Madde-1: Siyonizm Daima Haklıdır!

16 Temmuz 2010 Cuma, 00:00

Türkiye’de vesayet rejiminin devamlılığını sağlamaya dönük Anayasa’nın ilk üç maddesi ve hiçbir değişikliğin bu maddelere aykırı olamayacağını hükme bağlayan dördüncü maddesi, olası tüm değişim talep ve girişimlerinin önünü tıkadığı bilinmektedir.

Elbette bu, sadece Türkiye’deki statükocu yapıya has bir uygulama değildir. Gücü ellerinde bulunduran hükümranların zihin dünyalarının ürünü olan bu anlayış, dünyadaki güç dengeleri için de genel bir kural haline getirilmiştir. Buradaki temel felsefe ise, insani hak taleplerinden doğan mücadele kapsamında cereyan eden ezen ezilen çatışmasında orantısız/asimetrik güç dengesinin müstekbirlerden yana sürdüğü statükocu yapının devamını sağlamaktır.

Her ülkenin kendine göre statükocu yapısı olduğu gibi, Amerikan patentli siyasi/askeri dünya düzeninde de belirgin bir statüko söz konusudur. Tabii ki statükocu dünya düzeninde korunması gereken ana merkez siyonizmdir ve cereyan eden her hadisenin değerlendirilmesi, siyonizmin genel ilke ve anlayışıyla bağdaşıp bağdaşmadığı yönünden ele alınmaktadır.

Bu kapsamda Siyonizm odaklı gizli bir Anayasa’nın beynelmilel toplumda kollanıp gözetildiği her vesileyle anlaşılmaktadır. siyonist rejimi doğrudan veya dolaylı ilgilendiren herhangi bir mesele uluslar arası düzlemde ele alındığında “Madde – 1: siyonist rejim daima haklıdır!” gizli ilkesi doğrultusunda hareket edilir. siyonist katillerin gayri insani davranış ve politikaları belirgin bir biçimde zuhur ettiğinde ise küresel gizli anayasanın ikinci maddesi devreye girer: “Madde – 2: Siyonistlerin haksız olduğu durumlarda birinci madde geçerlidir!” Dolayısıyla katil rejimin her türlü insanlık dışı uygulamalarının sorgulanması gizli dünya anayasasının değiştirilemez maddelerine aykırılık oluşturması açısından suçtur, buna muhalefet eden ülke veya kurumlar anayasal suç işledikleri varsayımıyla terörist, terörü destekleyen ülke ya da eksen kaymasına uğradığı suçlamasıyla haklarında davalar açılır. Bunun sonucunda kimi ülkeler ekonomik ve siyasi ambargolara maruz kalırken kimi ülkelere de iktidar değişikliği(darbe) cezası verilir. İflah olmayacağına karar verilen ülkeler ise kısmi saldırı veya işgal ile cezalandırılır. siyonizmi sorgulayan devlet değil herhangi bir sivil kurum veya cemiyet ise Anti Semitist ilan edilerek yasaklanır ya da terör örgütleri listesine dahil edilerek mensuplarına karşı küresel çapta sürek avına çıkılır.

Son olarak Mavi Marmara katliamı sonrasında hükümetin katil rejime yönelik katliam tepkisi ve deklere ettiği şartlardan sonra içerde ve dışarıda kuşatmaya alınması siyonizm odaklı dünya siyaset yasalarına aykırı hareket etmesinin sonucuydu. Özellikle siyonist katillerin barbarlığının tescil edilmesine yol açacak bir uluslar arası soruşturma komisyonundaki ısrarı, karargah karartmasına dönüşen Kanada’daki görüşmede Obama’nın Başbakanı bizzat tehdit etmesi sonucunu doğurmuştu. Tehditle verlen mesaj, ısrarın sürmesi halinde soruşturmanın ters tepeceği, suçlanacak olanların yardım gönüllüleri ve İHH yöneticileri olacağı yönündeydi. Dolayısıyla siyonistlerin bizzat kendilerinin yapacağı iç soruşturmayla yetinilmesi istenmekteydi. Nitekim “kendin pişir, kendin ye!” tadında yürütülen iç soruşturma tamamlandı. Yayınlanan rapor, “Siyonizm daima haklıdır!” ilkesinin bir kez daha tescili niteliğindeydi. Suçlu olan yine yardım gönüllüleriydi. Dokuz kişiyi katleden katiller ise tamamen haklıydı, uluslar arası sularda yaptıkları kanlı müdahale tamamen yerindeydi. Tek eksiklik, “istihbarat zafiyeti”ydi. Belki de bu zaafiyet, katledilen insan sayısının azlığından duyulan memnuniyetsizliğin rapora yansıtılma biçimiydi.

Yayınlanan rapor katledilip mağdur edilen yardım gönüllülerini mahkum ettiği gibi, Almanya’nın Hamas’a destek verdiği gerekçesiyle İHH Avrupa teşkilatının faaliyetlerini bir çok eyalette yasaklaması, benzer yasaklamaların bundan sonra da dalga gibi yayılabileceğini gösteriyor. Hem raporun içeriği hem de İHH’ya yönelik yasaklama faaliyetleri ise Obama’nın tehdit mesajıyla örtüşmesi bakımından dikkat çekicidir.

Kaldı ki uluslar arası soruşturma yürütülüp katil rejim mahkûm edilse bile pratikte hiçbir şey değişmeyecektir. Başta BM Güvenlik Konseyi olmak üzere diğer uluslar arası kuruluşların katil rejimi bağlayıcı olması gereken yüzlerce kararı bugüne kadar israil tarafından kale bile alınmamıştır. Bunun yanında yine israil’in işlediği insanlık suçlarında dolayı çıkması gereken kınama/yaptırım kararlarına ABD’nın veto kartını kullanmasıyla akim kalan girişimlerin sayısı, çıkan kararların sayısından çok daha fazladır. Dolayısıyla “Siyonizm daima haklıdır!” prensibi canlılığını korumakta, siyonizmin zorba politikalarını sorgulayanlara ise “Anayasal suç” isnad edilmeye devam edilmektedir.

DOĞRUHABER GAZETESİ