Hak Âşıklarını Neden İncitiyorsunuz?

15 Temmuz 2009 Çarşamba, 00:00

HSH - Mehmet Emin Haksever yazısı : "... Son zamanlarda cezaevlerinde, bu baskıların bir diğer şekli moda olmuş ve mahkûmlar yaşadıkları şehirlerden çok uzak şehirlere cezaevlerinde yer yok bahaneleri ile gönderilmektedir..."

Kâinatın yaratıcısı, insanları yeryüzüne gönderdikten sonra onları başıboş bırakmamış, onların yeryüzünde mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayabilmeleri için sürekli onlara yol göstericiler ve nizamlar göndermiştir. İşte bu Allah’ın bizlere olan rahmetinin açık göstergesidir.
 
Biz insanlar bu nizama ve onun elçisine uyduğumuz müddetçe mutlu olmuş ve yeryüzünde barış içerisinde yaşamışız. Ama ne zaman Allah’ın emirlerine sırt çevirdiğimiz ve kendi yetersiz beyinlerimizle nizamlar oluşturduk, işte o zaman huzursuzluk, gasp, hırsızlık, tecavüz ve adam öldürmeler almış başını gitmiştir. Ve bu şekilde sistemin çarpıklığı sonucu bir kısım insanlar sistem kurbanı olmuşlardı.
 
Bunların en bariz örnekleri, Büyükşehirlerde sokaklarda yaşayan tiner ve madde bağımlısı insanlardır. Bütün bunlar olurken, sistemin işleyişi için çırpınanlar, sürekli olarak bu tür olumsuzluklara kulak tıkar duymamaya çalışır, göz kapar görmemeye çalışırlar. Sistemin çarkları dönerken üç-beş kişi bu çarkın arasına sıkışarak can vermişse, ne olmuş deyip geçerler. Bu yanlışlar bu şekilde sürüp giderken, yanlışlar sonucu ülkede suç işleme oranı artmakta, cezaevleri hızla dolmakta ve ihtiyaca cevap verememektedirler. Ve bu soruna kulak tıkayanlar çözüm olarak cezaevi sayısını arttırmak yönünde kararlar verir ve bu yönde adım atıyorlar. Ve basının karşısına çıkıp, işte şu kadar kapasiteli bir cezaevi diye başlayarak niteliklerini övmeye başlarlar.
 
Cezaevlerindeki mahkûm sayısı, yatak sayısını geçmiş. Rakamları adalet bakanı Sadullah Ergin açıklamış. Ergin, ceza kurumlarındaki yatak sayısının Ocak 2007 itibarıyla 74 bin 140, hükümlü ve tutuklu sayısının 70 bin 277. Ocak 2008 itibarıyla yatak sayısının 86 bin 387, hükümlü ve tutuklu sayısının 90 bin 837. Ve 14 Mayıs 2009 tarihi itibarıyla ise yatak sayısının 103 bin 904, hükümlü ve tutuklu sayısının 110 bin 880 olduğunu bildirdi.
 
Rakamlar yaklaşık 7 bin tutuklu ve mahkûma yatak kalmadığını gösterdi. Buyur, bu adalet bakanlığının resmi açıklaması. Ve buna göre yatak sayısı ne kadar arttırılıyorsa da mahkûm sayısına bir türlü yetişmemekte ve rakamlar korkunç bir hızla yükselmektedir.
 
Peki, bir ülkede suç işleme oranı hızla yükseliyorsa ve bunun önü cezaevi sayısı yönünde artışa geçmekle alınmıyorsa, bu sistemin irdelenmesi gerekmez mi? Birazda eleştiri oklarını kendine yöneltip ben cezaevi sayısı arttıracağıma toplumun suça yönelmesinin önünü alacak, toplumu refaha ulaştıracak bir takım değişikliklere gitmeliyim diye düşünmek gerekmez mi? Yüz yıla yakındır bu yöntem uygulanmış, hep analar ağlamış, çocuklar öksüz, anneler dul kalmıştır. Ve bir sonuç elde edilmemiştir. Kucaklayıcı ve sevgi ile yaklaşılacağına hep baskı yönünde tercihler yapılmıştır ve dolayısıyla sorunlar gün geçtikçe büyümektedir. Bir ülkede cezaevleri yetersiz kaldığı anda sistem yanlıştadır demektir. Hemen sistem kendisinde bir reforma gitmelidir.
 
Cezaevlerini, ıslah evi yapacağına, orayı kin ve öfkenin depolandığı bir yere dönüşmesi de ayrı bir kabahattir. İçeriye aldığın kişiye maddi ve manevi destek versen, onu orada şefkatli bir yaklaşımla eğitip, topluma faydalı bir birey haline getirmeyi düşündüğün ve uygulandığın zaman inşaata başvurmaya gerek kalmaz.
 
Son zamanlarda cezaevlerinde, bu baskıların bir diğer şekli moda olmuş ve mahkûmlar yaşadıkları şehirlerden çok uzak şehirlere cezaevlerinde yer yok bahaneleri ile gönderilmektedir.
 
Doğu ve güneydoğuda, çoğunluğu Camide Kuran-ı Kerim dersi verdiği için ömür boyu hapse mahkûm edilen insanlar, bu bahane ile teker teker Karadeniz illerine, adeta sürgün ediliyor.
Herhalde verilen ceza onları tatmin etmemiş ki bu şekilde, haftada hatta ayda zar zor bir kere evladını görme imkânı bulan, fakir ve yaşlı analara “senin oğluna verdiğimiz ceza yetmez, seni de cezalandırmak lazım” kabilinde bir niyete sahipler. Ve bunun uygulamasını da yapmaya başlamışlar.
 
Bu şekilde baskı ve zulümle bir yere varılmaz. Sistem derhal kendisini sorgulamalı ve bu cezaevlerindeki yer değişimi adı altında mahkûmlara yapılan eziyetlere, derhal son verilmelidir.
 
Ömürlerinin son devirlerini yaşayan ve aşağı yukarı 15 yıldır gözleri yolda kalan ebeveynler, çocuklarına kavuşma zamanını beklerken, eşini veya babasını bekleyen çocuklar, bu verilen ömür boyu mahkûmiyetlere daha kendilerini alıştırmamışken, acılarına ek olarak onların uzak memleketlere sürülmeleri, insanlıktan uzak bir karardır. Bulundukları şehirde gerçektende yer yoksa -ki bu sizin ayıbınız- hiç olmazsa en yakın şehre yollayın ki acılarına acı eklenmesin.
 
Sonuç olarak hepimiz Allah’a döneceğiz ve yaptıklarımızın hesabını Halik’ı Zülcelâl’a vereceğiz. Daha imkân varken, vereceğimiz bu hesaba kendimizi hazır etmeli, zulüm ve baskı ile Allah’ın seçkin kullarına eziyet etmeye bir an önce son verilmelidir. Yusuf olup, Allah’ın sevgilisi olmak varken, neden firavun olmayı seçip, kötüler safını seçiyorsunuz? Kuran için seve seve bedel ödemeyi kabul eden hak aşığı Yusufi’lere selam olsun...
 
 
Mehmet Emin Haksever