Siyaset Açlığı

14 Kasım 2018 Çarşamba, 11:03

2009 senesi Cidde'de, yanımızdaki Pakistanlıya, o dönem başta olan başbakanları Zerdari'yi sormuştum. Yanındaki arkadaşları hemen, adeta büyük bir tehlike algıladılar ve sakın konuşma diye arkadaşlarına işaret ettiler.

Geçmişten bugüne her yerde, her ülkede yeni doğan çocuklara, hayatta kalma becerileri kazandırılırken, içinde kral, lider, devlet vb. otorite eleştirisi geçen diyaloglara dolaylı ve imalı bile olsa asla yaklaşmamaları öğretilir.

Buna, ekosistemin bütünü içerisinde nice misal bulmak mümkündür, haliyle, vakıanın umumiliğine bakarak, ‘mesele acaba ontolojik bir realite midir?' diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Sonra bu refleks, topluma acı tecrübe yaşatmış her konuyu da içine alacak şekilde genişliyor. Geçenlerde alevi bir genç geldi ve birkaç soru sordu. Alevilik de bilinçaltımıza sus işaretiyle kodladığımız konulardan biri olduğu için şaşırdım doğrusu.

Feraset ve basiretli olmak, bu yönüyle; ‘haksızlık karşısında susmanın hukuki ve yakini seviyeleri ile dili tutmanın faziletleri arasındaki ölçüyü tutturmak diye tarif edilebilir.

Veya siyaseti de; zamanı, zemini ve zihni gözeterek; ‘doğruyu söyleme mecburiyetine karşı, her doğruyu dememe veya Hak olsa bile her sözü söyleme hakkını kendinde görmeme' biçiminde tanımlamak mümkündür.

Şu anda her Müslümanın siyaset açlığını gidermek zaruri bir hal almış durumda. Sadece bir partiyle filan alakalı olanlar için veya yalnızca belli konulara has değil, her alanda çok acil siyaset eğitimine ihtiyaç var.

Evvela siyaseti esas mecrasından koparıp sürekli menfi misallerle sınırlayarak halkları da o kanaate zorlayan anlayışı düzelterek işe başlamalı.

Siyasetin yerine göre farklı kullanımları da unutturuldu. Mesela şu Hadiste zikredilen gibi: "Farz namazla emrolunduğum gibi insanlara müdârâ etmekle de emrolundum."(Deylemi)  

Müdara, vaziyeti idare etmek demektir. Ebü'd-Derdâ(ra) diyor ki; "Biz bazı kimselere karşı içimiz öfke dolu olduğu halde güler yüzlü olmaya çalışırdık."

Yine Efendimiz'in(sav), kadının kaburga kemiğinden yaratıldığını belirtmesinde de aile huzurunun bir siyasete mebni olduğuna işaret vardır.

Tam olarak, her şeyi düz mantıkla, doğrudan, hemen, en kestirme yoldan anlama, yorumlama, çözme ve paylaşma çabasının aksinden söz etmiyoruz yine ezcümle deyip esas olan Hz. Ebuzer'in yalnızlığı mı yoksa haklılığı mı diye de bir bahis açmıyoruz.

Ancak, temel gayesi çok açık ve net olan Müslüman için, hedefe giden yolun her adımında, sadece kalbi ve hisleriyle değil, akl-ı selimiyle, mantığıyla, izanıyla, sabrıyla, mizanla, bilgiyle, muhasebe, murakabe, muhakeme, müşavere ve soğukkanlılıkla hareket ederken etki ve tepki gibi en basit fizik kurallarını da atlamaması gerektiğini söylüyoruz.

Bedel ödemek tabiri çok kullanılır. Ama bu deyim; neye?, ne için?, ne karşılığında?, ne kadar? ve hangi kaynaktan? gibi bir çok soruyla bir anlam ifade eder.

Yoksa Kur'an, Resulullah'ın Sünnet-i Seniyyesi, Müslümanların ittihadı, İslam Şeriatı'nın ihyası ve insanlığın ıslahı için ödenmesi gereken bedeli daha basit bir karşılık için çar çur etmek de vardır.

Kur'an-ı Kerimi de siyaset zaviyesinden yeniden okumalı.

 Mesela; “Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi.”(Al-i İmran 159) “Ona(firavuna)yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar.”(Ta-Ha 44)

Bu iki ayetteki emrin muhtevasında da muhataplığı birbirinden ayırmada da çok ince bir siyaset vurgusu var.

Hasılı siyaset herkese her zaman lazım da ihmal ediliyor. (Doğruhaber)