Yeni Zelanda Katliamı ve İçimizdeki Barbarlar

24 Mart 2019 Pazar, 16:22

Bir bütün olarak Batı’da Müslümanlara yönelen nefretin dozajı artarak sürüyor. Çoğu zaman Müslümanlara karşı hükümetler düzeyinde getirilen kısıtlamalar peyderpey “Yasal zeminlere” oturtulmaya çalışılıyor.

Müslümanların giyim kuşamları, kamuda çalışma koşulları, ibadethaneleri, eğitim olanakları farklı ülkelerde farklı usullerle kısıtlanma yoluna gidiliyor.

Buna ilaveten giderek yaygınlaşan ırkçı, faşist, fanatik odaklar, çeşitli saldırıları beraberinde getiriyor. Literatüre yerleşen “Yabancı düşmanlığı” kavramı, fanatizmi bir nevi mazeret kılıfına büründürüyor.

Özellikle cami ve mescitler, fanatik odakların başlıca hedefi haline gelmiş bulunuyor. Bilhassa “Modern medeniyetin beşiği” denilen Avrupa, bu alanda başı çekiyor.

“Yabancı düşmanlığı” pratikte umumi olarak yabancıları hedef almak yerine Müslümanları hedef alan bir özellik taşıyor. Aydınlatılan bazı ölümlü saldırıların ardında gizli servis bağlantılarının ortaya çıkması ve siyasi aktörlerin nefret politikalarına önderlik etmeleri, fanatizmin ardında kurumsal bir politikanın olduğunu ele veriyor.

Artan işsizlik, üretim ve büyüme rakamlarındaki durağanlık, refah seviyesinin gerilemeye yüz tutması, entegrasyon politikalarından istedikleri sonuçları alamama gibi nedenler, Avrupa ülkelerini endişeye sevk ediyor. Dolayısıyla bu endişelerin ırkçı, faşist, saldırgan odaklar için kurumsal desteğe dönüşmesi Avrupa için gereklilik haline dönüşebiliyor.

Daha ziyade Avrupa’da neredeyse sıradanlaşan cami saldırılarının, bu kez daha vahşi bir versiyonla Avrupa’da değil de Yeni Zelanda gibi uzak bir ülkede yapılmış olması ilk etapta şaşkınlık oluşturdu. Ancak terör için yer ve zaman kavramlarının çok da geçerli olmadığı tezini en çok Batılılar dillendiriyor.

Yeni Zelanda’daki cami katliamı, belki de vahşetin çapıyla orantılı olarak İslam dünyasında büyük bir yankı uyandırırken, Batı’da deyim yerindeyse bir ‘cafe’nin camına atılan taş oranında ancak tepki görebildi. Hele ki nefret üssü haline gelen Charlie Hebdo’nun binde biri kadar bile Batı’da tepki görmedi.

Müslümanların dünya çapında gösterdikleri tepki ise, belki de unutmaya yüz tuttuğumuz genel dayanışma açısından oldukça anlamlıydı. Nefret ideolojisi, nefret fanatizmi ve ardındaki kurumsal faktörlere dikkat çekilirken; din, inanç, mabed dokunulmazlığı üzerine adeta “Çok kültürlü” modern haydutlara ders verir nitelikler ortaya çıkmaktaydı.

Yaban ellerde vahşice katledilen Müslümanlar için yaşanılan derin hüzün, dünya çapında Müslümanların özlenen dayanışması ile oluşan sevinç tablosuna karışarak tuhaf bir karışımı beraberinde getiriyordu.

Ve İçimizdeki Barbarlar…

Cami katliamına yönelik tepkilerimizde katliamcılara ve mensup oldukları odaklara karşı itici vasıfların neredeyse tümünü kullandık, haklı olarak. Tam da bu noktada İslam dünyası olarak inanıyorum ki çoğumuzun kafasında cami eksenli barbarlıklar bağlamında “Deli sorular” belirmeye başladı. İbadet, Cami, Mescit, mabed, mabed dokunulmazlığı, saldırılar, katliamlar… Sadece Yeni Zelanda mı?!

Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye… İşgalci güçler eliyle bombalanan, yakılıp yıkılan sayısız camileri bir tarafa bıraksak bile!

Tarihinde gayri müslimlerin mabedlerine eman vermiş bir ümmetin mensupları olarak günümüzde Müslüman mabedlerini sapkın saiklerle “Mescid-i Dırar” addedip Allah ile buluşmak adına kendini de camiyi de camidekileri de tuz buz eden “Müslüman fanatistin” Yeni Zelanda’da otomatik silahlarla ve yine HAÇLI ruhuyla camiye dadanıp elliyi aşkın Müslümanı katleden “Hıristiyan fanatistten” farkını pratikte kim ortaya koyabilir ki?!

Şiilerin camisidir, sünnilerin camisidir ya da Sufilerin dergahıdır diye son on yılda o kadar cami içindekilerle birlikte havaya uçuruldu ki!.. Camileri hedef almak, patlatmak, içindekilerin cesetlerini moloz yığınları arasında tanınmaz hale dönüştürmek o kadar sıradanlaştı ki!.. Artık cami patlatma haberleri İslam dünyasında haber değeri bile taşımaz hale geldi. Tepki mi? Haber değeri bile artık taşımayan vakalara kim tepki gösterir ki?!

Batı’nın Charlie Hebdo’suna karşı gösterdiği dayanışmayı Müslümanlar daha ilk günden cami saldırılarına karşı sergileyebilselerdi…

İbni Mülcem veya Haccacların modern mirasına karşı ortak ve keskin tavırlar koyabilselerdi, kim bilir belki “İçimizdekilerin” gösterdiği Charlie Hebdo hassasiyetini, dışımızdakiler de Yeni Zelanda katliamı için gösterir, sadece twit ya da üç satırlık yazılı kınama mesajlarıyla yetinmezlerdi. (Doğruhaber)