Yeni bir denge kurma savaşımı

14 Ekim 2018 Pazar, 12:38

Bütün bu uğraklardan (durak, moment) geçilecektir.

Sürecin zorunlu aşamalarıdır bunlar.

Bir basamağa uğramadan ondan sonrasına çıkılmaz.

Sancı, bu uğrakların hakkını verme çabasından kaynaklanıyor.

Sancı olmadan elde edilebilecek nimetin kadri de bilinmez.

Buna isterse doğum sancısı densin…

Savaşım, hukuku üstün, iktisadi hayatı bağımsız kılma hedefine yöneliktir.

Hukukun üstünlüğü olsun, iktisadi hayatın bağımsızlığı olsun bir başına bir hedef oluşturur.

Hegel’in terimlerine başvurursak: efendi, kendi varlığını kanıtlamak için kendine muhatap olabilecek bir iradeye muhtaçtır, bu irade isterse köleye ait olsun.

Efendi, efendi olduğunun bilincine varmak zorundadır. Ve köle, ona, tam da bu momentte gereklidir. Efendi, köleye kendini bir kez efendi olarak dayatınca, sürecin bu evresinde efendi ile köle arasındaki diyalektik ilişki kurulmuş olur.

Ne ki, kölenin insan olduğu asla göz ardı edilmemelidir. Köle insandır ve bilinç sahibidir. Onun bilinci ona, efendi karşısında kendi iradesi mevcut olmasa, onun efendi olmasının hiçbir değerinin olmayacağını söyler. Yani efendiyi efendi kılan, kölenin iradesidir.

Öyleyse efendiyi alaşağı etmek için, efendinin iradesinin istinat ettiği (veya onda makes bulan) kölenin iradesinin istinat noktası olmaktan çıkarmak gerekir. Bu irade ortadan kaldırıldığı takdirde, efendinin dayanak noktası da ortadan kalkmış olur.

Köle bu durumun bilincine vardığı anda inisiyatifi eline geçirmiş olur.

Burada, kölenin isyan etme evresi başlar.

Köle artık iradesini efendiyi efendi kılma istikametinde değil, fakat kendinin efendiliğini egemen kılma istikametinde kullanmaya başlar ve bu işin savaşımını verir.

Yeni dengeler kuruluncaya kadar süreç böyle devam edip gider.

Gerek iktisadi alanda bağımsızlık savaşı verenlerin, gerek hukuku üstün kılmaya çalışanların verdiği savaşım böyle bir tablonun izdüşümü mesabesinde duruyor.

Yaklaşık 200 yıldan bu yana sadece hukuk alanında değil, özellikle iktisadi hayatta da dışa bağımlı bir siyasa güden bir ülkenin bütün bağlarını birdenbire koparması kolay olmasa gerek... Ama bu hareket bir yerden başlamalıydı. Başladı da... Ne ki karşı tarafın direnci de hesaba katılmak zorunda... En nihayetinde karşılıklı bir bağlılaşımın sökülmesi süreci yaşanıyor...

Karşı taraf da üzerinde durduğu zeminin ayaklarının altından kaydığını görüyor… Kendi pozisyonunu sağlama alma adına elinden geleni ardına koymuyor, siyasada da iktisadi hayatta da...

Efendi köle veya varsıl yoksul diyalektiğinin bir uzantısı olan kur oyunlarını bu durumdan bağımsız düşünmek mümkün mü?

Varsıl ile yoksulun yer değiştirme süreci de tabii ki bir savaşım gerektiriyor. (Yeni Şafak)