Müminler Birbirlerinin Velileridirler!

15 Temmuz 2009 Çarşamba, 00:00

HSH - Mehmet Emin Haksever yazısı : "Tarih boyunca, Allah’a iman edenler, İslamiyet tarihinden günümüze kadar da Müslümanlar, hak dava için çalışmış ve bu yolda birbirlerinin veli ve dostları olmuşlardır. Aynı şekilde inkâr ehli de mücadelelerinde birbirlerinin yardımcısı olmuş ve bu uğurda hak ehli gibi bedel ödemişlerdir.

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte Allah ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe - 71)
 
Hamd âlemlerin yegâne rabbi olan Allah’a, salât ve selam onun ve biz Müslümanların biricik sevgilisi Muhammed’e, âline, ashabına ve Müslümanların üzerine olsun.
 
Yukarıdaki ayetten çıkarılması gereken manalardan biride, Müslümanların birbirlerini koruyup kollaması, birbirlerine sahip çıkması gerektiğidir.
 
Tarih boyunca, Allah’a iman edenler, İslamiyet tarihinden günümüze kadar da Müslümanlar, hak dava için çalışmış ve bu yolda birbirlerinin veli ve dostları olmuşlardır. Aynı şekilde inkâr ehli de mücadelelerinde birbirlerinin yardımcısı olmuş ve bu uğurda hak ehli gibi bedel ödemişlerdir.
 
Her iki kutupta da davalarını omuzlayan bir gurup olduğu gibi bunlara destek veren, ikinci derecede taraftarları da olmuştur. Taraftarlardan oluşan ikinci derecedekiler birinci derecedekiler kadar emek sarf etmeyip aynı zamanda dert edinmemektedirler. Ama bu ikinci derecedeki gruplarda, karşı guruba herhangi bir fayda vermemek için ellerinden geldiğini de yapmışlardır. Yani saflar belirginleşmiştir. Mesailerini kendilerinden olanlar ile geçirir, işlerinde kendilerinden olan insanları seçerler.
 
İnkâr ehlinden bir firma veya şirkete, iş başvuruşunda bulunan ve üzerinde İslam’ın işaretini taşıyan bir başörtülü bayan veya sakallı bir genci gördüklerinde, kırmızıyı gören boğalar gibi köpürür ve iş başvurusunu hemen ret ederler –velev ki işin ehli olsalar dahi-. Dolayısı ile dinin garip olduğu bu dönemde, mensupları da garip kalmış ve iş imkânları baya daralmıştır.
 
Tarih boyunca, hak-batıl mücadelesi olmuş, günümüzde ve gelecekte de olmaya devam edecektir. Ama yukarıda belirtildiği gibi saflar, belirgin ve nettir. Son zamanlarda, bir zamanlar kendilerini hak davanın savunucusu, bedel ödeyicisi ve emek sarf edeni gördüğümüz bazı kardeşlerimizin, düzelen maddi imkânları ile paralel olarak, üzerlerindeki İslami işaretleri terk etmiş görünüyorlar. İşyerlerine gittiğinizde, sizi karşılayanın bayan ve tesettürsüz olması, işyerinde çalışan insanların içerisinde namaz kılanların olmaması ve kıbleyi dahi bulmak için ancak birkaç kişiye müracaattan sonra öğrenilmesi, namaz kılınan yerin basit bir yer olması kadar acıklı bir durum var mıdır?
 
Çalışma sahaları daraltılan resmi daireler, kamusal alan hikâyeleri ile tüm kapıların üzerlerine kapandığı pırıl pırıl gençlerimiz, evine ekmek getirme derdi ile kavrulurken, kendilerini Hakk’ın savunucusu, çocuklarını hafız yetiştiren ve hanımlarına çarşaf giydiren insanların işyerlerinde çalışan insanları, dini hassasiyeti olmayan insanlardan seçmesi ne kadar da tezat bir durumdur. Bu tür bayanlar, zaten her yerde iş bula imkânına sahipken, onları kendi alanımıza da yerleştirmemiz saflarımızın bulanıklaştığına işarettir.
 
Bizler Müslümanlar olarak Allah’ın dinini, tüm benliğimize sirayet ettirmeli ve çalışma alanlarımıza da İslam’ı taşımalıyız ki ayetin muhatabı olarak birbirimizin dost ve velileri olalım.
Bizler, bir Hıristiyan ülkesinde taşıdığı başörtüsü için hunharca bıçaklanarak şehit edilen Merve bacımız için üzülürken, Müslüman ülkesinde yıllarca okuduktan sonra bazı safsatalar ile önü kapatılan kardeşlerimize, kendimiz imkân sahibi olduğumuz halde onları görmemezlikten gelmemiz, bizim kendimizle çeliştiğimizin en açık göstergesidir…
 
Bu tür hassasiyetlere dikkat etmeden, birbirimizi koruyup sahiplenmeden, nasıl birbirimize veli ve dost olabiliriz ve bu merhaleyi yerine getirmeden, birbirimize iyiliği emreder ve kötülükten sakındırabiliriz?
 
Elde ettiğimiz dünyevi başarılar ile birlikte, manevi zenginliğimiz için çaba sarf edersek, işte o zaman şeytanın vesveselerinden kendimizi kurtarır ve elimizdekini kaybetme korkusuyla dinimizden tavizler verme formülleri peşinde olmayız inşallah.
 
Gün geçtikçe İslam’dan uzaklaştırılan yeni neslin içerisinde, bunca meşakkate göğüs gererek, bir yere geldikten sonra bunca emeğinin karşılığını bulacak bir ortam bulamayan bir gencin halini göz ardı etmemeliyiz.

Müslümanlar birbirlerinin velileri ise birbirlerine sahip çıkması ve çalışma ortamlarını da İslami çerçeveye uyarlaması, içine girildiğinde İslam’ın kokusu her yere sirayet etmeli, bir takım kuruntulardan kurtulmalıdırlar.

Birbirimize dost ve veli olma ve Rabbimizin rahmetine mazhar olma  ümidiyle…
 
 
Mehmet Emin Haksever