Amerikan Politikaları Türkiye'yle İran'ı Yakınlaştırıyor

27 Haziran 2017 Salı, 14:11

Rabbimiz her şerde bir hayrın olduğunu, nice şer gibi görünen olayın hayırla sonuçlandığını buyuruyor. Gerçekten günümüz dünyasında yaşanan birçok olay şer gibi görünse de sonuç olarak hayra dönüşüyor. Bu durum tersi için de geçerli… Hayır gibi görünen birçok şey, şerle noktalanıyor.

Şehit Malcom X'in deyimiyle ev zencisi Obama'nın Amerika'da iktidar koltuğuna oturması birçok Müslüman'ı sevindirmişti. Sempatik tavırları, Müslüman bir babanın oğlu olması, Müslümanlara sıcak mesajlar vermesi, ilk ziyaretlerini İslam ülkelerine yapması Müslüman kitlelerde bir umudun doğmasına yol açmıştı. Ama sonucu hepimiz gördük. Münafık Obama'nın şeytani siyaseti İslam ümmetini darmadağın etti. Müslümanları Müslümanlarla savaştırma projesini Obama gibi başarıyla uygulayan bir lider herhalde çabuk çabuk bulunmaz. Hayırlı gibi görünen Obama iktidarı İslam ümmeti için mutlak şerre dönüştü.

Asıl mesleği işadamlığı olan, münafıkça politikalardan pek anlamayan Donald John Trump'un ve ekibinin yaptıkları şer gibi görünse de Allah'ın izniyle hayra tebdil olacak. İslam ümmetinin kurtuluş sahiline ulaşabilmesi için birleşmeleri elzem olan İran ve Türkiye, Trump'un aptalca siyasetleri sayesinde giderek yakınlaşıyorlar. İran ve Türkiye'nin yakınlaşması, birlikte hareket etmeleri Müslüman halkları vahdete götürecek en önemli basamaklardan biridir. Bunun neden böyle olduğunu azıcık tefekkür eden herkesin bileceği bir şeydir.

Biz gelelim İran İslam Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyetini birlikte hareket etmeye zorlayan Trump politikalarına… Bu politikaların en belirgini Amerika'nın Suriye'de daha güçlü var olma isteğidir. Osmanlının yıkılışından sonra ikinci bir defa İslam ülkelerinin haritalarını çizmek isteyen Amerika önderliğindeki Batı, Irak ve Afganistan'dan sonra Suriye'de de kalıcı olarak yerleşmek istiyor. Müslümanlar, Amerika ve Batıyı Suriye'de durduramazsa, ülkelerinin küçük parçacıklara bölünmesini önleyemeyecekler. Amerikan'ın hedefinde ise Türkiye ve İran var. İslam ümmetinin bu iki lider ülkesi birçok acı tecrübeden sonra bunu anlamış gibi görünüyorlar. Kurtuluşlarının rekabetten değil, yardımlaşmadan geçtiğini, Amerika'nın ortak düşmanları olduğunu fark ettiler.

İran ile Türkiye'yi yakınlaştıran diğer bir etken de PKK faktörüdür. Amerika ve Batı İslam ülkelerini içerden çökertmek, Müslümanların gücünü zayıflatıp vahdetlerini bozmak için bazı sözde yerli unsurları Truva atı olarak kullanırlar. Bu yapılar Müslümanların milliyetçilik ve mezhepçilik gibi bazı hastalıklarından faydalanarak, halkın haklı bazı taleplerini de suiistimal ederek ama özellikle de Batının sınırsız desteğiyle güçlenirler, büyüyüp yayılırlar. Bu Truva atları sadece Amerika ve Batının menfaatlerini gözetirler. Batının çıkarları sözkonusu olunca içinden çıktıkları toplumların perişanlığını, üzerinde yaşadıkları ülkelerin işgal edilip yıkılışını önemsemezler. Varlığını Batıya borçlu olan Suud Hanedanı ve Siyonist israil gibi PKK de Amerika'nın vazgeçilmez Truva atlarından biridir.

Amerika, Suriye topraklarında kendisi için, bir ileri karakol görevi görecek, İslam ülkelerinin parçalanmasına katkı sağlayacak bir kukla devletçik kurma peşindedir. Bunun için PKK ve uzantılarından daha iyi bir yapı yok. Amerika, Suriye'yi parçalayıp tehlike olmaktan çıkaracak bir PKK devletçiği kurma sevdasını artık pervasızca dillendiriyor. Suriye'de kurulacak bir PKK devletçiği ilerde Amerika ve Batının da desteğiyle Türkiye ve İran'dan toprak talebinde bulunacak. Yani Müslümanların iki güçlü ülkesi Müslüman Kürt halkının mazlumiyeti üzerinden parsellenmek istenecek. Bu tehlikeli gidişat, Türkiye ve İran'ı birlikte hareket etmeye zorlayan diğer bir faktör.

Katar konusunda birlikte hareket etmeleri, 15 Temmuz kalkışmasında İran'ın Türkiye'nin yanında yer alması, İran'a yönelik IŞİD saldırısının Türkiye tarafından şiddetle telin edilmesi bu iki ülkenin arasındaki buzları eriten diğer bazı faktörler.

İran ve Türkiye, Müslüman Kürt halkının da desteğini yanlarına alacak İslami politikalara öncelik verip ümmetin kurtuluşunu ana hedefleri haline getirirlerse, Batıya ve Amerika'ya karşı sarsılmaz bir direniş cephesinin oluşumuna liderlik edeceklerdir. (Doğruhaber)