Terörist Amerika'ya rağmen Suriye'de barış umutları artıyor

20 Mart 2017 Pazartesi, 12:36

Geçen hafta gerçekleşen çok önemli bir buluşma Türkiye'nin Avrupa ile olan krizi yüzünden pek gündeme gelmedi. Türkiye halkı haklı olarak Avrupalıların son derece aşağılayıcı, faşist saldırılarına odaklanmıştı. Ancak dediğim buluşma da ümmetin geleceği açısından umut vericiydi.

Üçüncü Astana buluşmasından bahsediyorum. Son zamanlarda Türkiye ile İran arasında yaşanan yakınlaşma bu üçüncü görüşmede daha da pekişti. Ara sıra iki ülke arasında bazı hoş olmayan tartışmalar yaşansa da özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana Türkiye ile İran arasında ciddi bir yakınlaşma var. Hem de en ihtilaflı konuda… Suriye meselesinde…

Üçüncü Astana buluşmasında Türkiye ve Rusya'nın dışında İran'ın da garantör ülke olmasına karar verildi. Her üç ülke Suriye'deki işbirliğini güçlendirme kararı aldı. Bu şu anlama geliyor, bundan böyle Türkiye ile İran Suriye'deki sorunun çözümü için daha yakın işbirliği içinde olacak. Suriye fitnesinin önlenmesi, Suriye'deki yangının sönmesi için beraber çalışacaklar.

Bu yakınlaşma Amerika ve israil'in hiç hoşuna gitmemiş olacak ki israil ilk defa savaş uçaklarıyla Suriye'ye saldırdı. Yine ciddi anlamda ateşkes sağlanmışken, hiçbir sebep yokken Amerika Halep'te insanlık dışı bir katliama imza atarak bir camiyi bombaladı ve elliden fazla masum sivili katletti. Bu vampirler Suriye'de barış ihtimaline karşı paniğe kapılmış bulunuyorlar. Kandan ve vahşetten, Müslümanlar arasındaki ihtilaflardan besleniyorlar çünkü. 

Bu yakınlaşma inşallah diğer İslam ülkelerini de kapsayacak şekilde genişler ve daha da güçlenir. Ben bu yakınlaşmanın ümmet için gelecek vaat ettiğine inanıyorum. Türkiye Müslümanları eğer ümmetin vahdet ve kurtuluşunu istiyorlarsa, bugün bulunduğumuz acıklı halden çıkış yolu arıyorlarsa bu yakınlaşmaya destek vermeliler. Çünkü ümmetin vahdetinden başka kurtuluş yolu yok. Son bir yılda yaşananlarla Amerika ve Avrupa'nın İslam ve Müslümanlara nasıl büyük bir düşman olduğu çok net bir şekilde ortaya çıktı. Batının kapısı bize kapalı… Sadece bir kapı var önümüzde, Müslümanların vahdet kapısı. Sadece o kapıdan ışık sızıyor…

Avrupa, Amerika, topyekûn Batı bize düşman, dinimize düşman, değerlerimize düşman, özgürlük ve bağımsızlık arzularımıza düşman… Batı, İslam âlemine bol süt veren, sağmal bir inek gözüyle bakıyor. Ucuz iş gücü gözüyle bakıyor. Bereketli, zengin topraklarında rahat bir şekilde efendilik taslayabileceği, ezip sömürebileceği, cahil yığınlar olarak kalmasını istiyor Müslüman halkların. İslam dünyasının kalkınmasını, toparlanmasını, canlanmasını, zilletten kurtulmasını istemiyor. Hep geri kalsın, karmaşa ve fitneler içinde boğuşsun, kendisine muhtaç olsun istiyor.

Sorunlarımızın kaynağında Batı var, hiç bitmeyen aç gözlülüğü var, dinimize ve değerlerimize bağnazca düşmanlığı var. Bizi ezen, zulmeden, aşağılayan, dinimizi yasaklayan, geri bırakan başımızdaki yöneticilere baktığımız zaman göreceğiz ki hepsi de Batı uşağı kimseler. Batının değerlerini özümsemiş, Batılı yaşam tarzını bize dayatan, Batıyla göbek bağı olan, zenginliklerimizi Batılı firmalara peşkeş çeken, Batı bankalarında servetleri olan, Batılı başkentlerde arsaları, evleri, villaları olan kişiler.

Bu anlamda Türkiye'nin Batı ve Avrupa'dan uzaklaşıp yönünü Asya'ya, özellikle de İslam ülkelerine dönmesini çok hayırlı bir gelişme olarak görüyorum ben. İnşallah bu süreç kararlılıkla devam eder. Ancak bu uzaklaşmanın altını doldurmak lazım… Yüzeysel bir uzaklaşma çözüm olmaz.

Gerçek anlamda bu çirkef Batıdan uzaklaşmalıyız. Kültürel ve ekonomik anlamda da uzaklaşmalıyız. Eğitim sistemimizi, sanat ve edebiyatımızı, hukuk sistemimizi Batılı değerlerin tahakkümünden kurtarmalıyız. Batılı gibi inanıp düşünen, Batılı gibi yaşayan bir toplumla, bir gençlikle gerçek anlamda Batının tahakkümünden uzaklaşamayacağımızı bilmeliyiz.

(Doğruhaber)