği’ni konuşmuyoruz!.. İslam Birliği gündemi, istisnasız hepimizin yitik malı?

Gelin bugün meseleye bakışı açımızı düzeltelim, ezberlerimizi yıkalım. Bütün dertlerimizin, düçar olunan belalarımızın tek sorumlusu olarak hep Amerika’yı, Batı’yı, lobileri görüyoruz. Kolayı seçiyoruz yani. Evet, elbette emperyalist batı bizi sömürüyor. Elbette Siyonizm Büyük İsrail için irili ufaklı onlarca projeyi birden yürütüyor. Elbette beşinci kol çalışmalarına maruz kalıyoruz.  Batı ekonomik olarak da, askeri olarak da, kültürel olarak da üzerimize çullanıyor. Batı/batıl bunları yaparken kendi özünün, tıynetinin dışında, dönemin aktörlerince yürütülen bir çalışma zannediyoruz. Yanılıyoruz!

TARİHTE HERKES KENDİ İMANINCA, KENDİ İNANCIYLA AKAR

Unuttuğumuz bir şey var ki, bütün bunlar zaten onların bize karşı yürüttüğü “küfür tek millettir” hakikatinin tecellisidir. Ortada sürpriz bir durum yoktur. Zira tarihin akışında sürpriz diye bir safsata da yok! Tarihte herkes kendi imanınca, kendi inancıyla akar. Batılılar dediklerimiz her kimse, beklenilmeyen şekilde değil; özlerinin gereğince davranıyorlar yani.

Türkiye, Afganistan, Pakistan, İran, Filistin, Suriye, Libya, Sudan, Bosna, Kafkaslar, Doğu Türkistan ve daha nice nice coğrafyamız. Bize karşı giriştikleri bütün cürümler konjonktürün, şartların gereğince değil, inançlarınca yapılıyor. Anlayacağınız onlar kendilerince görevini yapıyor.

Kendimize sormaktan korktuğumuz soru şu: Onlar bunları yaparken biz ne yapıyoruz? Bütün bu cürümlerinde onlara iş birlikçilik mi yapıyoruz, bile bile bunları kendimize dost mu ediniyoruz? Onlar ittifaklar yaparken, birlikler oluştururken, dengeler kurarken; 2 milyar Müslüman olarak biz inancımızı, aklımızı, zenginliklerimizi, nüfus gücümüzü, Pazar gücümüzü, üretim gücümüzü velhasıl potansiyelimizi neden harekete geçirmiyoruz? Batıl tek bir millet olmanın paydasında buluşurken, biz niçin parçalanıyoruz? Müslümanlar da tek millet değil mi, bir vücudun uzuvları gibi değil miyiz? Müslümanlar ne zamandan beri parçalanmayı şeref sayar hale geldi ki, halimizden müşteki değiliz. 

MECBURİYETİMİZ BATI’YA UYUMLULUK DEĞİL, İSLAM BİRLİĞİ’DİR

Maalesef, onlar şehirlerimizi yıktıkça, onlar ülkelerimizi işgal ettikçe, onlar insanımızı katlettikçe, biz kendimizi daha çok onlara mecbur hissediyoruz. Oysa bizim mecburiyetimiz batı değil; İslam Birliği’dir. Müslümanların Batı ile işbirliği; çok susamış bir insanın susuzluğunu gidermek için deniz suyu içmesi gibidir. Bir insan düşünün ki, susuzluktan ölecek; susuzluğunu gidermek için el mecbur deniz suyu içiyor. Tuzlu suyu içtikçe daha da susuyor, daha da susadıkça daha da içiyor… Mukadder son; ölüm. İşte İslam âleminin bugünkü hali de tıpkı susuzluğunu deniz suyuyla gidermek zorunda kalan bu insan gibidir. Batı’ya yaklaştıkça, batı bizi öldürüyor, batıya dost oldukça batı bizi parçalıyor, yıkıyor.. Batı’nın yörüngesinde döndükçe batı güçleniyor, biz zayıflıyoruz. Batıyla işbirliği yaptıkça batıya daha mecbur hale geliyoruz.  Halbuki, biz Müslümanların batıya karşı tek mecburiyetimiz var, o da batılın zulmüne karşı yeryüzünde hak ve adalet değerlerini yükseltmek; gerçek huzurun, gerçek barışın hakim olduğu Yeni Bir Dünyayı kurmaktır. Batı’nın/batılın zulüm ve sömürge dünyasında ne itibar aranır, ne de izzet bulunur.

CELLÂDI KURTARICI OLARAK GÖRMEK ZAVALLILIKTIR

Sadece tarihin akışındaki acı tecrübelerin izdüşümüyle değil, bugün gözümüzün gördüğü, yüreklerimizin parçalandığı saklanamaz bir hakikatle hatırlatmak isterim. Ne insanlığın huzuru ve barışı, ne de ümmetin selameti batıya, bugünkü “uluslar arası toplum” şablonuna terk edilemez. Batı’nın tahakkümcü, sömürgeci, yıkıcı, işgalci tavrını görmemek; celladı kurtarıcı olarak görmeye eşdeğer bir zavallılıktır. Müslümanların mecburiyeti batının kanatları altında yaşamak değil, İslam Birliği’ni kurmaktır.

EY MÜSLÜMAN, “İSLAM BİRLİĞİ” DENİNCE SEN NİYE ÇARPILMIŞA DÖNÜYORSUN!

Ne hazindir ki, İslam Birliği gündemi İslam âleminin çalınmış gündemidir. Daha da hazinini söyleyeyim: İslam Birliği deyince herkesten önce Müslümanlar paniğe kapılıyor, çarpılmışa dönüyor. İslam Birliği’ni konuşamayan, yazamayan, çizemeyen bir Müslüman topluluğun kalbi durmuş demektir. Erbakan Hocamızın taa 1969’da Süleyman Demirel’e cevaben Konya’da verdiği, “Biz kuşun canlısını istiyoruz, içi saman dolu olanını değil” cevabı, tam da işte bu hali anlatıyor. İslam Birliği’ni talep etmeyen, Müslümanların ittifakını konuşamayan dünya Müslümanlarının tarifi ve halidir “içi saman dolu kuş”.

Deniyor ki, bu İslam ülkeleriyle mi İslam Birliği’ni kuracaksınız?

Evet, bu İslam ülkeleriyle İslam Birliği kurulacak, kurulur! D-8 de bu Müslümanlarla, bu İslam ülkeleriyle kurulmuştu nitekim.

İSLAM BİRLİĞİ’NİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL MÜSLÜMANLARDIR…

Gerçeklerle yüzleşmemiz lazım.

İslam birliği’nin önündeki engel ne Amerika Birleşik Devletleri’dir, ne de Avrupa… Kapitalist sistem de, liberal anlayış da, başka başka “izm”ler de mani değildir, senin yapmak istediğine. İslam Birliği’nin önündeki engel İsrail de olamaz. İslam Birliği’nin önündeki en büyük engel Müslümanlardır. Senin engelin aslında sadece “sensin”! Müslümanlar engel olmaktan vazgeçsin, istikametini bulup kıbleye yönelsin; İslam Birliği kendiliğinden kurulacaktır. Biz gerçekten inansak, biz gerçekten niyet etsek, emin olun hiçbir faktör, hiçbir engel İslam Birliği’ne mani olamaz. İslam Birliği’nin önündeki en büyük zorluk, en büyük engel “bu İslam ülkeleriyle mi İslam Birliğini kuracağız” hezeyanına iman eden Müslümanlardır.

Ağlıyoruz, sızlıyoruz, bağırıyoruz, çağırıyoruz… Ne kadar kızsak, ne kadar öfkelensek yeridir; haklıyız çünkü. Ama öfkelendiğimiz, bağırıp çağırdığımız her neyse onu ortadan kaldırmak için kılımızı kıpırdatmamakta ise haksızız. Demek ki, bir piyeste rol yapıyoruz… Bu halimizden memnunuz ki, bu hale uyumluluğumuzu devam ettiriyoruz.

İSLAM BİRLİĞİ BİR RÜYA, BİR HÜLYA, BİR HAYAL DEĞİL; MECBURİYETTİR!

Dikkat ederseniz, sistematik tekrarlarla “vurgular” yapıyorum;  esası iyice idrak edelim diye.

İslam Birliği bir rüya, bir hülya, bir hayal değildir! İslam Birliği, Müslümanlar için bir mecburiyettir. Bize sadece inancımız, kardeşliğimiz, dertlerimiz, insanlığa faydalı olma gayemiz emretmiyor İslam Birliği’ni… Zalimlerin varlığı da, mazlumların varlığı da İslam Birliği’ni mecbur kılıyor. Hatta, “Mecbur kalırsak Gazze’ye beklenenden daha büyük bir askeri operasyon yaparız” hadsizliğindeki Netanyahu bile, bir bakıma, bize İslam Birliği’ni kurmamızı hatırlatıyor.

G-20 ZİRVELERİNDE POZ VERMEK NE ANLAMA GELİYOR?

G-20 zirvelerinde fotoğraf vermek, konuşmalar yapmak Müslümanların bu sömürge dünyasına uyumluluğunu temin etmekten başka bir işe yaramıyor. Bu zirvelerde cellâtlarımızla birlikte aile pozları vermekle kalmıyoruz sadece… Bu fotoğraf karelerinin artık yüreğimizi sızlatmıyor olması meselenin vahametidir. Ülkelerimizi işgal eden, milyonlarımızı katleden, terörizmi topraklarımıza tohum diye eken, ekonomilerimizi yıkan, zenginliklerimizi çalan Batılılarla aile fotoğrafı çekmeye alıştık artık. Unutmayalım ki, alışmak vazgeçmenin bir başka adıdır. Batı’ya alıştıkça, İslam Birliği’nden ve hedeflerimizden vazgeçiyoruz. 

YANLIŞ TRENE BİNDİYSENİZ, KORİDORDAN TERS TARAFA YÜRÜMENİN FAYDASI YOKTUR

Ne Türkiye’nin, ne bölgemizin, ne İslam dünyasının, ne de insanlığın sorunlarını G20 zirvelerinde, Buenos Aires’lerde çözebilirsiniz. “Beş mi büyük dünya mı büyük?” diyoruz ya hani! Doğru diyorsunuz da, beş devletin makinistliğini yaptığı trende keyfimizce seyahat ederken diyorsunuz bunu! İyi niyetle bile bunu yapıyor olsanız; faydasız. Bir kere yanlış trene bindiyseniz, koridordan ters tarafa yürümenin hiç bir faydası yoktur, çünkü! Önce o trenden ineceksiniz, sonra da doğru trene binmeyi akledecek ve niyet edeceksiniz. Kendi raylarımızı döşememiz, kendi trenimizde lokomotif olmamız gerekiyor. Başkalarının rayında seyreden tren senin trenin de olsa; o tren seni rayı döşeyenlerin güzergahında seyahat ettirir.. Rayı döşeyenlerin istasyonlarına uğrar, rayı döşeyenlerin inmeni istediği durakta inersin veya binersin. Kendi trenin yoksa, başkalarının trenine binmek zorunda kalıyor insan; kendi yolun, kendi rayın yoksa başkasının yolunda yürüyorsun.

GECEYE KIZMADAN SABAHA KOŞMAMIZ GEREKİYOR

İslam Birliği Müslümanların yitik malı dedik ya hani… Dünya Müslümanları bu yitiğini aramadıkça, düştüğü bu kör kuyudan çıkması da mümkün olmayacaktır… Zalime, zulme, sömürüye; bu hale “razı olmak” ve “uyumluluk” değil… Karanlığa, geceye kızmadan sabahı istememiz, sabaha koşmamız gerekiyor. N’olur hiçbir Müslüman İslam Birliği kurulmuş gibi davranmaya kalkmasın! Bu çaresizliktir, korkaklıktır. Korkmayın, İslam Birliği’ni konuşmaktan… Çekinmeyin Müslümanların bir araya gelmesini talep etmekten… Batı’yı da rahatlatacak olan İslam Birliği’dir. Herkes kendi kıtasında, kendi coğrafyasında, kendi ülkesi ve şehrinde daha müreffeh ve huzurlu yaşayacaktır. İslam Birliği ile oluşacak denge, taşları yerli yerine oturtacaktır.

Çalınmış gündemimizi, yitik malımızı bulmak için geç kalmış değiliz.

Biz yaşıyorsak, İslam Birliği de mecburiyeti de yaşıyordur!.. (Milli Gazete)