Ortadoğu ve 'Mervan İbni Hakem' popülizmi

10 Aralık 2016 Cumartesi, 10:17

İnzar dergisinin son sayısında çıkan “Başyazıyı” umarım herkes okumuş ve gereken dersi çıkarmıştır.

Kabul etsek de etmesek de bugün İslam dünyası Hz. Osman sonrası yaşanan sıkıntıların daha beterini, baş gösteren siyasal kaosu ve Kerbelaları aratmayan iç hesaplaşmaları iliklerine kadar yaşamaktadır.

Hesaplaşma duygularının tavan yaptığı ortamlarda meselelere hangi yönden yaklaşırsanız yaklaşın, suçlamaların hedefi olmaktan kurtulmayacağınız gerçeği ortada durmaktadır.

***

İslam tarihini, halifeler dönemini, Hz. Osman'ın şehid edilmesiyle ortaya çıkan kargaşayı az çok hepiniz bilirsiniz.

İslam tarihinde bir bölümü “iyi niyet”, diğer bölümü “entrikalar” üzerine kurulu dramatik hadiselerin yaşandığı coğrafyanın 1.400 küsur yıl sonra yine aynı coğrafya olması tesadüf müdür bilinmez, ama benzer fitnelere bir kez daha aldanmanın tesadüf olmadığı kuşkusuzdur.

Hz. Osman'ın şehid edilmesiyle başlayan fitne ve karmaşa süreci, İslam tarihi boyunca “ibret alma” perspektifinden ziyade çoğu kez yeni fitnelere kapı aralamak maksadıyla irdelenmiştir. O dönemde yarım kalan “hesaplaşma”, farklı İslami ekoller arasında çoğu kez “hesaplaşmanın güncellenmesi” işlevine dönüştürülmüştür.

Durum bundan ibaret olunca da Müslümanların dersler çıkarmaktan imtina ettiği kocaman bir tarih, İslam düşmanlarının her devirde rahatlıkla iğfal edebildikleri bir birikime dönüştürülmüştür.

Hz. Osman'ın şehid edilmesi, o dönemde İslam toplumu için deyim yerindeyse pandoranın kapağını açmıştı. Hemen akabinde Hz. Ali'nin halife seçilmesi olayı vardı ki, bu da ne hedeflenen siyasal istikrarın yakalanmasına, ne de baş gösteren fitne hareketlerine engel olmaya yetmemiştir.

***

Hz. Osman'ın şehid edilmesi, geniş bir coğrafyada hüküm süren İslami idareyi bir anda başsız bırakmıştı. Bu durumu gören deneyimli sahabiler, gerek Hz. Osman'ın katillerinin yakalanabilmesi, gerekse de başsız kalan geniş coğrafyanın siyasal istikrarsızlığa uğramaması adına derhal yeni halifenin seçilmesi gerektiğini düşünüp bu yönde çabalar sergilemekteydiler.

İkinci bir grup daha vardı ki, yine bunların da aralarında seçkin sahabiler vardı. İlk önce Hz. Osman'ın katillerinin bulunması gerektiğinde ısrarcıydılar.

Ortada müthiş bir kamplaşma baş göstermişti. Bir taraftan istikrar arzuları, diğer taraftan “Hz. Osman'ın kanlı gömleği!”

Zor bir tablo orta yerde durmaktaydı. Her iki tarafın da “haklı gerekçeleri” söz konusuydu. Ancak dikkatlerden kaçmayan bir ayrıntı daha vardı;

Tercihlerini Hz. Ali'den yana yapıp “Halife ve istikrardan” yana olanlar arasına Hz. Osman'ın şehid edilmesinde rol oynayan unsurlar da karışmıştı.

Karşı grubun içerisine ise fitne unsurları, kabileci hesaplaşma peşinde koşup Hz. Ali ile hesaplaşmayı önceleyen unsurlar karışmıştı. Neticede bazı seçkin sahabiler biat etmese de Hz. Ali halife seçildi, ancak fitne ve yol açtığı kargaşa bir türlü önlenemedi. İsyan edenler… Hz. Ali'ye karşı kuvvet toplayanlar… Kargaşa için tüm fırsatları değerlendirenler… vs vs…

***

Yaşanan karmaşa içerisinde biat etmeyenler arasında bulunan Hz. Talha ve Hz. Zübeyr, Hz. Ali'nin huzuruna varıp şu isteklerde bulunurlar:

“Biz, hadleri icra etmek şartıyla sana biat ederiz. Suçluları cezalandıracak ve Hz. Osman'ın katillerine kısas yapacaksın!”

Hz. Ali ise;

“Allah'a yemin ederim ki, ben de sizin düşündüğünüzden başka bir şey düşünmüyorum. Hadiseler bir parça sükûnet bulunca meselenin nasıl halledileceğini göreceksiniz. O zaman karışıklıklar ortadan kalkar, hak ve hukuku iade etmek kolaylaşır.” (Taberi/İbn'ül Esir)

Talha ve Zübeyr oradan ayrılır, Mekke'ye giderler. Hz. Aişe ile anlaşıp Hz. Osman'ın kanını talep etmek üzere Kufe ve Basra'ya gitmeye karar verirler. İki sahabinin de buralarda taraftarları çoktu. Buralardan asker toplayacak ve geri gelip Hz. Osman'ın katillerini cezalandıracaklardı.

Bundan sonrası ise tam bir trajedi!

Kafile yola çıkar. İçerisinde Sa'd İbni As ve Mervan İbni Hakem'in de yer aldığı kafile Murru'z Zahran denilen yere vardıklarında Sa'd İbni As, adamlarına şöyle seslenir:

“Osman'ın katillerini bulmak ve kanını almak istiyorsanız, o zaman sizinle beraber bu orduda bulunan bazı kimseleri de öldürmeniz gerekir.”

Burada hedef, Hz. Ali'den bir an önce katilleri bulmasını isteyen ve bu nedenle biat dahi etmeyip bu kafileye katılan Hz. Talha ve Hz. Zübeyr'den başkası değildi!

Çünkü Hz. Osman'ın kanını kirli emellerine alet eden grup, gerçekten de katillerin bulunmasını önceleyen kişilerden daha kapsamlı düşünüyor, bu durumu büyük bir fırsata ve hesaplaşmaya dönüştürmenin planını yapıyorlardı.

Kafilede bulunan Mervan İbni Hakem ise daha “kapsamlı” düşünüyor ve şöyle cevap veriyordu:

“Hayır, biz onları (Talha, Zübeyr ve Hz.Ali) karşı karşıya getirip savaştıracağız. Birisi mutlaka ötekini mağlup edecektir. Galip gelen ise mutlaka zayıflamış olacaktır. İşte o zaman onun hakkından kolayca gelmiş oluruz.”(İbn-i Saad-Tabakat)

Kafile bu minval üzere Basra'ya varır. Bu sırada Muaviye ile görüşmek için Şam'a gitmeye hazırlanan Hz. Ali, durumu haber alınca Basra'ya yönelir. Hz. Ayşe, Talha ve Zübeyr'in de içinde bulunduğu kafile, oluşan durum karşısında bu kez Hz. Ali ile savaşmak için beklemeye başlar.

İki taraf karşı karşıya gelir. Bir an sağduyu devreye girer, arabuluculuklar başlar. Hz. Ali, Talha ve Zübeyr'i çağırarak onlarla konuşur. Konuşmadan sonra Hz. Zübeyr ayrılır, Hz. Talha ise ön saflardan uzaklaşarak cephenin en arka saflarına geçer. Fitneci odak işlerin ters dönmeye başladığını hisseder. Amr bin Cermuz adlı şaki Hz.Talha'yı orada şehid eder. Cepheden uzaklaşmaya çalışan Hz. Zübeyr ise rivayetlere göre bizzat Mervan tarafından şehid edilir.

İslam tarihinde meşhur “Cemel vakası” olarak bildiğimiz bu olay üzerine Mevdudi şu tespiti yapar:

“Cemel; hakikatte Hz. Ali ile Talha ve Zübeyr'in karşı karşıya gelmelerinin neticesidir ki, bunun planı daha önce Mervan İbni Hakem tarafından hazırlanmıştı. Maalesef Mervan'ın yaptığı bu plan, Basra civarında yüzde yüz gerçekleşmiştir.”

***

Oluşan kargaşa ortamında kendilerine bir başka açıdan pay çıkaran Haricilerin Hz. Ali'yi şehid etmelerinden sonra İslam tarihinin ne tür siyasal evrimler geçirip bu günlere kadar geldiğini az çok biliyoruz, oluşan ortamın türettiği çok farklı ekollerin oluşumunu da…

İnsan bir an şunu düşünemeden edemiyor;

Hz. Osman sonrası siyasal istikrar ve Müslümanların birliğini önceleyen ekolün çabaları, Hz. Osman'ın kanlı gömleğinin ardına saklanan intikamcı, hesaplaşmacı, çatışmacı ekole mağlup oldu. Neticesini ise 1400 küsur yıldır hep trajedi olarak yaşadık.

Son demlerde İslam dünyasının genelinde boyutu farklı olsa da benzerini geride bırakan daha sofistike bir süreç yaşıyoruz.

Bir tarafta “Kanlı gömlek”, hatta “Gömlekler”, ki içerisinde Iraklının, Suriyelinin, Yemenlinin, Libyalının, Mısırlının; Türkün, Kürdün, Arabın, Farsın; Şiinin, Sünninin “Kanlı gömlek” koleksiyonları ve bu koleksiyonlar üzerinden sürekli ateşlenen intikamcı, hesaplaşmacı, çatışmacı duygular yükselmektedir.

Diğer taraftan cılız, hatta çok cılız olmasının yanında aşağılanan, sansürlenen, horlanan “uzlaşı ve istikrar” çağrıları yapılmaktadır.

Hz. Ali döneminde “Mervanist politikalar” yerine “Uzlaşı/istikrar” çabaları galip gelseydi, belki de İslam dünyası kan ve fitne kokan bir tarihsel temel üzerine değil, gurur verici temeller üzerine bina edilmiş olurdu.

Mervanist politikalar, bugün bile ızdırap oluşturan trajedilere kaynaklık ediyorsa, günümüzde hala aynı politik kültürün mirasçılığında ısrar etmenin anlamı ne olabilir?

Bugün yine Cemelleri, Sıffinleri daha ölümcül şekillerde yaşamaktayız. Her karşılaşmada yine Talhaları, Zübeyrleri, Ammarları kurban vermekteyiz.

Tarihi olay/yer/şahıs bazında güncellersek;

Kimin Osman'ı, Ali'yi, Talha'yı, Zübeyr'i temsil ettiği kararını belki veremeyiz; Ama Mervanları tanıyabilir, yürütülmekte olan Mervanist popülizmini pekâlâ mahkûm edebiliriz.

O dönem Hz. Osman'ın katilleri gümbürtülerden yararlanarak belki paçayı kurtarmayı başardılar, ama günümüzde binlerce hatta yüzbinlerce Osmanlar kan revan içerisinde ve “Önce istikrar, sonra katiller” yerine bir kez daha “Önce katiller…” geleneği ısrarla sürdürülmektedir.

İstikrar sağlanmadan, uzlaşı sağlanmadan, güven ortamı oluşturulmadan “katil” bulunmaz, bulunsa da cezalandırılamaz. Bu politikada ısrar etmek, daha nice Osmanları kanlı gömleklere mahkûm edip çağdaş Mervanların kirli politikalarına kurban etmek demektir. (Doğruhaber)