ABD ve Türkiye'nin Koridor Politikası: Kesişir mi, Çatışır mı?

31 Mart 2018 Cumartesi, 12:30

Yeni bir aşamaya giren Suriye denkleminde “öngörülemezlik”, şu an için en stabil durum haline gelmiş durumda.

Öngörülemezlik havasının hakim olduğu denklemde “Ne olacak?” sorusuna isabetli cevaplar bulmak oldukça zor. Çünkü sahada oluşan yeni denklemde taraflar yerine göre birbirleriyle dost, yerine göre de düşman olarak beliriyorlar. Hal böyle olunca kamuoyuna dönük mesajlar birer döne olmaktan çıkıp “kapı arkası” diplomasisi daha fazla önem kazanıyor. Bu da öngörülemezliği oluşturan sürprizler olarak karşımıza çıkıyor.

Hatta bazen olup bitenleri kendi doğal mecrası içerisinde anlamlandırmak bile zorlaşabiliyor. Mesela Afrin konusu gibi…

Afrin'i çevreleyen YPG savunma hatları geçilip şehir merkezi kuşatıldıktan sonra Türkiye, meskun mahal çatışmalarına hazırlık olarak deneyimli birliklerini gönderdi. Bizdeki “Çukur siyaseti” tecrübesinden hareketle meskun mahal çatışmalarının en azından aylar sürecek bir zaman sürecine yayılacağı beklentisi herkeste hakimdi.

Afrin operasyonunun başlangıcından son aşamasına kadar Rusların öncülük ettiği Esad yönetimi ile YPG arasındaki devir müzakereleri, Afrin'de örgüte bir takım kazanımlar karşılığında şehrin kontrolünün Şam'a devredilmesini öngörüyordu. Oysa Rusların önerisini reddeden örgüt, bir anda topuklayarak kenti Türkiye'ye bırakmayı tercih etti. YPG'nin Afrin'i yüzde yüz koruma refleksi göstereceği beklentisi yoktu. Ancak tek bir kurşun sıkmadan gerisin geriye kaçması da sürprizden öte bir şey değildi. Tel Rıfat hakeza…

“Zeytin Dalı” harekatının başlamasında Rusya'nın etkisi ve gösterdiği kolaylık inkar edilemez. Keza YPG'nin bir takım kazanımların korunması karşılığında Afrin'i Suriye'ye teslim etmek yerine avucunu yalamak pahasına Türkiye'ye bırakmasında da ABD'nin etkisi inkar edilemez. Tel Rıfat'ta olduğu gibi bu durum büyük ihtimalle Münbiç'te de tekerrür edecektir. Sonrası ise şimdilik meçhul!..

YPG'nin sahada çizdiği bu kıvrak manevralarla ilgili farklı görüş ve politik belirlemeler söz konudur. Burada YPG'nin patronajlığını yapan ABD'nin bu tür manevralarla politik ve askeri hedeflerinin ne olduğu önem kazanmaktadır.

Afrin harekatının başladığı ilk günlerde ABD'nin eski Ankara büyükelçisi J.Jeffrey'in ilginç bir makalesi yayınlanmıştı. Esadsız ve İransız bir Suriye hayalinin süslediği makale, YPG kontrolündeki bazı bölgelerin Şam'ın kontrolüne geçmesindense Türkiye'nin kontrolüne girmesinin daha faydalı olacağı tezine dayanmaktaydı. İran etkisinin Türkiye için de zararlı olduğu görüşünü CB Erdoğan'ın geçmişte dillendirdiği “Pers yayılmacılığı” sözünün üzerine oturtuyordu. Nihayetinde ise PYD ile Türkiye'nin ortak bir konsensüste buluşturularak yine İransız ve Esadsız birleşik bir Suriye'nin teşekkülünü öngörüyordu. Türkiye ile PYD'nin birlikte hareket etmesinin şu aşamada zorluğunun olduğunu kabul edeb Jeffrey, ancak bunun imkansız olmadığı görüşünü önceden de Salih Müslim'in Ankara'ya davet edildiği olgusu üzerine bina ediyordu.

Jeffrey'in penceresinden meseleye bakılırsa yaşananlarla ilgili belli bir sonuca varmak mümkün gibi görünüyor. Bu durumda ABD ile Türkiye'nin politikaları önümüzdeki süreçte kesişebilir öngörüsü de ortaya çıkabiliyor.

Ancak kazın bir ayağı daha var.

Kuveyt merkezli El Rai medyasında Elijah J. Magnier imzasıyla yayınlanan “Afrin Neden Düştü?” başlıklı makalede konu üzerine farklı tespit ve yorumlar dikkat çekmekteydi. Afrin'nin Şam'a devri görüşmelerine değinen Magnier, ancak görüşmelerde YPG'nin Afrin'i Suriye'ye teslim etmek yerine Türkiye'ye teslim etmeyi tercih etttiklerini anladıklarını belirterek özetle şu görüşlere yer veriyor:

Öncelikle ABD ve Batılı müttefiklerinin Türkiye üzerine aşırı bir baskı kurmak suretiyle Afrin operasyonunu sekteye uğratacaklarına inanıyorlardı. Bu olmayınca Amerikan korumasının daha garantili olacağı Rakka, Deyrezzor ve Haseke gibi yerlere çekilmeye başladılar. Öte yandan çekilecekleri yerlerde Suudi Arabistan tarafından daha iyi şartların oluşturulacağı imar ve inşa hamlelerinin başlatılacağı sözünün verildiğini belirten Magnier, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Aynı zamanda da ABD'nin koruması altında, Kürtlerin her zaman peşinde koştuğu bir rüya olan Kuzeydoğu Suriye'de bir mini Kürt devletinin oluşmasına katkı sağlaması sözü verildi. İşte bu sebeple YPG, Suriye'deki bu toprak parçasını Türkiye'ye teslim etti.”

Burada Afrin'in Suriye yerine Türkiye'ye teslim edilmesinin tercih edilmiş olması, J.Jeffrey'in öngörüleriyle paralel bir durum oluşturuyor. Ancak ABD'nin koruma kalkanı içerisinde “Mini bir devlet” sözü gerçek ise, bu durumda Jeffrey'in politik ve askeri öngörüleri havada kalıyor demektir.

Bu durumda ABD ile Türkiye'nin Suriye politikası kesişmek yerine daha da artacak bir çakışmayı beraberinde getirecek demektir. (Dogruhaber)